Dikkat! Sağ-sol çatışmasından ölesiye nefret edenler, siyaseti yahut politikayı günahı kadar sevmeyenler, politik bir söze, siyasi bir düşünceye katlanamayalar bu filmden uzak dursun... ya da boşverin izleyin, listenizde çok bilinmeyen ama çok değerli bir kült eser olsun. Film açılışında ''Gerçek…devamıDikkat! Sağ-sol çatışmasından ölesiye nefret edenler, siyaseti yahut politikayı günahı kadar sevmeyenler, politik bir söze, siyasi bir düşünceye katlanamayalar bu filmden uzak dursun... ya da boşverin izleyin, listenizde çok bilinmeyen ama çok değerli bir kült eser olsun.
Film açılışında ''Gerçek olaylarla, sağ ya da ölü olsun gerçek kişilerle olan benzerlikler tesadüfi değildir. Her şey kasıtlıdır” diyerek büyük bir cesaret örneği gösteriyor. Bu cesurluğu da ona biraz pahalıya mâl olmuş, zira kendisi bir dönem Türkiye ve Yunanistan başta olmak üzere birçok ülkede bir süre yasaklılar listesine girmiş.
Filmin özgün adı Z. Bu isim Yunan protesto sloganı olan ''yaşıyor'' anlamına gelen ''ZEI'' kelimesinden geliyor. Zaten filmde bir Yunan hikayesini anlatıyor. Filmde liberal bir politikacının devletin sağ kanadı tarafından öldürülmesini, solcuların cinayeti aydınlatmaya çalışırken devletin, sağ kesimin bu suikastı gizleme çabaları gösteriliyor.
Sağ-sol çatışmasında yaşanan ülkede büyük yankı uyandıran suikast olayını aydın, cesur bir yönetmenin gözünden izliyoruz, izlerken de gözümüzü doyuracak, hatta kusturacak kadar siyasi detay göze çarpıyor.
Filmde en çok gördüğümüz şey sağ taraftan rütbeli askerler. Hatta rütbeleri gözümüze gözümüze sokuluyor ve hepsi de baskıcı bir karakteri oynuyor. Yönetmen burada 'sağcılar baskıcıdır' mesajı verip onlar için güvenilmez etiketi yapıştırmak istemiş de olabilir. İzleyiciyi üstünde bir otorite kurup koşulsuz şartsız kendini beğendirmek istemiş de olabilir. Her halükârda rütbeleri, rütbelerin gözümüze gözümüze sokulduğu kısımları çok iyi kullanmışlar. Askeri rütbelerin dışında barış simgesini, sağ-sol tarafların elinden düşürmediği cinayet aletini olan sopalarını, birilerinin maşası olan işçi takımını da izliyoruz.
Film siyasetle alakalı olur da din olmaz mı hiç? Filmde insanların beyninin dini kullanarak nasıl yıkandıklarını da izliyoruz. İzlediğim en manipule dolu film oldu kendisi. Suikastı araştırması için görevlendirilen sözde savcının tanıkların kullandığı 'suikast' kelimesine ısrarla karşı çıkması en büyük manipule örneklerinden biriydi mesela.
Film karşıt bir düşünceyi sadece reddetmeyi değil, ondan ölesiye nefret etmeyi bunun kötü sonuçlarını da gösteriyor. İzlerken senaryoda kopukluklar var gibi gelebilir, veyahut suikast konusunda bir aydınlanma olmaması, 2 saat boyunca bir arpa boyu yol olamayıp sürekli aynı şeyleri tekrar etmesi canınızı sıkabilir. Lakin unutmayın, polisiye bir film değil, devletin karanlık yüzünü ortaya çıkaran siyasi bir film izliyorsunuz. İzlediğiniz en cesurlar filminde zirveye rahatlıkla oturabilecek bir filmi.
DİPNOT: Film ve yorumum hakkındaki her türlü düşünceye açığım, lakin siyasi çatışmaya girip taraflı yorum yapacaklar lütfen filmi izleyip yorumlarını filmin sayfasına yapsınlar. Yorumda her ne kadar sol tarafı savunmuş gibi görünsem de bu konuda herhangi bir tarafta olmayı tercih etmiyorum. Sadece filmin gösterdiklerini kendime göre en çıplak haliyle anlatmak istedim.