Spoiler içeriyor
Kitap çok güzel tamam ama bazı yerlerde hata - en azından bana göre - bulunduğu kanaatindeyim. Örneğin Hz. Yunus kıssasının anlatıldığı yerde Yunus'u bencil bir insan gibi gösterir. Ama bizim kutsal kitabımızda bunun tam tersi yazar. Bazı olayları yanlış analiz…devamıKitap çok güzel tamam ama bazı yerlerde hata - en azından bana göre - bulunduğu kanaatindeyim. Örneğin Hz. Yunus kıssasının anlatıldığı yerde Yunus'u bencil bir insan gibi gösterir. Ama bizim kutsal kitabımızda bunun tam tersi yazar. Bazı olayları yanlış analiz ettiği kanaatindeyim yazarın. Ama Freud'a göre de daha doğru daha gerçekçi tespitler yaptığı bir kesinlik.
Bencillik ve kendini sevmenin zıt şeyler olduğundan bahsediliyor. O pasajda güzeldi. Yazara da ayrı minnettarım bu arada. Sayesinde bir sürü yazar ve kitap keşfettim. Kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Yine aynı şekilde eğer - öz- kardeşim bu kitabı 2 hafta önce kütüphanede okumak için seçmeseydi, şu an bu kitabı okumuyor olurdum. O bu ve diğer kitabını bıraktıktan sonra, - zaten pek beklediği kitap çıkmadı o daha çok edebiyat düşkünü sanırsam- ertesi gün bende bu kitabı tekrar aldım kütüphaneden. O yüzden kızkardeşimee de teşekkürler. Ve son olarak psikiyatri doktoruma da teşekkürü bir borç bilirim. Ne yalan söyleyim kendisi çok sevecen ve ilgili (sadece banada değil tüm hastalarına) bir psikiyatristti ama sonra tayini çıktı üzüldüm.
Ama ne var ki, yalnızlığından başka yollarla kurtulamayan birçok kişide cinsel doyum tutkusu, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığının benzeri bir hal alır, yalnızlığın doğurduğu korkulardan kurtulmak için girişilen umutsuz bir çabaya dönüşür, sevgisiz yaşanan cinsel ilişki, iki insan arasındaki uçurumu ancak o an için kapatabildiğinden, daha da artan bir yalnızlık duygusuyla sona erer.
Günümüz seri üretimi nasıl ürünlerin standartlaşmasını zorunlu kılıyorsa, toplumsal süreç de insanların tek tip olmasını ister ve bu standartlaştırmaya da "eşitlik" adı verilir.
Bunların hepsine birden sevgi mi diyeceğiz? Yoksa "sevgi" sözcüğünü, yalnızca bütün büyük hümanist dinlerin ve son dört bin yılın Batı ve Doğu tarihindeki felsefi düşünce sistemlerinin en yüce erdem olarak kabul ettiği şu özel birleşme türü için mi kullanacağız?
Tüm semantikle ilgili zorluklarda olduğu gibi burada da kesin bir kanıt yoktur. Önemli olan, "sevgi" derken ne tür bir birleşmeden söz ettiğimizi bilmektir. Sevgiyi, olgun bir insanın varoluş sorununa verdiği yanıt olarak mı, yoksa ortak yaşam denilebilecek olgunlaşmamış sevgi biçimleri olarak mı anlıyoruz? İleriki sayfalarda, ben bunların sadece birincisini sevgi olarak tanımlayacağım; ama önce birlikte yaşamdan söz etmek istiyorum.
Aslında yaşamda kalmak için gerekli şeylerin dışında bir şeyi olmayanlar, başkalarına maddi şeyler vermenin mutluluğunu yaşayamazlar. Ama her gün yaşadığımız deneyimler bize, insanın hayatta kalmasını sağlayan, temel gereksinimler dediğimiz şeylerin, insanın gerçek sahip oldukları kadar karakterine de bağlı olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi verme konusunda yoksullar zenginlere oranla daha isteklidir. Yine de yoksulluk belli bir sınırı aştığında vermeyi olanaksız kılar; o zaman da doğrudan doğruya neden olduğu yoksulluklar yüzünden değil, aksine yoksulların elinden verme mutluluğunu aldığı için küçük düşürücü olur.
Sevgi uyandırmadan seviyorsan, yani eğer sevgin sevgi olarak karşılığında sevgi üretemiyorsa, yaşamını seven bir insan olarak ortaya koyup da sevilen bir insan olamıyorsan, sevgin acizdir, bir mutsuzluktur.
.. Psikolojik bilgi, insanı sevgi olayına götüren bir adım olacağına, sevgiyle kazanılacak bilginin yerini alan bir şey olup çıkar.
.. Teolojinin ulaştığı mantıksal sonuç nasıl mistisizm ise, psikolojinin son çıkarımı da sevgidir.
.. Tanrı nasıl erkekle kadına birleşerek evreni sürdürme isteğini yerleştirdiyse, aynı biçimde dünyanın her parçasına dünyanın öteki parçasını arama isteğini de yerleştirmiştir.
Sonunda olgun insan, kendi kendisinin annesi ve babası olacağı konuma gelir. İçinde bir annelik bir de babalık vicdanı geliştirştir bir bakıma. Annelik vicdanı şöyle der: "Beni, seni sevmekten, yaşamın ve mutluluğunla ilgili arzularımdan yoksun bırakacak, ÷hiçbir yanlışlık, hiçbir kötülük olamaz." Babalık vicdanı ise şöyle der: "Hata yaptın, sonuçlarına katlanmalısın; ama daha önemlisi sana iyi davranmamı istiyorsan davranışını değiştirmelisin."
