Spoiler içeriyor
okuduğum ennn güzel kitaplardan birinin yorumuyla geldim! josè saramago’nun 1998 yılında nobel edebiyat ödülü almış körlük’ü… konusuna geçmeden şunu söylemek isterim; kitap ciddi anlamda sürükleyici, elinize aldığınız gibi bırakamayacağınız, etkisinde kalacağınız bir kitap. ben üç haftaya yayarak okumayı tercih ettim…devamıokuduğum ennn güzel kitaplardan birinin yorumuyla geldim! josè saramago’nun 1998 yılında nobel edebiyat ödülü almış körlük’ü…
konusuna geçmeden şunu söylemek isterim; kitap ciddi anlamda sürükleyici, elinize aldığınız gibi bırakamayacağınız, etkisinde kalacağınız bir kitap. ben üç haftaya yayarak okumayı tercih ettim bu aralar yoğun olduğum için. yazarın kalemiyle ilk defa tanıştım, ve ilk defa portekiz edebiyatından bir kitap okudum. zaten bu eserin devam kitabı da var - görmek- onu da en yakın zamanda okuyacağım. kitapla alakalı hoşuma gitmeyen ufak bir ayrıntıdan da bahsedip kitabın konusuna kısaca değineceğim, ben bu “kırmızı kedi” yayınlarından okudum ve kitabın ilk sayfalarında yayınevinden bir not düşülmüş; yazarın kalemi ve üslubuyla oynanmadan basıldığıyla alakalı. okumakta başlarda zorluk çekebilirsiniz çünkü yazarımız kitabı yazarken konuşma çizgisi ya da tırnak işareti vs. kullanmamış, virgüllerle ayırmış. dolayısıyla konunun gidişatı konuşmalara karışabiliyor. bunu dikkate alarak okuyun lütfen. can yayınları’nda bir basımı daha var, ama ben en çok bu basım tercih edildiği için bu basımdan okumak istedim. belki can yayınları daha farklı yazmıştır, bilemiyorum. daha fazla uzatmadan konusuna geçiyorum.
kitapta 7 tane ana karakterimiz var, fakat bu karakterler isimleriyle bahsedilmiyor. karakterlerimiz: doktor, doktorun karısı-kitaptaki en sevdiğim karakter-, gözü siyah bantlı adam, şaşı çocuk, koyu renk gözlüklü genç kız, ilk kör olan kişi, ve ilk kör olan kişinin karısı… olay bir trafik lambasının önünde bekleyen insanların kör olmasıyla başlıyor, ilk kör olan kişi doktora gidiyor ve doktor kontrolünde bu körlüğün siyah bir körlük değil, beyaz bir körlük olduğu anlaşılıyor. daha sonrasında doktorun da kör olmasıyla beraber körlüğün aslında bir salgın olduğu ortaya çıkıyor ve kör olan kişiler karantinaya alınıyor. içlerinden sadece doktorun karısı görüyor, kör olmuyor. doktorun karısına da değinmek isterim çünkü kitapta kesinlikle en çok hayranlık duyduğum ve en sevdiğim karakterdi. olayların gidişatı boyunca herkese o yardımcı oldu, özellikle doktora karşı da inanılmaz anlayışlı ve vefalıydı. zaten yazar bu kitapta kadın dayanışmasına da dikkat çekmek istemiş. ama aslında kitabın asıl anlatmak istediği şey insanların somut olarak kör olmasındansa toplumsal olarak ahlaksız, riyakar, iki yüzlü olmasını anlatmak istiyor. ve bunu somutlaştırarak anlatmış. gerçekten her bir sayfasında inanılmaz etkilendim. sonunda zaten hepsi görmeye başlıyor. ama özellikle kitabın son sayfaları gerçekten çok güzeldi, bu yedi kişinin bir dayanışma içinde olup birbirlerine yardımcı olmaları beni çok duygulandırdı. tek anlam veremediğim şey doktorun karısının gördüğünü neden herkesten bir süre boyunca sakladığıydı… çünkü kitapta da bunun güzellemesini yapan bir söz vardı - kitapta çok fazla altını çizdiğim söz vardı aslında- ama içlerinden en sevdiğimi paylaşmak istiyorum:
“-bence biz kör olmadık, biz zaten kördük. -gören körler mi?
- gördüğü halde görmeyen körler.”
kitaba puanım 10/10. bunu beğenmeyecek insan sayısı çıkacağını zannetmiyorum. inanılmaz güzel bir kitaptı. herkese öneriyorum. keyifli okumalar dilerim, barışla kalın. ✌🏻