Kitabını henüz okumadım, kitabı okumadan önce birebir uyarlaması olduğu söylenen filmi izlemek istedim. Fakat izledikten sonra bu yaptığımdan pişman oldum. Keşke önce kitabı okuyup sonra filmi izleseydim. Belki film çok daha anlamlı gelebilirdi. Kötü bir film değildi, aksine ortalamanın da…devamıKitabını henüz okumadım, kitabı okumadan önce birebir uyarlaması olduğu söylenen filmi izlemek istedim. Fakat izledikten sonra bu yaptığımdan pişman oldum. Keşke önce kitabı okuyup sonra filmi izleseydim. Belki film çok daha anlamlı gelebilirdi.
Kötü bir film değildi, aksine ortalamanın da birazcık üstündeydi ama nedense beklentilerimi çok fazla yüksekti ve aradığım o mükemmeliği bulamamış olmak beni rahatsız etti. Filmin kitaba en yakın uyarlaması olduğunu görmek beklentimi yükselmişti. Lâkin hikâyede anlamdıramadığım bir eksiklik vardı. Bazı kısımları anlamakta zorlandım. Film kitaba sadık kalırken herhalde bazı şeyleri 'kitabı okunmuştur.' mantığıyla açmayı reddetmiş. Veyahut ben bir bilinmezlik hissettim, bilmiyorum... Kitabı okuyunca daha iyi anlayacağım bu durumu.
Bir kitap uyarlaması olduğu için hikâye bazında bir değerlendirmede bulunmayacağım. Zira onu kitabın yorumuna saklamayı düşünüyorum. Ben genel hatlarıyla sinematografiyi, oyunculukları, filmin havasını ve üzerimde bıraktığı etkiyi açıklayacağım.
İlk olarak üzerimde bıraktığı etkiye değinmek istiyorum. Anlayamadığım, açıklama getiremediğim kısımlar olmasa çok daha etkileyici bir film olabilirdi. Filmde beni geren birçok nokta oldu. Zira distopik bir yapımdaki amaçlardan biri de germek, korkutmak, negatif düşüncelere itmektir. Bunu filmi izlerken yaşadım. Sadece hikâye açısından bir gerilim yoktu, hikâyenin verdiği gerilim görsel olarak da çok güzel desteklenmiş. Özellikle Big Brother'in her an karşımıza çıkması beni çok gerdi. Filmde her an için haber anonsu dinliyoruz, bunlar hep pozitif haberler. Yönetimi öven, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu -içinde bulundukları savaş haricinde, ki onda da üstün konumdalar- olduğunu söyleyen haberler. Ne yalan söyleyeyim, ismi lazım değil bir haber kanalını hatırlattı bana. Pozitif şeyler duymak mutluluk verici olsa da gerçekler uzun vadede her zaman daha çok mutlu eder. Her neyse bunları geçelim.
Filmin görselliğine girişmek istiyorum biraz. Evet tam anlamıyla girişmek istiyorum. Bir önceki paragrafta gerilim görsellikle desteklenmiş dedim bunun arkasındayım. Fakat olay biraz abartılmış, filmin tüm sahnelerinde kasvetli, karanlık bir hava var. Doğru düzgün ne renk, ne de ışık görebiliyoruz. Evet distopik bir dünya. Evet kasvetli olması gerekiyor. Yine de gerilimin çok daha fazla olduğu sahnelerde ışık kullanımı daha az, geri kalan sahnelerde biraz daha fazla olabilirdi. Dengeyi yakalayamamış bu konuda.
Son olarak oyunculukları değerlendirmek istiyorum. Julia karakterinin oyunculuğunu pek faza beğendiğimi söyleyemem. Ne tip olarak rolüne gitmiş ne de mimikleriyle karakterini yansıtabilmiş. Fakat Winston karakterinde izlediğimiz John Hurt'un oyunculuğu bir harikaydı. Tüm kadro bir yana, o bir yana. Filmi bana kalırsa tek başına sırtlamış. Her şeyin yasak olduğu bir distopyada aşkın, hazzın yanında duyduğu üzüntü duygusunu çok iyi yansıtmış. Aslında donuk bir ifadeye sahip gibi ama sanki karakterine çizilen o donuk imajın altında o an yaşanılması gereken duyguyu da bir şekilde aktarmayı başarmış. Özellikle işkence sahnesinde çok çok başarılıydı. O sahne ise gerek oyunculuklar, gerek replikler, gerekse filmin havası ve duyguları açısından en anlamlı, en güzel sahneydi.