“Henüz gerçekçi bir roman okumadıysanız işte size bir tane ben takdim edeyim!” diyor yazar. Herkesin bildiği bir bilgi: Bu kitap, edebiyatımızda realist - natüralist anlayışla yazılmış ilk hikaye, taşrada / köyde geçen ilk eser. Biraz da yazarın hayatına göz atalım:…devamı“Henüz gerçekçi bir roman okumadıysanız işte size bir tane ben takdim edeyim!” diyor yazar.
Herkesin bildiği bir bilgi: Bu kitap, edebiyatımızda realist - natüralist anlayışla yazılmış ilk hikaye, taşrada / köyde geçen ilk eser.
Biraz da yazarın hayatına göz atalım: Annesini ve babasını çok küçük yaşta kaybediyor. Bu sebeple çocukluğunu kimi günler sokaklarda kimi günler mezarlıklarda geçiriyormuş. İlerleyen yıllarda askeri okula başlamış, yabancı dillere ve bilime aşırı meraklı bir öğrenci ve daha sonrasında öğretmen haline gelmiş. Matematik, fizik ve kimya üzerine ders kitapları yazmış. Üzerine titrediği çocuklar için okuma parçaları hazırlamış. Dilbilim ve eleştiri alanında çeşitli dergilere yazılar yazmış.
Ordudan gelen emirle Kaş’a gittiğinde ona verilen görev, bölgenin topografyasını çıkartmakmış. Fakat o görevi esnasında Karabibik’i de kurgulamış.
Şu sözleriyle romanını tanıtıyor: “Bilmem benim şu Karabibik’im de ne derceye kadar gerçekçi, yani akla uygun bir roman olabildi. Buna siz karar vereceksiniz. Fakat zannederim ki onu şu haliyle beraber ruhsuz bulmayacaksınız. Romanımın zeminini Anadolu köylerinden seçmekte bir niyetim vardır ki bu da köylülük, çiftçilik alemlerinin yabancısı iseniz size o alemler hakkında bir fikir vermiş olmaktır. Olayların geçtiği yerlerde bölge halkının geçim şekli ve uğraşıları hakkında yeteri kadar bilgi bulacaksınız, lisanlarını da tanıyacaksınız.”
Gerçekten de öyle. Bahsettiği durumlar romanda gayet iyi yansıtılmış. Karabibik’i ve kızı Huri’yi pek sevemedim ben karakter olarak. Nedeni de bence yazarın natüralizmi iyi benimsemesinden kaynaklanıyor. Karakterlerin düşünce yapıları günümüzden çok geride kalıyor doğal olarak. Fakat bu tarz eserleri yanılgıya düşüp günümüzün koşullarıyla değerlendirmemek gerek, dönemin şartlarına bakmak gerek. Yazar da karakterlerin düşüncelerinin, davranış şekillerinin kendisiyle hiçbir ilgisi olmadığını söylüyor zaten. Şöyle diyor:
“Olaylara kendi duygu ve düşüncelerini hiçbir şekilde katmamak gerçekçi romancının temel görevlerinden olduğu için hikaye hep o şekilde yürütülmüştür. Bulacağınız yargılar ve fikirler hep olay kişilerinin kendi mallarıdır; benimle hiçbir bağları yoktur. Olay kişilerini kendi fikirlerince, kendi lisanlarınca söyletmek gerçekçiliğin kurallarından olduğu için ben de konuşmaları o doğallıkta yazıp kayıt altına aldım.”
1862 yılında dünyaya gelen yazar, 1891 yılında evleniyor ancak evliliğinin ilk aylarında yakalandığı kemik vereminden hayatını kaybediyor. Kısacık hayatını birçok şeyi sığdırmış gerçekten, faydalı olabilmek için elinden gelen her şeyi yapmış. Kendisini bu açıdan çok takdir ettim.
Bu kadar anlattın anlattın peki kitap ne anlatıyor derseniz eğer :D konusu şöyle: Kızıyla beraber kıt kanaat yaşayan Karabibik bir çift öküzün hayalini kurmaktadır. Bu kadardı :D
Dönemine göre oldukça sade bir dil kullanmış yazar. O dönemki eserler biraz daha ağdalı bir dille yazılıyormuş sanırsam. Bu sade dil de yine yazarın köylünün yaşantısını birebir yansıtmak istemesinden kaynaklanıyor elbette. Yerel söyleyişler biraz fazla. Bunun için yazar kitabın sonuna bir sözlük eklemiş. Basıma hazırlayanlar da bir güzellik yapmış ve kitapta adı geçen yerleri gösteren bir harita hazırlamışlar.
Okuması keyifliydi. İnanılmaz güzel bir kitap mıydı? Hayır. Fakat ilgilisine edebiyatımızın ilk örneklerini görmek açısından önerebilirim.
Keyifli okumalar diliyorum herkese.
PS: Yazarla ve eserle ilgili verdiğim bilgilerin birçoğunu kitabın Sunuş kısmındaki Salih Bora’nın ön sözünden ve yazarın kendisinden alıntıladım.