Spoiler içeriyor
Naif. Kazuo'nun üslubu kendini hissettiriyor. Aman aman bir olay akışı yok ama bahsettikleriyle kendini okutmayı başarıyor. Yapay zekanın gözünden bizim dünyamıza isabetli bir bakış. Tek sorunu bazı yerlerde eksik kalmış olması, bir serinin ortasındaki kitapmış havası veriyor az buçuk. Teknoloji…devamıNaif. Kazuo'nun üslubu kendini hissettiriyor. Aman aman bir olay akışı yok ama bahsettikleriyle kendini okutmayı başarıyor. Yapay zekanın gözünden bizim dünyamıza isabetli bir bakış. Tek sorunu bazı yerlerde eksik kalmış olması, bir serinin ortasındaki kitapmış havası veriyor az buçuk.
Teknoloji liderlerinden birinin okuma listesinde görmüştüm. Sene başından beri kütüphaneye gelmesi için uğraşıp, gelmeyince indirimde bulmuşken satın aldım.
Konumuz ve ana karakterimiz bir yapay zeka olan Klara. Yapay zekadan ziyade "Yapay Arkadaş (YA)" isimlendirmesi yapılmış. YA'lar, çocukların bir nevi bakıcılığını üstleniyorlar. Onların mutlu olması için ellerinden geleni yapıyorlar.
Yakından bakılması gereken birkaç konu var. Onlara da değineceğim bu yazıda.
Şimdi, en etkilendiğim özelliklerden biri: incelikli düşünülmesi. Çok incelikli düşünülmüş. Veri bilimi, makine öğrenmesi, derin öğrenme, yapay zeka vb konularla aktif olarak her gün ilgilenen ve çalışmalar yapan biri olarak şimdiye kadar hiç düşünmediğim yerlerden de yaklaşılmış olaya. Biz bir şey yaparken, genelde her şeye birkaç satır kod alt tarafı gözüyle bakıyoruz. Hoş, benim şu an üzerinde çalıştığım projelerin daha küçük çaplı projeler olduğunu da göz önünde bulundurmalıyız tabi. Kod dediğime bakmayın, kitapta teknik hiçbir şey geçmiyor. Rahatça okuyabilirsiniz.
Hep düşündüğüm ve içlerinde yer almayı istediğim tipte projelerden biri var bu kitapta. Yerine geçme, yükseltme. Adına her ne derseniz işte. Kızları hasta olan bir çiftimiz var. Eninde sonunda öleceğini düşünüyorlar. Aşırı planlı olmasa da her şey, bir Yapay Arkadaş (Klara) alıyorlar. Zaman içinde kıza bir şey olursa ileride onun yerine Klara'nın geçebileceğini düşünüyor kadın. Bu noktada araya serpiştirmek istediğim güzel bir diyalog var babayla Klara arasında geçen. Birebir aktarmak yerine biraz düzenleyip yazıyorum. Muhtemelen karakter sınırını yine aşacağım ama bu sefer Jobs kitabında olduğu gibi yazıyı kırpmak yerine yorumlarda devam edeceğim yazmaya.
"Baba: İnsan kalbine inanır mısın? Sadece organ anlamında sormuyorum besbelli ki. Şiirsel anlamda konuşuyorum. İnsan kalbi. Böyle bir şey olduğunu düşünüyor musun? Her birimizi özel yapan, birey yapan bir şey?
Klara: Evet. Tabii.
Baba: Senin muhteşem yeteneklerinin ötesinde bir şey. Çünkü, ne kadar ustalıkla yapılırsa yapılsın, kişiyi taklit etmek yeterli olmayacaktır. Onun kalbini de öğrenmen gerekecek, hem de bütünüyle öğrenmelisin, yoksa gerçek anlamda Josie olamazsın.
Klara: Sizin sözünü ettiğiniz kalp gerçekten de Josie'nin öğrenilecek en zor kısmı olabilir. Çok odalı bir ev gibi olmalı muhtemelen. Öyle bile olsa, kendini adamış bir YA, yeterli vakit verilirse, bu odaların hepsinde dolaşabilir, sırayla hepsini inceleyebilir, ta ki orası kendi evi gibi oluncaya dek.
Baba: Fakat varsayalım sen o odalardan birine girdin ve onun içinde bir oda daha keşfettin. O odanın da içinde yeni bir oda daha. Odaların içinde odalar, onların içinde tekrar odalar. Josie'nin kalbini öğrenmeye çalışırken böyle olma ihtimali yok mu? Bu odaların içinde ne kadar uzun süre dolaşırsan dolaş, içine giremediğin başka odalar olmayacak mı?
