Spoiler içeriyor
Bence bu roman psikolojik bir roman. Neyse bitirdiğimde bu gönderiyi güncelleyeceğim, henüz başladım. En sonda bende nasıl bir ruh hali uyandırdığını söylerim artık.. Kitapta birtakım ruh bozuklukları, hastalıkları anlatılıyor, tasvir ediliyor. Kitapta - bir erkek, bir kadın-iki ayrı şahıs bulunuyor…devamıBence bu roman psikolojik bir roman. Neyse bitirdiğimde bu gönderiyi güncelleyeceğim, henüz başladım. En sonda bende nasıl bir ruh hali uyandırdığını söylerim artık..
Kitapta birtakım ruh bozuklukları, hastalıkları anlatılıyor, tasvir ediliyor. Kitapta - bir erkek, bir kadın-iki ayrı şahıs bulunuyor ve kaderleri bir şekilde kesişiyor. Bir erkek var ama kadın ruhlu, utangaç, naif ve içine kapanık birisi. Karşı taraftada bir kadın ama erkek ruhlu, kaba bir portre, kişilik mevcut. Kitabın sonu beni çok etkiledi hatta öyle ki bana kendi hayatımı bile düşündürttü. Acaba benide sevdiğini söyleyen kızdan neden hiç cevap, geri dönüt bir şekilde de olsa neden gelmiyor diye yakınıyordum ama bu kitapta da geçtiği üzere okuduktan sonra çok net anladım ki; belkide Tanrı O'nun canını almıştı yani vefat etmişti. Zaten hayatta ölüm denen gerçeğide asla göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Belkide çok karmaşık, çetrefilli gözüken, bizim kafamızda binbir türlü senaryoyla kurduğumuz şeyler basit bir nedene bağlıdır kim bilir? Kitabın sonu gerçekten etkileyiciydi. Şimdi kitaptan altını çizdiğim yerlerden birkaç kesit: (bu arada puanım 10/10)
"ben bu kadını yedi yaşımdan bu tarafa okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarımdan tanıyordum. Onda Halit Ziya'nın Nihal'inden, Vecihi Bey'in Mehcure'sinden, Şövalye Büridan'ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra'dan, hatta mevlit dinlerken hayal ettiğim, Muhammed'in annesi Âmine Hatun'dan birer parça vardı. "
" Dünyada sizden, yani erkeklerden neden bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en doğal haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için... Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin mutlaka sözlü ifade edilmesi şart değil... Erkeklerin bakışları, gülüşleri, ellerini kaldırışları, kısaca kadınlara öyle bir davranışları var ki... Kendilerine ne kadar aptalca güvendiklerini görmemek için kör olmak gerekir. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için yeterlidir. Kendilerini sürekli bir avcı, bizi de zavallı birer av olarak görmekten asla vazgeçemiyorlar. Bizim görevimiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... Ben bu aptalca ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz? Sizinle, bunun için dost olabileceğimizi zannediyorum. Çünkü halinizde o anlamsız kendine güvenme yok... Fakat bilmem... Ne kuzuların ağzından vahşi kurt dişlerinin sırıttığını gördüm... "
...
" buna sadece hayvanlık diyemeyeceğim. Yalnız bu kadar olsa gene doğaldır. Bu, hayvanlıktan aşağı bir şey... İnsan ikiyüzlülüğünün, kurnazlığının, zavallılığının karıştığı bir hayvanlık... İğrenç... "
" Yoksa sizi sıkıyor muyum? Boyuna konuşuyor ve sizi sabahtan beri oradan oraya sürüklüyorum. Kadınların bu kadar sokulgan olması iyi bir şey değil. Ciddi söylüyorum, canınız sıkıldı ise sizi serbest bırakayım!"
"Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar önemli değil çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan bir tek yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü ayrım sunidir... "
" Maria... "diye fısıldadım; "Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mutlu edebiliyor? İnsanın içinde ne müthiş bir enerji gizli olması lazım!"
"İçimin boş kalan bir taraf bulunduğunu ve bu boşluğun bana bir eziklik verdiğini hissediyordum. Bir şey eksikti fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü hatırlamayarak hafızasını ve ceplerini karıştıran, sonunda, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm. "
" En tatlı hayalinin gerçekleştiğini gördüğüm bir rüyadan acı gerçekle uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. "
" Ruhum rüzgarsız ve dalgasız bir deniz gibi sakindi. "
" Telgraf eniştemdendi. "Baban öldü. Yol parasını gönderdim. Derhâl gel!" diyordu. Hepsi bu kadardı. Dört, beş basit, anlamı gayet açık kelime. Buna rağmen uzun süre elimdeki kâğıda baktım. Her kelimeyi teker teker ve birkaç defa okudum. Sonra kalktım, biraz önce hazırladığım paketi kolumun altına sıkıştırdım, dışarı çıktım."
"Asıl önemli olan, iki insanın birbirini bulması bu kadar zor olan şu dünyada, bu az bulunan mutluluğa ulaşmaktı. Öte tarafı hep ayrıntıydı."
"Eğer buna yaşamak demek mümkünse, yaşadım..."
"Evlendim. Daha o gün, karımın bana herkesten daha uzak olduğunu anladım. Çocuklarım oldu. Onları sevdim fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile..."
"İşlerim bana hiçbir zaman zevk vermedi. Bir makine gibi ne yaptığımı bilmeden çalıştım. Bile bile aldatıldım ve bundan bir tür zevk de duydum. Eniştelerim tarafından aptal yerine kondum ve aldırış etmedim. Borçlarım, borçlarımın faizi ve evlenme masrafları elimde avucumda kalan birkaç parça malı aldı, götürdü. "
" Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, neredeyse bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın simgesiydi. "
" Bunun sebebi herhâlde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan kader olarak gördüğü şeyleri kabul etmeye her zaman hazır. "
" Oysa sebeplerin en büyüğü, en karşı konulmaz, ölüm varmış. "
" Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zengin olan hatıralar, böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için gerçeğinden daha canlı, daha etkiliydi. "
" Senin hakkında verdiğim yanlış bir karara dayanarak bütün insanları suçladım, onlardan kaçtım. Bugün gerçeği anlıyorum fakat geleceğimi sonsuz bir yalnızlığa mahkûm etmeye mecburum. Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam. "
" Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? Zannetmem. Tesadüf eseri seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatında var olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. "
"Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum. Ne ismini, ne bulunduğu yeri. Buna rağmen hayalimde onu daima takip edeceğim. Kafamda ona bir hayat seyri çizip yanında yürüyeceğim."(spoiler uyarısı ❗tanımadığı kızı hakkında) .. "Her şeyi, her şeyi özellikle ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı..."
"Sanki büyük bir korkuyla sakladığı ruhunu bir kereye has olmak üzere dışarıya, bu defterin yapraklarına yansıtmış, ondan sonra gene içine kapanıp senelerce susmuştu."
Ayrıca bir küçük dipnot; bu kitap bana ölümü hatırlattığı için, sevgili Sabahattin Ali'ye teşekkürlerimi bi borç bilirim...