Belki de filmleri sinemasal olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırmamız gerekir. Bir film analizi, filmin neyi anlattığını ve anlattığı şeyi neden o şekilde anlattığını çözümleyip; asıl vermek istediği mesajları algılayabilmemizi sağlayan ve çok yönlü düşünülmesi gereken bir kavram. Bir filmin…devamıBelki de filmleri sinemasal olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırmamız gerekir.
Bir film analizi, filmin neyi anlattığını ve anlattığı şeyi neden o şekilde anlattığını çözümleyip; asıl vermek istediği mesajları algılayabilmemizi sağlayan ve çok yönlü düşünülmesi gereken bir kavram. Bir filmin okumasını yapmak demek, onu derinlemesine analiz etmek demektir." Ekin Gezer Marmara Üniversitesi
Burada semboller ve göstergebilim öğeleri karşımıza çıkıyor. Bilinçli sinema izleyicisi olmak hakikaten zor iş .. 😂
The Piano 1993 yapımı Amerikan dram filmi. Film Jane Campion tarafından yazılıp yönetilmiştir. Oyuncu kadrosunda Holly Hunter, Harvey Keitel, Sam Neill, ve Anna Paquin yer alır. Filmin müzikleri Michael Nyman tarafından bestelenmiştir ve filmin soundtrack albümü çok satanlar listesine girmiştir. Ayrıca Hunter film için kendi piyano parçasını çalmıştır ve Paquin'e çekilmesi gereken üç sahne için işaret dili öğretmenliği yapmıştır. Filmi Avustralyalı Jan Chapman ve fransız yapım şirketi Ciby 2000 birlikte prodükte etmiştir.
The Piano eleştirel ve ticari anlamda büyük bir başarı yakalamıştır. 7 milyon dolar bütçeye karşılık 40 milyon dolar hasılat yapmıştır. Holly Hunter ve Anna Paquin filmdeki Ada McGrath ve Flora McGrath rolleri için yüksek ücretler almışlardır. 66. Akademi Ödülleri'nde The Piano üç ödül kazanmıştır; Hunter için En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü, Paquin için En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Akademi Ödülü ve En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü. Böylelikle Paquin 10 yaşında Paper Moon filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü'nü kazanan Tatum O'Neal'dan sonra Oscar kazanan en genç ikinci oyuncu oldu."
Kadın görsel değil işitsel ve dokunsaldır. Erkek'te göz görme daha önce gelir. Filmde Ada dilsizdir ama dokunmayı çok sever ve piyano hayatının her şeyidir bağımlılığıdır varoluşunun temelidir.
Ada burada bütün kadınları temsil ediyor kadınların hatalı seçimlerini erkeklerin baskınlığını kadınların ellerinden özgürlüklerini nasıl almak istediklerine odaklanıyor. Ada'nın dilsizliği kadının konuşmasının baskılandığı toplumları betimliyor.
Kendine uygun olmayan baskın erkekleri seçtikleri için mutsuz olan o kadar çok kadın var ki.
Bir o kadar da varlık mücadelesini veren kadın var kuşkusuz. Ancak onların çoğu da Ada gibi bir şeyle kendini tanımlamaya çalışıyor. Bu işi ya da mesleği parasal gücü olabiliyor.
Nihayetinde Ada piyanonun bağımlılığından da kendini kurtarıyor ve tam özgürleşebiliyor. Yaşamanın en öncelikli seçim olduğunun farkına varıyor burada bir bilinç sıçraması izliyoruz. Yönetmen Jane Campion da zaten kadınlara bu yolu öneriyor.
Nerede o kadınlar nerede o erkekler diye düşünebilirsiniz ama hayat bu aramaya iyileştirmeye devam etmek lazım.
Yakın zamanda vefat eden Hansu İrem ve İlhan İrem'in hayatlarını okudum bu ilişki böyle bir buluşma mesela. Bunun örnekleri yok değil ama hem kendiniz yetkinleşeceksiniz hem de aramaya devam edeceksiniz.
Piyano kadının özgürleşme kendini var etme hikayesidir. Eşinizle birlikte izleyebileceğiniz üstlerde yer alan bir film kaçırmayınız.