1. Dünya Savaşı öncesi, 1910'lu yılların başında Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nda bir köyde süre gelen tuhaf olaylar dizisini köyün öğretmeni yıllar sonra hatırladığı kadarıyla bize anlatır. Şiddet konusuyla aklını bozmuş Haneke bu sefer bizi ebeveyn şiddeti ve ona direnç olan çocuk…devamı1. Dünya Savaşı öncesi, 1910'lu yılların başında Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nda bir köyde süre gelen tuhaf olaylar dizisini köyün öğretmeni yıllar sonra hatırladığı kadarıyla bize anlatır.
Şiddet konusuyla aklını bozmuş Haneke bu sefer bizi ebeveyn şiddeti ve ona direnç olan çocuk şiddeti üzerine düşünmeye zorlar.
Dürüst ve ahlaklı birey yetiştirmek amacıyla çocuk bünyesinde filizlenen kötülükleri kırbaçlayarak temizlemeye çalışan iyi vatandaş babalar ve onlara sessiz sedasız destek veren annelerin zorla güzellik oldurtma çabası ön planda izlediğimiz ilk şiddet biçimidir. Filme adını veren Beyaz Bant akşam yemeğine geç geldikleri için 10 kırbaç cezası alan iki büyük kardeşin iyiliği ve saflığı hatırlamaları için kollarına takılır.
İkincisi ise köyden eğitimli bir babanın kendi menfaati için kızının güvenini ve çaresizliğini kullanışı, cinsel istismarıdır.
Ne yalan söyleyim, bu kadar yoğun şiddete maruz kalan kardeşler arasında sadece parçalanmayı ve bölünmeyi beklemiştim, oysa hikayede ayrışmanın yanında örgütlenme de var. Şiddet gören zayıfın güçlü intikam duygusuna, fiziksel acıların bir süre sonra geçmesine karşın ruhsal acıların kalıcılığı kılavuz olmuş adeta. Öfke duyulanın sevdiğine zarar vererek ruhunda iyileşmez yaralar açma arzusunun adresini şaşırmış bir ceza biçimi olduğunu ayırt edemeyen bu naif ve ayarsız isteğin korkunç sonuçlarını buluruz çocuk şiddetinde. Günümüzde bazen yetişkinlerin bedduasında da bu şiddeti görürüm, Allah onun çoluk çocuğuna da aynısını yaptırsın ya da bir gün gelir Allah onun çoluğundan çocuğundan çıkarır... Çocuklar bu bakışı ailelerinden mi öğrenmiştir filmde buna rastlamadım.
Clarissa Pinkola Estes, yazma meraklılara zıtlıkları, iyi ve kötü yanlarını bir arada anlatın der. Haneke de bizi kör kuyularda çaresiz bırakmamış öyküyü çocuğa saygı gösteren iki davranışla dengelemiş. Baron ve Barones'i bir süre sonra bir araya getirdiğinde Barones'in ağzından sevgi ve şefkatli bir ilişkinin özenli sorumlu biçimini anlatır. Bu bilinci sadece zenginlerin tekeline bırakmaz, 7 çocuklu çiftçi bir baba 17 yaşındaki kızını istemeye gelen genç ve düzgün damat adayına hemen cevap vermez evladının fikrini sorar hatta kızının olumlu baktığını anlamasına rağmen gençlere1 yıl düşünmeleri için süre verir.
Bu kadar anlatımdan sonra filmin sonlarında söz konusu beyaz bantın güzel ahlakı oluşturamadığını anlamışsınızdır herhalde. Hatta şiddet küçük ölçekten çıkmış devletler arası savaşlara kadar uzamıştır.
Haneke Beyaz Bant'ı siyah beyaz çekmiş, dialoglar esnasında kamerayı kahramanların ifadelerine uzun uzun odaklarken hem filmin içine çekildiğimi hem de karekterlerin duygularını özümsediğimi hissettim. Olayları öğretmenin ağzından anlatırken arka plana yerleştirdiği kırsal alandaki gün batımı, gün doğumu, rüzgarda sallanan başak görüntüleri bende meditatif bir etki yarattı, her türlü zalimliği yargısız dinleme gücü verdi.
Haneke gördüklerini anlatırken biz de üzerine düşünürken iyileşiyoruz belki, dilerim bir gün içindeki güzellikleri de anlatmak ister.
Roman okuma tadında film izlemek istiyorsanız çok şahane bir anlatım mutlaka izleyin derim .. ✌️