Karanlığın Sol Eli, yazarın bilim kurgu romanlardan bahsettiği bir önsözle başlıyor. Önsözü neredeyse kitap kadar sevdim. Nasıl iyi bir bilim kurgu yazılır, okumanın amacı nedir gibi şeylerden bahsediyor. Bende türle ilgili çok yeni düşünceye sebep oldu, yeni bakış açıları kazandım.…devamıKaranlığın Sol Eli, yazarın bilim kurgu romanlardan bahsettiği bir önsözle başlıyor. Önsözü neredeyse kitap kadar sevdim. Nasıl iyi bir bilim kurgu yazılır, okumanın amacı nedir gibi şeylerden bahsediyor. Bende türle ilgili çok yeni düşünceye sebep oldu, yeni bakış açıları kazandım.
Yazar nasıl iyi bir bilim kurgu yazılır anlattıktan sonra dediklerini birebir yerine getirerek gerçekten mükemmel bir bilim kurgu yazmış. Kitaba dair her detaya bayıldım. Şimdiye kadar okuduğum en iyi bilim kurgulardandı. Hikaye çoğu yerinde durağan gibi geliyor ama asla sıkmıyor. Hikayenin atmosferi akışıyla uyumlu bir hava veriyor. Bu da hikayeyinin etkileyiciliğini, içe sinmesini artırıyor. Tek kitaplık kısa bir hikaye olmasına rağmen ilk sayfadan itibaren insanı içine çekiyor, evreni aslında bizim dünyamızdan çok farklı olmasına rağmen hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Beni en çok etkileyen özelliği buydu galiba.
Kitapta düşündürülen sorular çok güzeldi. Yazar çok yerde mesaj hissi yaşatmadan satırların akışı arasında sorulara yöneltti ve hiçbir zorlama felsefe hissettirmedi.
Girişi, gelişmesi ve sonucuyla benim için müthiş bir kitaptı. Bir bilim kurgu evrenini bu kadar kısa sürede hakkıyla verebilmesi, yaşanan hikayenin içine çekmesi, bunları yaparken bir yandan da insanın düşünmesini sağlaması benim için Ursula K. Le Guin' in ne kadar usta bir yazar olduğunu gösterdi. Çok beğendim, tavsiye ederim.
Spoiler!!!
Karhide'nin ülke olarak atmosferine, halkına, geleneklerine bayıldım. Her ne kadar insanları soğuk gözükse de o soğukluğun içindeki yargılamama hissini, özellikle misafirperverliklerini çok sevdim.
Estraven'le birlikte yaptıkları yolculuk her ne kadar durağan gözükse de hiç sıkmadı ve her sayfasını keyifle okudum. Yazar bu kısmı ne çabuk geçecekmiş gibi kısa ne de sıkacak kadar uzun bırakmış.
Sona yaklaşırken sanki bir olay olmayacakmış gibi hissettirdiğinden birilerinin öleceğini anlamıştım ama yine de Estraven'in ölmesine çok üzüldüm.
Sonda Genli Ai'nin kendisini gemidekilere uzak hissetmesi de hoşuma giden bir detaydı.
"Bilimkurgu önbilici değildir, betimleyicidir. Kehânetleri peygamberler (bedavaya); falcılar (bunlar genellikle belli bir ücret isterler, bu yüzden de peygamberlerden daha çok saygı görürler) ve fütürologlar (bu işten maaş alırlar) yaparlar. Kehânet peygamberlerin, falcıların ve fütürologların işidir. Romancıların işi değildir. Bir romancının işi yalan söylemektir." (Önsözden)
"İşin aslı, bir roman okurken deliririz biraz, kafayı buluruz. Olmayan insanların varlığına inanırız, seslerini duyarız. Onlarla birlikte Borodino Savaşını seyredalar, Napolyon bile oluruz. Aklımız başımıza (çoğunlukla) kitabı kapadığımızda gelir. Gerçekten saygın hiçbir toplumun, yazarlarına güvenmemiş olması hayret edilecek bir şey değil yani." (Önsözden)
"Bir roman, herhangi bir roman okurken, içindeki her şeyin uydurma olduğunu gayet iyi bilmeli; ama okuma sırasında her kelimesine inanmalıyız. Nihayet kitabı bitirdiğimizde —iyi bir romansa eğer— onu okumadan önceki halimizden birazcık farklı olduğumuzu, sanki yeni bir yüz görmüş, sanki daha önce hiç geçmediğimiz bir sokaktan geçmiş gibi biraz değiştiğimizi görebiliriz. Ama tam olarak ne öğrendiğimizi, nasıl değiştiğimizi söylemek; bu çok zordur işte.
