Murakami'nin kadınsız Erkekler adlı öykü kitabından uyarlanmış bu filmi daha iyi anlayabilmek için keşke öyküyü ayrıntıları ile hatırlayabilseydim, keşke Çehov'un Vanya Dayı adlı oyununu okusaydım ya da en azından izlemiş olsaydım. Kafuku karısı öldükten bir süre sonra Vanya Dayı'yı sahneye…devamıMurakami'nin kadınsız Erkekler adlı öykü kitabından uyarlanmış bu filmi daha iyi anlayabilmek için keşke öyküyü ayrıntıları ile hatırlayabilseydim, keşke Çehov'un Vanya Dayı adlı oyununu okusaydım ya da en azından izlemiş olsaydım.
Kafuku karısı öldükten bir süre sonra Vanya Dayı'yı sahneye koymak için Hiroşima' ya gelir. Kurallar gereği kendisine bir şoförün eşlik edeceği söylenir. Önce reddetse de deneme sürüşünden sonra genç kadın şoför Watari'ye güvenir ve kabul eder. Oyunun seçmelerinde karısı Oto'nun aşığı Takatsuki de vardır.
Oto'nun ölmeden önce anlattığı öykü yine aynı kitapta geçen başka bir hikayedir ve benim aralarında en sevdiğimdir. Film işte bu hikayenin etrafında kahramanların içsel sorgulamaları üzerine yaratılmış yeni bir öyküdür. Bence Murakami"nin bütün kitaplarından da beslenir. Bu haliyle yönetmenimiz Murakami'nin gediğini kapatır karanlıkta bıraktığı meseleyi açığa çıkarır. Böyle diyorum çünkü, Murakami'nin bir çok öyküsünde ve romanında evli bir kadınla bekar bir erkeğin ilişkisi vardır. En iyi arkadaşının karısıyla yatan bir erkek, karısı en iyi arkadaşıyla yatan bir koca, evli bir kadınla duygusal bir ilişkisi olmayan, daha doğrusu öyle olduğunu sanan bir erkek, haftada bir sevişmek için evli bir kadının ziyaret ettiği bir erkek...
Woody Allen bir filminde aldatılan kadın kahramana "kendimi küçük düşmüş hissediyorum" dedirtir. Ne Murakami'de ne de filmimizde böyle bir duygunun kırıntısına rastlarız. Öykülerinde hep ilişkiyi iki kişi arasında yaşanmış haliyle anlamaya zorlanırız, kocanın durumu öğrenmesi koşulunda kadın ya sevgilisiyle kalır ya da kocasına döner ve konu kapanır. Ryuseke Hamaguchi işi orda bırakmamış Takatsuki'nin ağzından şöyle açıklamış;
"Her ne kadar birini iyi tanıdığımızı düşünsek de, o kişiyi derinden sevsek de kalbinin içini tam olarak göremeyiz. Sadece incinmekle kalırız. Ama yeterince çaba harcarsak kendi kalbimizin içini görebiliriz. En nihayetinde yapmamız gereken kalbimize kulak vermek ve onunla uyum içinde yaşamayı bilmektir. Birini gerçekten tanımak için tek seçenek kendimize hakkıyla bakabilme gerçeği. "
İncinmiş olmanın sorumluluğunu böyle bir gerçekle alabilmek ne büyük cesaret değil mi, acıları, ıstırapları göze almak kolay mı. Öte yandan incitenin görülmek, sevilmek bilinmek ihtiyacına gösterdiği aşırı talepkarlılık. Ötekine benim kendim için yapamadığımı sen benim için yap talepkarlılığı... Üçüncü kişi pozisyonuna itilenin dışarı atılanın talebini görememek, görmek istememek...
Murakami'nin ölülerle de işi olur hep. Bir kitabında 'ölüler anılarımızda yaşar, biz onları hatırladıkca yaşamaya devam eder" der, yani benim anımsadığım böyle bişeydi. Zeki Demirkubuz bir filminde annesi ölen adamın hissiyatsızlığını " rahatladım" repliği ile göstermişti. Ölenle birlikte onunla yaşadığımız mutluluk ve sıkıntılar da gider, peki sıkıntılarımızdan kurtulmak için ölmesine izin vermek suç mudur. Bazı davranış ve tutumlarımız bize rahatsızlık verse de aslında korktuğumuz ya da zorlandığımız bir durumla başetme çabamız olurmuş ya Ryüsuke Hamaguchi bu konuyu da es geçmemiş, nasıl mı izleyin o zaman .. 😊
Filminde gördüğüm sorular bunlar, bulduğum cevaplar bende saklı. Bence şahane bir Murakami yorumu olmuş, bakmadım yazarın da içine sinmiş mi acaba.
Haaa nerdeyse unutuyordum kırmızı saab Paul Auster'ın nesnesi değil miydi, olsun varsın filme çok yakışmış.
İyi seyirler .. 💙❤️