Spoiler içeriyor
çavdar tarlasında çocuklar romanıyla tanımıştım ben de çoğu kişi gibi. bir ergenin gözünden tüm hayatı sorgulayış, çıkışsızlık, ne yapacağını bilemeyiş.. var oluş krizi, hayal kırıklığı dunyadan, her şeyin ne denli sahte olduğu, çok içten bir davranışın çabucak gösterişe evrilebildiği, tahammül…devamıçavdar tarlasında çocuklar romanıyla tanımıştım ben de çoğu kişi gibi. bir ergenin gözünden tüm hayatı sorgulayış, çıkışsızlık, ne yapacağını bilemeyiş.. var oluş krizi, hayal kırıklığı dunyadan, her şeyin ne denli sahte olduğu, çok içten bir davranışın çabucak gösterişe evrilebildiği, tahammül etmesi zor yetişkinler dünyasının kalıp yargıları, beklentileri. sözün özü ergenlik buhranlarıyla bir karakter bu kadar mı güzel yaratılır.. beni de kendisine hayran bırakmıştı üslubuyla. şimdi yıllar sonra öykü kitabını okudum, dokuz öyküsünün yer aldığı.
öykülerindeki gözlem ve tasvir gücüne yeniden hayran kaldım. karakterlerin neyi nasıl söylediği o sırada ne düşündüğü bunu yaparken ne yaptığı ne yapmadığı ne giydiği mimikleri jestleri ruh halleri.. her şeyiyle sanki bir senaryo metni gibi aynı zamanda. insanlar kıpır kıpır capcanlı. erkeklere özgü o amerikan üslupla diyalogları epey komik. sürekli her lafa bilmiyorum diyerek başlayışları atar giderle:
"- evet biliyorum biliyorum. ne bileyim yav!
- biliyorum biliyorum ne bileyim ne haltsa.
- bir partide mi tanıştınız? ne zaman?
- ne bileyim ben. 42 noeli gecesi."
diyalogtaki ustalık açısından en çok beğendiğim öyküleri:
- muz balığı için mükemmel bir gün'deki anne kız telefon görüşmesi.
- yeşil gözlüm, al dudaklım'daki kır saçlı adamla arthur'un çileden çıkaran telefon konuşması.
çocukların kendine özgü anlam dünyaları.. tekne öyküsünde babasına evin çalışanı "o salak bir kike" dediği için herkese küsüp tekneye saklanan, yahudilere karşı aşağılayıcı bir sözcük olan kikeyi kite yani uçurtma ile karıştırıp "babama salak uçurtma dediler diye tribe giren çocuk masumluğu. öksüz ve yetim kalmış esme ve kardeşi charles.. charles'in şımarıklıkları.. sarsak dayı connecticut'ta öyküsündeki ramona'nın hayali arkadaşlarıyla oyunları, çocuk hassasiyetleri..
hülasa(swh )benim tabii ki favori öyküm sonuncusu: teddy
neden tabii ki diyorum, felsefi olduğu için. reenkarnasyona inanmıyorum elbette, teddy kendisinin öyle olduğunu iddia etse de. mevzu farklı varoluş bicimlerine karşı ilgi uyandırması metnin. dilin, sözcüklerin bir görme biçimi olduğu kadar bir görmeme biçimi de yaratıyor oluşu. buradaki paradoks. başlangıçtaki bilgi ağacına dek götürerek işi tüm bu bellegimizdeki dil, mantık ve anlamın aktarılagelip insanoğlunun ezber hayatlar sürmesine yol açtığını tartışması. felsefenin önemli meselelerinden biri olarak şeyleri oldukları gibi görebilir miyiz sorunu.. sanıyorum bu teddy'nin kafaya taktığı mesele aynı zamanda çavdar tarlasında çocuklar'ın holden'inin de biraz meselesiydi. münzevi hayat yaşayan jalinger'in meselesi de belki. insanlığa ait bu kültürel kodları aşağılayıcı ve körleştirici buluyorlar bir şekilde. otantik varoluş imkanı vermiyor insana. teddy'nin babasının esyayla ilişkisi mesela çok obsesif, korkunç. öykünün başından sonuna bavulumun üstünden in, fotoğraf makinemi bana getir, diye kafa mikiyor. kız kardeşi cocuk sadizminin zirvesinde dolaşıyor ki muhtemelen öykü sonundaki çığlıklar ona ait.
teddy, duygusal sevmek yerine varlıkları tanrıyı anne babasını oldukları gibi sevdiğini söylüyor. duygusallıkla sevmek hiç güvenilir değil diyerek. çünkü insanlar başkalarını kendi istediği gibi değiştirip kendi sevme nedenlerine uydukları sürece seviyorlar. bu da epey bencilce, neticede yine kendine yönelen bir sevgi ve tahakküm biçimi.
ebeveynlerini sevdiğini söylerken, onlar hoşça vakit geçirsin istiyorum, çünkü bunu seviyorlar diyerek açıklıyor. yani birini sevmek onlar kendilerini nasıl görmekten keyif alıyorlarsa o şekilde olmalarını ummak, istemek demek, kendinden kendi ihtiyaçlarından bağımsız olarak. ailesinin ise bunun tam tersi yönde bir sevgiyle kendisini ve kardeşini sevdiğini ekliyor:
"yani olduğumuz gibi sevemiyorlar. bizi birazcık değiştirmezlerse sevemiyorlar. bizi sevme nedenlerini neredeyse bizi sevdikleri kadar hatta çoğu zaman bizden fazla seviyorlar. ..o zaman pek iyi olmuyor."
oldukları gibi görmek ve oldukları halleriyle varlıkla ilişki kurmak.. herkes için çok zor. bir de son olarak teddy sırf on yaşında bir cocuk diye çocukları küçümseyen muhatap almayan çocuklardan çocukça davranmaları için birtakım kalıplar beklemek farklı bir üslupta konuşmak da zorba yetişkin tavırlarından biri, bence. teğmen kadınla diyalogunda olduğu gibi, eşitsiz bir iletişim. çocuk her şeyden çok bir insandır. yetişkin değilse de saygıyı hak eden, kendi kişisel sınırları olan.