Sanatçı sözcüklerle söylenemeyecek olanla uğraşır. Sanat yaptığı araç kurmaca olan sanatçı ise bunu sözcüklerle yapar." (Önsözden)
"Hiçbir şey başarı kadar başarı sağlayamaz."
"'Hiçbir şey dedelerimizin zamanındaki gibi değil, ne dersiniz!'
'Bilemiyorum, efendim, fakat aynı sözleri başka dünyalarda da işittim.'"
"Kimsenin hizmetçisi değilim. İnsan kendi gölgesini taşımalı..."
"'Hem dünyayı tümüyle değiştirecek bir sanatı şimdilik öğrenmesem daha iyi olur.'
'Ama sizin kendi öndeyinize göre bu dünya değişecek, hem de beş yıl içinde.'
'Ben de onunla birlikte değişeceğim, Genri. Ama onu değiştirmek gibi bir niyetim yok.'"
"Söylesenize, Genri, nedir bilinen?
'Kesin, tahmin edilen, kaçınılmaz olan sizin ve benim geleceğimize dair bildiğimiz tek kesin şey nedir?'
'İkimizin de öleceğimiz.'
'Evet, işte, cevabı olan tek bir soru var, Genri ve o yanıtı da zaten biliyoruz. Hayatı mümkün kılan şey sürekli, dayanılmaz belirsizliktir, yani bir sonra ne olacağını bilememek."'
"Hain olarak adlandırılmanın ne kadar zor olduğunu anladım. Bu kadar zor olması tuhaf; çünkü başka bir adama vermesi kolay bir ad bu, yapışıp kalan, tıpatıp uyan ve inandırıcı bir ad. Ben bile inanmıştım yarı yarıya."
"Ve sonuçta Gethenlilerin hayatındaki baskın etken cinsellik veya herhangi insani bir şey değil! Çevre koşulları, soğuk dünyaları. Burada insan kendisinden bile acımasız olabilen bir düşmanla karşı karşıya."
"Bir insan şansına güvenebilir ama bir toplum güvenemez; ve mutasyon gibi kültürel değişme işleri rizikolu olabilir. Bu yüzden çok yavaş gitmişler. Tarihlerinde herhangi bir noktaya bakan aceleci bir gözlemci, hiçbir teknolojik ilerleme ve farklılaşma olmadığını söyleyebilir. Böyle değil oysa. Sel ile buzulu kıyaslayın. Her ikisi de gittiği yere varır eninde sonunda."
"Bir şeye karşı koymak onu sürdürmektir."
"Hangi soruların cevaplanamaz olduğunu öğrenmek ve onları cevaplamamak: Gerilim ve karanlık dönemlerinde en gerekli yetenek bu."
"Burada devlet sadece eylemi değil, düşünceyi de kontrol edebiliyor. Hiç kimsenin başkaları üzerinde böylesi bir güce sahip olmaması gerek oysa."
"Ulaşılacak bir sonu olan bir yolculuk yapmak iyidir; ama asıl önemli olan yolculuktur."
"Işık karanlığın sol elidir,
karanlık da ışığın sağ eli.
İkisi birdir, yaşam ve ölüm, yan yana,
yatarlar kemmerdeki sevgililer gibi,
tutuşmuş eller gibi,
sonuçla yol gibi."
"Böyle bazı talihli anlarda tam uykuya dalarken yaşamımın gerçek merkezinin ne olduğunu tüm kuşkuların ötesinde biliyorum, geçmiş ve yitmiş; ama yine de sürekli olan o zaman, süren an, sıcaklığın yüreği."
"Mutluluk akılla ilgili bir şeydir ve yalnızca akıl kazanır mutluluğu."
"Ve, kim bilir kaçıncı kez, yurtseverliğin ne olduğunu, yurdunu sevmenin ne anlama geldiğini, arkadaşımın sesini titreten o sadakatin nereden doğduğunu ve böylesine gerçek bir sevginin çoğu kez nasıl bu denli aptalca ve kötü bir bağnazlığa dönüşebildiğini düşündüm. Hata neredeydi?"