Gülmece, çocuk kitabı yazarı Muzaffer İzgü'den başarılı bir mizahi eleştiri kitabı. Kitap 1983 yılında basılmış. O yıldan bu zamana ülkemizde çok şey değişmediğini, dereleri tepeleri geçip ardımıza dönüp baktığımızda bir arpa boyu bile yol alamadığımızı görüyoruz. İşte Muzaffer İzgü'de ismiyle…devamıGülmece, çocuk kitabı yazarı Muzaffer İzgü'den başarılı bir mizahi eleştiri kitabı. Kitap 1983 yılında basılmış. O yıldan bu zamana ülkemizde çok şey değişmediğini, dereleri tepeleri geçip ardımıza dönüp baktığımızda bir arpa boyu bile yol alamadığımızı görüyoruz. İşte Muzaffer İzgü'de ismiyle dikkatimi çeken kitabında ülkenin halini güzel bir dille eleştirmiş, ağlanacak halimize güldürecek bir dille...
İlk olarak kitabın adının kitabın içeriği ile uyumundan bahsetmek istiyorum. Çocukluğu sokakta geçmiş olan herkes 'çanak çömlek patladı.' tabirinin ne çağrıştırdığını bilir. Bilmeyenler için ben söyleyeyim. Saklanbaç oyununu oynarken ebe sobelediği herkesin adını söylemek zorundadır. Birinin adını yanlış söylerse, oyundaki bir kişiyi diğeri ile karıştırırsa ebenin yanıldığını söylemek için 'çanak çömlek patladı.' diye bağırır oyuncular. İşte bizlerde birilerini sobeliyor, birilerini ifşalıyoruz. Yanlış kişilere çatarsak da bir ses yükseliyor ardımızdan 'çanak çömlek patladı.' diye... Bu kitapta doğruları ve yanlışları Muzaffer İzgü'nün bakış açısıyla yüzümüze yüzümüze vuruyor.
Kitabın içerisinde tam 24 adet öykü var. Hepsinden bir ders çıkarttım, hepsi çok güzel öykülerdi diye yalan söylemeyeceğim, çünkü birkaç sefer okumama rağmen anlamadığım öyküler oldu. Bazılarının nasıl bir sona bağlanacağını öngörüp güldüm, bazılarının sonuna şaşırıp güldüm. Bazılarında eleştiri tarzına, bazı öykülerde de ağlanacak halimize güldüm.
Kimi öykülerde eğitim sistemi eleştirilmiş, şu ana bile bakaraktan ne kadar başarılı bir eleştiri olduğunu anlıyorum. İşte yazımın başında söylediğim bir arpa boyu yol katetmek bu oluyor tam olarak. Bazılarında yönetim sistemi, bazılarında insanların davranışları ve hırsları eleştirilmiş. Kiminde ise eleştiri yapılmadan Türk milletinin farklılığına atıfta bulunulmuş. Burada ilk akla gelen mikrop öyküsü oluyor. Sokak satıcıları varmış diye rotasını Türkiye'ye çeviren burada ezeli düşmanları sarımsak, sirke ile tanışan zavallı mikropçuğun öyküsü...
Yazımı bitirirken en sevdiğim öyküleri paylaşmak istiyorum;
Otuz Üçüncü Dakika hikâyesi. Sanırım hayatımızda bu adam gibi bir kişi dahi olsa hiçbir işimiz rast gitmez, felaket tellalı mübarek.
Öküz Parası hikâyesi.
Bereketli Ürün hikâyesi.
Bakan Koltuğu hikâyesi. Sonunu en çok beğendiğim öykü bu oldu.
Sen Bunu Yiyemezsin. Tam anlamıyla ağlanacak halimize güldüren bir mizah. Orta direğin hâli ancak bu kadar iyi anlatılabilinirdi.
Güzel bir kitaptı, su gibi aktı geçti. İsmini yazdığım öyküler başta olmak üzere kitabı okurken çok eğlendim, ders çıkarttım, günümüze uyarladım -ki çok zor değil zaten.- Birkaç öyküyü pek anlayamasam da okuması zevkliydi. Farklı bir arayışta olanlara, mizah sevenlere, eleştiri almak isteyenlere öneririm.