Spoiler içeriyor
"Evet, ölüme mahkûm olduğu için, her şey boştur. Bu cihanın kâşanesi kum üstüne yapılmıştır." Bu kitabı, benzer konuyu ele aldıkları için Kiralık Konak kitabına benzettim. Ana karakterler de iki kitapta da aynı arzuyu taşıyordu. Buradaki ana karakter Neriman, Derülelhan'ın alaturka…devamı"Evet, ölüme mahkûm olduğu için, her şey boştur. Bu cihanın kâşanesi kum üstüne yapılmıştır."
Bu kitabı, benzer konuyu ele aldıkları için Kiralık Konak kitabına benzettim. Ana karakterler de iki kitapta da aynı arzuyu taşıyordu.
Buradaki ana karakter Neriman, Derülelhan'ın alaturka kısmında ud çalıyor. Uzun zamandır birlikte büyüdüğü Şinasi isimli karakter ise aynı okulda kemençe çalıyor.
Şinasi, büyüdüğü Fatih semtine bir hayli bağlı ve ülkede hızla değişen gelişmelere karşı ilgisiz diyebiliriz. O, kendi özüyle sade bir hayatta olmaktan mutlu duruyor. Ancak aynı şeyler Neriman için geçerli değil. Içinde yaşadığı hayatı oldukça sıkıcı buluyor. Hatta kendisini bu kültüre bağlayan udu bile eline almayı reddediyor. Aynı nedenle Şinasi'den de uzaklaşmak istiyor. Onun için ud ve Şinasi, uzaklaşmak istediği yaşantının birer parçası.
Aynı okulun alafranga kısmında keman çalan Macit isimli bir karakterle yakınlaşıyor. Onu, kendi hayatından kurtulmak için dışarıdan gelen bir destek olarak görüyor.
Kitapta temel olarak Fatih ve Harbiye arasındaki kültür ve yaşantı farkından bahsedilmiş. Aynı bölgede bulunan iki yerin insanlarının ne kadar farklılaşabileceğini anlatıyor batılılaşma adı altında.
Gerek kitap boyunca, gerek de kitabın sonu ve Neriman'ın kararı olsun, sürekli Neriman'ın hayatından memnun olmayışını kötü göstermeye çalışma ve olumsuz lanse etme durumu var. Bu bana çok anlamsız geliyor. Insanlar yenilik karşısında elbette meraklı olurlar. Şu an yeni bir teknolojik cihaz piyasaya düşse herkes peşinden gider. Yeni bir moda akımı olsa takip ederiz. Doğal olarak Neriman da varlığından yeni yeni haberdar olduğu bu gelişmeleri denemek istiyor.
Kendi kültürümüzü korumak ve yaşatmak çok güzel ve desteklenmesi gereken bir nokta ancak sembolik olarak verilen ud konusunda bile sevmeyen bir insana zorla dayatmak hiç de kendi kültürümüzü geliştirecek bir şey değil. Olması gereken şey, Neriman'ın yenilenmiş zevkine göre bir enstrüman denemesi ve ikisini de kendi keyfine göre kullanmasıdır. Mesela ben de bağlama ile ilgileniyorum. Bazı zamanlar bundan sıkılıp elime gitar aldığım oldu. Ancak "Bu batı icadı." Gibi engellemelere maruz kalmadığım için bir baskı hissetmedim ve özgürce keyfime göre her müzik türünü denedim ve hâlâ da bağlamayı çok severim. Tabii bu oldukça yüzeysel ve sembolik bir örnek. Demek istediğim, insanlar baskılandıklarında aslında zevk aldıkları şeylere bile öfke duyup uzaklaşmak isteyebilirler.
Ayrıca değişmesi gereken çok şey olması da doğal. Bu kitabın geçtiği tarihin biraz evvelinde kadınlar cumbalı pencerelerin olduğu evlerde tutsak gibi yaşıyor, kendilerine ait hiçbir sosyal hayatları olamıyordu. (Taaşsuk-ı Talat ve Fitnat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan Hep O Şarkı gibi kitaplarda bolca geçiyordu) Bir genç kadın için, ya da herhangi bir insan için keyif almadığı hayatı yaşamak ne kadar zordur oysa. Şimdi dizilerin bir bölümü biraz geç çıksın insanlar ne kadar öfkeleniyor değil mi? Ya da gittikleri yerlerde internet bulamayınca nasıl hüsrana uğruyorlar. İşte bu hayat kalitesini artırmakla ilgili. Ve kitaptaki Neriman'dan beklenen yaşantının kalitesi bu zamanda kimsenin katlanmak istemeyeceği bir düzeyde.
Bu kitap hakkındaki yorumları görünce bunları düşünmekten kendimi alamıyorum. Acaba Neriman'ın yenilik arayışını, "Kendi kültürüne hainlik ediyor, Şinasi gibi yaşamalı, Macit'le Harbiye'deki batılıaşmaya ve medeniyetin getirilerine hayran olması çok kötü." Şeklinde düşünen insanlar o zamanda bir kadın olarak yaşamak durumunda olsalardı şimdiki zevklerinden kolayca sıyrılıp mutlu bir hayatları olur muydu?
Kitabın dili oldukça akıcı. Okurken de sarıyordu ve birçok farklı konu üzerine düşünmemi sağlayan keyifli bir kitaptı.