*** Distopik Film Türününde en beğendiklerimi sıraladım Distopya; ulaşılması mümkün sayılmayan, günümüz ve çevremizin ahlak anlayışına göre kötü olarak değerlendirilen gelecek senaryosu anlamına geliyor. black mirror: her bölümü ayrı bir film tadında ve farklı bir konuyu işleyen bu seri, tüm…devamı*** Distopik Film Türününde en beğendiklerimi sıraladım
Distopya; ulaşılması mümkün sayılmayan, günümüz ve çevremizin ahlak anlayışına göre kötü olarak değerlendirilen gelecek senaryosu anlamına geliyor.
black mirror: her bölümü ayrı bir film tadında ve farklı bir konuyu işleyen bu seri, tüm distopik filmleri gölgede bırakabilecek derecede çarpıcı bölümlere sahip. filmlerin her birinde öylesi yoğun bir provokasyon var ki en yakınınızdaki teknolojik aleti kırasınız geliyor. atmosfer açısından mükemmel, ama diğer distopyalara nazaran fazlasıyla karamsar...
battle royale: müthiş bir uzakdoğu filmi. aslında konu itibariyle biraz lord of the flies ve biraz da hunger games benzeri diyebiliriz. tabi hepsinin atasının lord of the flies olduğu malumunuz. ancak bu japon filmini diğer iki uyarlamaya nazaran daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim.
a clockwork orange : hiç kuşkusuz sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri. mekanik(clockwork) bir insan(orange) olmadığımızı sert bir üslupla vurgulayan bu stanley kubrick şaheseri, kaotik bir gelecek tasviri çiziyor. özellikle ikinci bölümdeki psikolojik yöntemlerin uygulanışı bende derin etkiler bırakmıştı.
akira: listedeki tek animasyon. uzakdoğu sinemasının distopik şaheseri. üstelik 80'ler döneminde yapılmış bir film. ki buna insan gerçekten hayret ediyor. sadece eğlendirmeyi amaçlayan animasyonlara ve insanlığın geleceğine uyarı niteliğinde.
blade runner: distopya türüne ilham veren bir başyapıt. özellikle karanlık atmosferi ile sonraki birçok distopik filmin (dark city, matrix vb) çekilmesinde az ya da çok etkili olmuştur. genellikle görkemli tarihi filmleriyle ünlü ridley scott'ın yönettiği bu kült film, ikilemde bırakan yanlarıyla da pek meşhur.
brazil: kafka ve orwell bir araya gelip film çekse nasıl bir şey ortaya çıkarın cevabıdır bu film. mükemmel senaryo, müthiş yönetmenlik ve benzersiz atmosfer. bence sadece türünün değil, sinema tarihinin de en iyilerinden biri. bir terry gilliam başyapıtı. insanoğlunun sadece teknolojiyle değil, bürokrasi ile savaşının da özeti mahiyetinde...
pleasantville: yine gölgede kaldığını düşündüğüm bir başka iyi film. konu açısından brave new world'ü ve truman show'u çağrıştırır. ancak konunun ekrana yansıtılış biçiminde orijinal bir yöntem kullanılmıştır. bu, filmin içeriği de düşünüldüğünde daha da anlam kazanır.
planet of the apes: bence gelmiş geçmiş en iyi distopik filmlerden biri. tabii 1968 yapımı olanını kastediyorum. hem makyaj, hem oyunculuk, hem de atmosfer olarak muazzam. oturduğunuz yere çivileyen finaliyle en karamsar filmlerden biri.
modern times: büyük ihtimalle en komik distopya. charlie chaplin'in müthiş yaratıcılığını makinalaşmaya karşı kullandığı bir şaheser. ancak her distopyada ve chaplin filminde olduğu gibi, bu filmde de trajik bir yan bulunur ve bu trajedi ağlatabilir.
metropolis: sinema tarihinin ilk ve belki de hala en önemli distopyalarından biri. o dönemde (1927) böylesi bir kurgu, teknik ve vizyon nasıl mümkün olabilir! gerçekten de şaşırtıcı derecede başarılı bir çalışma.
matrix : akademisyenleri bile tartışmaya itecek derecede büyüleyen felsefesi, döneminin çok ötesinde dövüş sahneleri ve etkileyici görselliğiyle sinema tarihinin önemli filmlerindendir. ama önyargılarımla uzun uzun boğuştuktan sonra izlediğim film, bende belki bu önyargının etkisiyle, belki fazla abartıldığını düşünmem ve belki de sinemadan pek anlamamam * nedeniyle dark city seviyesinde olumlu izler bırakmadı. ama bu, filmin başyapıt olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
mad max fury road: daha geçtiğimiz aylarda gösterimde olan serinin şimdilik son ve belki de en eğlenceli filmi. serinin diğeri filmlerine göre aksiyon dozu artırılmış, kostümler ve makyaj gayet başarılı kotarılmış ve belki de en önemlisi, post apokaliptik evren korunmuştur. charlize theron oyunculuğuyla büyülerken filmin müzikal sürprizine hazır olun
mad max 2: ilk kez çocukluğumuzda tv ekranlarından izleyip büyülendiğimiz bu olağanüstü film, daha o zamanlardan hayal dünyamızı genişletmeyi başarmıştı. serinin son filmi fury road için çekimlerin başladığını duymanın heyecanıyla bu filmi yeniden izlerken aynı heyecenı hissettmiştim. hala izlememiş bir insan evladı varsa, gitsin intihar etsin bence.
humans : ilk sezonu yeni biten ve ikinci sezonu beklenen distopik dizi. ilk bölümleri itibariyle blade runner ve black mirror kırması gibi dursa da sonraki bölümleriyle özgünlüğü yakalıyor. black mirror kadar olmasa da oldukça sürükleyici ve her bölümünde yeniden şaşırtmayı başarabilen bir dizi.
gattaca: konusu itibariyle biraz brave new worldü çağrıştırsa da ırkçılığın varabileceği noktayı göstermesi açısından eşsiz bir film. ethan hawke, jude law ve uma thurman gibi olağanüstü kadroyu barındırmasına rağmen türünün meraklıları hariç pek de tutulmamış biri filmdir.
equilibrium: 1984 ve alphaville çizgisinde bir başka şukela distopya. despotizmin, sıkı kontrolün ve özellikle hissizliğin vurgulandığı bu underrated film, matrix'i andıran dövüş sahneleri, şahane kostümleri ve olağanüstü atmosferi öne çıkıyor. christian bale tüm karizmasıyla arzı endam ediyor.
terminator 2: gelmiş geçmiş en iyi aksiyon sahneleri içeren distopik film. ayrıca batman'deki joker dahil, en başarılı kötü karaktere de sahip. bence ne filmin yönetmeni james cameron ne de bir başkası henüz bu seviyede bir aksiyon çekebilmiş değil.
truman show: sanırım hiçbir distopik filmin finali bu derece trajik değildir. komedi filmlerinin bir numaralı oyuncusu jim carreyin açık ara en ciddi ve en iyi işi. aynı zamanda, yönetmen peter weir `in de başyapıtı olan film, tanrı kavramına ve medyanın etkisi üstüne belki de sinemadaki en sert eleştiri.