Evett sonunda bitirdiğimde göre bu kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşabilirim. Benim aslında Güneşi Uyandıralımla ilk tanışmam 5. sınıftayken olmuştu. Bir tane Türkçe hocamız vardı ve her hafta okuma saati yaptırıyordu. Ben de o zamanlar kitap okumayı sevmediğimden evde bulduğum herhangi bir…devamıEvett sonunda bitirdiğimde göre bu kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşabilirim.
Benim aslında Güneşi Uyandıralımla ilk tanışmam 5. sınıftayken olmuştu. Bir tane Türkçe hocamız vardı ve her hafta okuma saati yaptırıyordu. Ben de o zamanlar kitap okumayı sevmediğimden evde bulduğum herhangi bir kitabı götürdüm ve okumaya başladım. O zamanlar ilk kitabım olduğu için mi bilmiyorum ama okuduğumu gerçekten anlamıyordum. Hoca bile üç ayın sonunda elimde aynı kitabı görünce herkesin içinde "Üç aydır bir kitabı bitiremedin mi Beyza" diyerek sitem etmişti. O gün kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki uzun bir süre zaten sevmediğim o kitaplara elimi süremedim.
Neyse hayatımdan da bir kesit paylaştığıma göre asıl konuya dönelim :)
Bu kitaba hep ön yargıyla başlamıştım hatta herkes Şeker Portakalı'nı överken ben neden o kadar çok beğenmedim diyerek hatayı hep kendimde aramıştım.
Ama Şeker Portakalı'nı okuyup bir minnak beğenince bu kitaba da bir şans vereyim dedim.
Şeker Portakalı'nda tanıdığımız Zeze, burada 11 yaşlarında ve hayatındaki birçok değişikliğe ayak uydurmaya çalışıyor.
Eskiden fakir ve çok kalabalık bir ailede yaşarken şimdi ise zengin bir aileye verilmişti. Piyano dersleri alıyor, okula gidiyor ve yediği önünde yemediği arkasında bir hayat yaşıyordu. Fakat Zeze haylazlıklarına devam ettiği için bazen yatılı okula gidiyor ve her ne kadar ailesi ceza verdiğini zannetse de orada daha mutlu bir hayat yaşıyordu.
Bir gün bir kurbağa ile karşılaşıyor ve kurbağa onun yüreğine giriyor. Yüreğinin bir kısmını yiyip orada yaşıyordu. Artık o kurbağa içindeki ses oluyor. Bazen çok yakın arkadaş oluyor bazen de ona yol gösteren, ona cesaret veren bir aile büyüğü...
Zeze' nin içinde hep bir boşluk vardı. Bu boşluk genelde ihmal edilen ve ailesi tarafından sevgi görmeyen her çocukta vardır. Böyle çocuklar içindeki boşluğu hep biriyle veya bir nesneyle doldururlar. Zeze ise o boşluğu izlediği bir filmin aktörüyle dolduruyor. O aktörü, Maurice'yi, baba figürünün yerine koyuyor kadın oyuncuyu annesinin, başka birini kardeşlerinin yerine koyuyor... Ama en sonunda hep yanında olan Maurice oluyor. Bu yönden Zeze'yi hep kendime benzettim. İtiraf etmem gerekir ki ben de hayal dünyasında yaşayan ve tanımadığım, belki de hiç göremeyeceğim insanları hayatıma sokan bir deliyim.
Belki de bu yüzden bu kitabı Şeker Portakalı'ndan daha çok sevdim.
Bazen Zeze'nin yaptıkları o kadar çok sinirimi bozdu ki kendimi o öğretmenlerin yerine koyunca nasıl davranmam gerektiğini düşündüm ama ben o kadar sabırlı değilim galiba. Umarım ben de Fayolle gibi çocukların dilinden anlayan ve onlara ne olursa olsun destek olabilen bir öğretmen olurum.
Kitap içeriği güzel olsa da dil olarak beni çok sıktı. İlk defa kitap okuyacaksınız bu kitabı okumayın ve seriyi devam ettirip Şeker Portakalı'nı bitirdikten sonra okumanızı tavsiye ederim. Şimdiden okuyacaklara iyi okumalar :)