Spoiler içeriyor
Kızıl güneşin altında gökten kül yağan ve geceleri de her yanı sis saran bir dünya düşünün. İşçi sınıfı olan skaalar aşırı zor çalışma saatleri ve şartları altında demirhane,fabrika,tarla ya da Büyük Evler’de asiller için çalışıyorlar. Asiller de tanrı gibi görülen,ölümsüz…devamıKızıl güneşin altında gökten kül yağan ve geceleri de her yanı sis saran bir dünya düşünün.
İşçi sınıfı olan skaalar aşırı zor çalışma saatleri ve şartları altında demirhane,fabrika,tarla ya da Büyük Evler’de asiller için çalışıyorlar. Asiller de tanrı gibi görülen,ölümsüz olduğu söylenen Lord Hükümdar için çalışıyorlar. Asil olmalarına rağmen yaptıkları herbir şey için Lord Hükümdardan onay almalılar. Skaalar sadece Lord Hükümdardan değil, sislerden de korkuyorlar.
Yüzleri küle boyanmış skaalar bu sınıf ayrımına ve eziyete son vermek için umutlarını uzun süre önce kaybetmişler. Eşleri ve kızları bir anda bir asilin yatağına götürülüyor ve sonra da karınlarında melez bir çocuk taşımaması için öldürülüyorlar.
Ta ki bir Sissoylu olan,başkaldırısı ve yaptığı hırsızlık hikayeleri skaalar arasında dolaşmış olan firari Kelsier yeniden belirene kadar.
Peki ya bu “Sissoylu” nedir?
Lord Hükümdar kendisine sadık olan asil ailelere geçmişte özel güçler vermiştir. Bu özel güçlerle asiller sekiz metalden (Demir,çelik,kalay,lehim,pirinç,çinko,bakır ve tunç) birini kullanarak duyularını ve fiziksel becerilerini güçlendirebiliyor. Ya da metalleri itip çekerek hareket edebiliyor -hatta bunu yaparken uçuyor gibi görünebiliyorlar-. Ya da insanların duygularını teskin edip körükleyebiliyor. Buna da “allomansi” deniliyor. Allomansi yapabilenlere de “allomanser” deniyor. Kimisi ise allomanser olduğunu saklayabiliyor ya da bunu ortaya çıkarabiliyor. Geçmişte verdiği bu güçleri asiller hep kendinden sonraki nesillerine aktarmışlardır.
Tek bir metali kullanarak bu yeteneklerden sadece birine sahip olan insanlara “Siskan” deniliyor. Fakat Sissoylu ise bu sekiz metalin hepsini kullanabilen kişilere verilen isim. Bazen Skaa sınıfından Siskanlar çıkabiliyor. Bu yasak olduğu halde atalarında asil bir kan ya da melez birinin olduğunun işareti. Fakat fakir sınıftan Sissoylu çıkması çok çok ender görülen bir şey. Bir diğer ana karakter olan Vin gibi.
Kelsier bu sınıf sistemi dışında sanki dünya böyle olmamalıymış gibi hissediyor. Gökten kül yağmamalı diye düşünüyor. Eskiden dünyada güzel kokulu çiçekler hatta meyve veren ağaçlar olduğunu duyarak büyümüş. O çiçekleri ve yeşil dünyayı yeniden görmek istiyor. Ve böylece Kelsier ile arkadaşları dünyayı değiştirmek için el ele veriyorlar. Yolları bir Sissoylu olduğunu fark etmeden büyüyen 16 yaşındaki genç bir kız olan Vin ile kesişiyor.
Kitabın başlarında hikayeyi anlamak için biraz zaman harcadım. Yazar kitaba özel bir sürü kelime yaratmış çünkü. Bence kitabın arkadaki sözlüğü yetersiz kalıyor. Bir sürü kelimeyi eklemelilerdi.
Neyse, bir süreden sonra kitap çok güzel açılıyor. 300’den sonra ise resmen akıyor gidiyor. Gerçekten güzel bir kitaptı. Daha bahsetmediğim bir sürü şey var tabiki. Serinin devamı da elimde var. Muhtemelen araya başka birkaç kitap soktuktan sonra devam ederim.
Şimdi ayrıntılı yere giriyorum. Kitabı okuyacak olanlar buraya lütfen BAKMASIN**
Kelsier’ın birgün öleceğini biliyordum ama daha ilk kitaptan ölmesi...beni üzdü. Favori karakterimdi.
Elend’ın bir asil olarak skaalar ile el ele vereceğini tahmin ediyordum ve tahminim doğru çıktı. Şuan için kral o oldu.
En merak edilesi şey Vin’in bir sissoylu dışında ne olduğu ve Sazed karakterinin ırkına dair sırlar sanırım. En azından benim için.