Spoiler içeriyor
aslında epey komik bir film olmuş, kapkara mizahı ile. ister kasaba, şehir ister tüm dünyayı düşünelim artık gerçekliği anlatmanın en iyi yolu onu sürrealist kafkaesk absürt biçimlerde ele almak gibi geliyor bana da bir süredir. film bana üstte bahsedilen diğer…devamıaslında epey komik bir film olmuş, kapkara mizahı ile. ister kasaba, şehir ister tüm dünyayı düşünelim artık gerçekliği anlatmanın en iyi yolu onu sürrealist kafkaesk absürt biçimlerde ele almak gibi geliyor bana da bir süredir. film bana üstte bahsedilen diğer filmlerden ziyade kafka'nın romanlarını çağrıştırdı. onu okurken nasıl tahammülsüz veya anlamsızlığın baskısı altında, iletişimden, neden sonuç ilişkisinden kopmuş bir olay örgüsü ile yorulduysam bu filmde de benzer ruh durumunu yaşadım. kartezyen, belirli, deterministik dünyanın yıkılıp yerini kaosa, manasızlığa, belirsizliğe, saçmaya bıraktığı, zaman ve mekan mefhumlarının da yıkılıp dağıldığı grotesk karamsar boğucu bir atmosfer.
herkes bir şey bekliyor. bu bekleyiş iyi ya da kötü herhangi bir sona ulaştıracağı için aslında rahatlatıcı da olacak olabilse.. ister kıyamet kopsun ister kasaba kurtulsun. asıl travmatik olan ne olacağını bilememek ve olan bitene anlam verememektir. kasaba da bunun travmasını yaşıyor esasen. fakat mesele bence bu da değil.
dini anlatıların bu kültürel kodların her şeyin anlamını nasıl değiştirip insanı esas meseleye yönlendirmek yerine bilmezden gelmeye ve yer yön değiştirmeye(freud) de sebebiyet verebilmesi. burada yatan tehlike aşırı mühim. çünkü kasaba halkı baştan ayağa dökülüyor, çürümüş bir mikro toplum. her şey herkesin önünde olup bitiyor. herkes sorumlu ve suçlu. fakat suç ve ceza bağı da kopmuş. sadece söylencelerdeki gibi tek saf kötü bir varlık adı neyse işte, deccal ve saf iyi bir varlık mehdi ile sorun yeniden farklı biçimde nedenselleştirilip sonuca bağlanmak isteniyor kasaba tarafından. demek istediğim kimse kişisel sorumluluk almıyor ve dini bakış bir safsataya dönüşüyor, gerçeklikten uzaklaştırarak. gerçi buna ne kadar din denirse. mit demeyi tercih ediyorum. ( yaşar kemal'ın dağın öte yüzü üçlemesini anımsayalım)
özetle bu kasaba tıpkı antonio gramsci'nin dediği gibi eskinin yıkılıp gittiği yenininse doğamadığı ve bu aralıktan yalnızca canavarların türediği aralık zamanların bir geçişin anlatısı. ikinci dünya savaşından günümüze aşağı yukarı yaşayıp hissettiğimiz de bu. her şey olup biterken yolun kenarından seyrediyor ve öylece kıyameti veya godot'yu bekliyoruz hiçbir şey üstlenmeyerek.
bu arada filmin görüntüleri inanılmaz güzel. ben zaten yapraksız uzun ve geniş dallı ağaçları seyretmeye bayılırım. filmde de doyamadım bakmaya. her bir görüntü ayrı estetikti. güzelliği her an her yerde alelade olanın içinden çekip çıkarmak, yakalamak... başka türlü görmek, en hakiki biçimde. sanat işte.