Reha Erdem sinemasıyla ilk kez üniversitede, Türk sineması dersini işlerken tanışmıştım. İlk yaptığım şey Kosmos filmini izlemek olmuştu, o andan itibaren Reha Erdem'in anlatısına, çekim tarzına hayran kalmıştım, tıpkı Bergman'ın anlatısına hayran olduğum gibi. Benim için dünya sinemasında Bergman neyse…devamıReha Erdem sinemasıyla ilk kez üniversitede, Türk sineması dersini işlerken tanışmıştım. İlk yaptığım şey Kosmos filmini izlemek olmuştu, o andan itibaren Reha Erdem'in anlatısına, çekim tarzına hayran kalmıştım, tıpkı Bergman'ın anlatısına hayran olduğum gibi. Benim için dünya sinemasında Bergman neyse Türk sinemasında Reha Erdem odur. Her iki yönetmenin de anlatısına tabiricaizse aşığım.
Filmin ilk olarak senaryosunu değerlendirmek istiyorum. Reha Erdem senaryoya pek önem vermeyip önemli olan anlatı dese de filmlerinde muazzam senaryolara imza atıyor, yer veriyor. A Ay filmi de bunlardan biri işte, hatta benim gözümde birincisi. Şiirsel diyaloglar, bazı diyalogların seyircinin içine işlemek istercesine tekrarlanması... Biraz felsefe, biraz psikoloji anlatısını yakalamak. En başında kurduğun o dengeyi hiç kaybetmemek... Reha Erdem A Ay filminde bunu fazlasıyla başarmış. Ortaya da fazlasıyla derin bir senaryo çıkmış, tam bir sanat filmi havasını buram buram hissetiren bir senaryo.
Elbette ki sadece senaryo değildi sanat filmi havası veren. Çekim açıları, filmin başında ve aralarında gösterilen görsel detaylar, siyah-beyaz olması, kurgu tekniği... Hepsi de bir sanat filmine yaraşır şeylerdi. Bu filmi tüm detayları ile dünya sinemasından bir yönetmen çekecek olsaydı bu isim kesinlikle Bergman olurdu. Bana Bergman filmi izliyormuşum havasını verdi. Zira bildiğim kadarıyla Reha Erdem filmlerini tasarlarken Bergman'dan esinlenmiştir. Filmin siyah beyaz olduğunu söylemiştim. İyi ki de siyan beyaz çekilmiş bu film. Yoksa dikkat dağıtıcı renklerle görselliğindeki o sanatsal havayı, derin felsefeyi yakalayabilir miydi bilmiyorum...
Filmin oyuncu kadrosu çok az olduğu için oyuncular ellerinden gelenin fazlasını vererek oynamışlar. Lakin Yekta karakterini canlandıran Yeşim Tozan'a ayrı bir pencere açmak istiyorum. Sanırım kendisinin ilk deneyimi. Buna rağmen böylesine felsefik bir filmde başrol olmanın hakkından gelmiş, övülesi bir oyunculuk sergilemiş, tıpkı o duyguları gerçekten yaşıyor, anlattığı düşleri gerçekten görüyor gibi.
Filmi izledikçe izleyesim geldi, uzun zamandır böyle bir film izlemediğim için hiç bitmesin istedim. Reha Erdem filmin açılışını kendi tarzıyla yaparken kapanışını Bergman tarzıyla yapıyor, akabinde de sanatsal havadan uzaklaştırmamak istercesine kapanış jeneriğinde Vivaldi'nin RV 531 isimli konçertosuyla uğurluyor bizleri.
Bir şey itiraf etmek gerekirse Reha Erdem'in ilk filmi olduğu için önyargılıydım, fakat daha ilk dakikalarından itibaren film tüm önyargılarımı yıkıp attı. Artık en sevdiğim Reha Erdem filmi bu. Daha iyisini izleyene kadar en sevdiğim Türk filmi de bu hatta.
Flmden hoşuma giden iki kesiti paylaşıp gidiyorum. Felsefe sevenler, sanatsal film sevenler, derin anlatım arayanlar izleyin bu filmi. Daha övülecek çok şey var ama daha fazla yazıp büyüsünü kaçırmak istemiyorum.
''Makine göremese de sen gördün. Sen gördün! Göresin diye çağırdım seni. Ne diye bunca zahmet? Göstermek daha mı önemli? Her gördüğünü gösterebiliyor musun? Söylesene gösterebiliyor musun? Rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun? Işığın yetiyor mu? Netliğini ayarlayabiliyor musun? Görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun? Hem ne göstereceksin ki? Haberleşmek için mi? Kimlerle? Kendinle habersiz kaldın mı hiç? Gösterilmeyen şeyler görüyorum hep. Gör, sadece gör. N'olursun o fotoğraflara görmek için bak. Görüyor musun, görüyor musun? Annemi görüyor musun?''
''Sırrı bey, Çocukların duası kabul olur derler. Artık benim dualarım da kabul olmayacak.''