Klara: Tabii, insan kalbi mutlaka çok karmaşıktır. Fakat bunun bir sınırı olmalı. Mr. Paul şiirsel anlamda konuşuyor olsa da, öğrenilecek şeylerin bir sonu olacaktır. "
Şimdi bakın. Bu işin olmayacağını düşünen ve insanı eşsiz yapanın bilinç düzeyinden ziyade kalp olduğuna inanan bir babanın karşısında öğrenmenin, insan kalbinin bir sonu olduğunu düşünen bir yapay zeka var. İlginç.
Hemen ikinci bir diyalog atayım araya. Hasta kızın belli aralıklarla fotoğrafını çekip benzer bir modelini çıkartan adam (Mr. Capaldi) ve kızın annesiyle (Chrissie) aralarında geçen diyalog.
"Anne: Ama bu mümkün olabilecek mi? Josie'yi devam ettirebilir mi?
Mr. Capaldi: Evet, ettirebilir. Klara yukarıdaki anketi doldurduğuna göre sana bunun bilimsel kanıtını da verebileceğim. Sorun şu Chrissie: Sen de benim gibisin. İkimiz de duygusalız. Bizim nesil hâlâ eski duyguları taşıyor. Bir yanımız bunları terk etmeyi reddediyor. Hepimizin içinde ulaşılamayacak bir şey olduğuna inanmaya devam etmek istiyor bir yanımız. Benzersiz ve aktarılmayacak bir şey olduğuna. Ama böyle bir şey yok, bunu artık biliyoruz. Bunu sen de biliyorsun. Bizim yaşımızdakiler için bu fikirden vazgeçmek zor. Vazgeçmek zorundayız Chrissie. Orada bir şey yok. Josie'nin içinde, bu dünyanın Klara'larının devam ettiremeyeceği hiçbir şey yok. İkinci Josie bir kopya olmayacak. Tam anlamıyla aynı olacak ve şu anda Josie'yi nasıl seviyorsan, onu da aynı şekilde sevmeye her türlü hakkın olacak. Senin ihtiyacın olan şey inanç değil. Sadece mantık.
Bakın. Tek cümle. "Josie'nin içinde, bu dünyanın Klara'larının devam ettiremeyeceği hiçbir şey yok." Tüylerimi her seferinde diken diken ediyor burası.
Ardından tekrar babayla Klara'nın bir diyaloğu.
"Baba: Sanıyorum Capaldi'den nefret ediyorum çünkü içimin derinliklerinde onun haklı olabileceğine dair bir kuşku var. Kızımda benzersiz bir şeyin, çağdaş aletlerin araştırıp, kopyalayıp, aktaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını bilimin artık hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtladığına dair. İnsanların bunca yıldır, yüzyıllardır bir arada yaşayıp, birbirlerini sevip,birbirlerinden nefret etmelerinin hep bir yanılgı üzerine kurulu olduğuna dair..."
Bir düşünün. Ya eşsiz değilsek? Kopyalanamayacak, aktarılamayacak hiçbir tarafımız yoksa? Bilinç dediğimiz şey ve duygularımız sandığımız kadar karmaşık değilse? Transendence filmini izleyenler bilir oradaki aktarma işlemini. İşte, tam olarak üzerine çalışmak istediğim nokta da bu benim. Siber dünyayla biyoorganizmanın kusursuz bir birleşimini yapmayı başarırsak ne olur? Sevdiklerimizi kaybetmek zorunda kalmazsak nasıl olur?
Bir başka değinilmesi gereken nokta. İnsanlar arasındaki romantik ilişkilere dışarıdan bir bakış. Rick ile Josie'nin birbirlerine olan sevgisi. Rick'in annesiyle Mr.Vance arasında yarım kalan şeyler. Vance'in söyledikleri. Birbirine aidiyet, birbirinin yokluğuyla geçen yıllar, yarım kalan bir hikaye, kırılmış kalpler... Hepsini hissedebiliyorsunuz diyaloglarda.
Başka bir nokta. Klara'nın Güneş'i Tanrı yerine koyması. Ondan birtakım isteklerde bulunması ve bir nevi ibadet etmesi. Klara'nın bir makineye duyabildiği nefret. YA'ların tiyatroya girmesine karşı çıkan görevli. Onları süpürge olarak mı yoksa canlı olarak mı düşünmesi gerektiğini bilmeyen Miss Helen. Bunlar hakkında da tartışmak lazım ama girmeyeceğim şu an.
Toplayacak olursam. Beni fazlasıyla etkileyen kitaplardan biri oldu.
Herkese iyi okumalar diliyorum.