.. Şefkat, Freud'un inandığı gibi cinsel içgüdünün yüceltilmesi değil, doğrudan doğruya insan sevgisinin dışa vurumudur ve fiziksel olduğu gibi fiziksel olmayan sevgi biçimlerinde de ortaya çıkar.
.. Öyleyse bu görüşlerin ikisi de; cinsel sevginin tamamen bireysel, belli iki insan arasında gelişen benzersiz bir çekim olduğu görüşü de, sevginin salt isteme dayalı bir olay olduğunu iddia eden görüş de doğrudur. Belki ikisinin de gerçek olmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Bu yüzden de bir evlilik bağının başarılı olmazsa kolaylıkla koparılıvermesi düşüncesi gibi ne olursa olsun koparılmaması gerektiği düşüncesi de yanlıştır.
.. İki kişi birleşir, dünyaya karşı bir ortaklık kurar ve bu egoisme a deux, iki kişilik egoizmi de sevgi ve yakınlık zanneder.
.. Çok ender olmayan ve çoğu zaman "büyük aşk" diye yaşanan(daha çok dokunaklı filmlerde ve romanlarda işlenen) sözde sevgi türlerinden biri de taparcasına sevmektir. Eğer kişi kendi güçlerinin yaratıcı bir biçimde gelişmesi sonucu doğan bir kimlik ve benlik duygusuna sahip olacak düzeye ulaşmamışsa, sevdiği insanı "putlaştırma" eğiliminde olur.
.. Gerçek dini kültüre bağlı insanlar, sekiz yaşında bir çocuğa benzetilebilir. Bu çocuğun kendine yardım edecek bir babaya ihtiyacı vardır, ama onun öğüt ve ilkelerini de özümsemeye başlamıştır artık. Günümüz insanı ise ihtiyacı olduğunda babasına seslenen, ama oyun oynadığı sürece kendi kendisine yetebilen üç yaşında bir çocuk gibidir.
.. Bu açıdan bakıldığında insan niteliklerini mal ettiğimiz bir Tanrı'ya çocukça bir bağımlılık içindeyiz. Yaşamımızı Tanrı'nın ilkelerine göre düzenlemeyi düşünmediğimiz için Orta Çağ din kültüründen çok (burası çokomelli) putlara tapan ilkek kavimleri andırıyoruz.
.. Nasıl Kitab-ı Mukaddes'teki insan sevgisinin yerini soğuk bir dürüstlük aldıysa, Tanrı da Evren Limitet Ortaklığı'nın çok uzaklardaki bir genel müdürü konumuna getirilmiştir. Var olduğu bilinir, işleri O yönetir(aslında işler o olmasada yürüyecektir belki), insan O'nu hiçbir zaman görmez, ama patronun O olduğunu bilir ve görevlerini yerine getirir.
SEVGİNİN UYGULANMASI
.. Ağzı hiç kapanmayan tüketicileriz, her şeyi - filmleri, içkileri ve bilgiyi - açgözlülükle yutmaya hazırızdır. Bu dikkat dağınıklığı, kendi başımıza kalmanın bize zor gelmesinden bellidir. Birçok insan konuşmadan, sigara içmeden, okumadan, bir şeyler içmeden hareketsiz oturamaz. Sinirlenir, huzursuz olur, kıpırdanır durur,ağzı ya da elleriyle bir şey yapmak zorundadır. Konstantrasyon bozukluğunun belirtilerinden biri de sigara içmektir; sigara aynı anda elleri, ağzı, gözleri ve burnu meşgul eder.
Kendi başına kalmayı deneyen herkes, bunun ne kadar zor olduğunu anlayacaktır. İçinde bir huzursuzluk hissedecek, yerinde duramayacak, üstelik korkmaya başlayacaktır.
.. Her şeyin bir şeye yoğunlaşmayı engellediği kültürümüzde insanın dikkatini toplaması çok daha zordur. Bunu öğrenmede (burası da çokomelli) en önemli adım insanın okumadan, radyo dinlemeden, sigara ya da bir şey içmeden kendi kendisiyle yalnız kalabilmesidir. Gerçekten de bir şeye konsantre olabilmek demek, insanın kendisiyle yalnız kalabilmesi demektir ve işte bu da sevmeyi öğrenmenin ön koşuludur. ..
Çelişik gibi algılansada, yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur. Kendi başına kalmayı deneyen herkes, bunun ne kadar zor olduğunu anlayacaktır. İçinde bir huzursuzluk hissedecek, yerinde duramayacak, üstelik korkmaya başlayacaktır. Bu denemeyi sürdürmek istemeyecek; bu isteksizliğini, bunun değersiz, saçma bir şey olduğu, çok zaman aldığı gibi düşüncelerle kendine açıklama yoluna gidecektir. Ayrıca bir sürü düşüncenin kafasına üşüşüp onu rahatsız ettiğini görecektir. Günün geri kalan kısmında ne yapacağına dair plan yaptığını, işiyle ilgili sorunları ya da o akşam nereye gideceğini düşündüğünü fark edecektir. Kafasını bir kez boşaltıp dinlendireceğine, bir sürü şeyle dolduracaktır.
.. Araba sürücüsü yoldaki her değişikliği de aynı şekilde hisseder, önündeki ve arkasındaki arabaların ne yaptığını da. O bütün bunları düşünmez; kafası, konsantre olduğu bu durumda söz konusu olabilecek her türlü değişikliğe açık, gergin olmayan bir dikkat içindedir, konsantre olmuştur, çünkü arabasını güven içinde kullanmak istemektedir.
.. Güce karşı usa dayalı bir inanç söz konusu olamaz. .. İnanç ve güç birbirleriyle bağdaşmadığından, başlangıçta usa dayalı inanç üzerine kurulan dinlerin ve siyasi sistemlerin tümü, eğer gücüne güvenir ya da güç ile birleşirse sonunda bozulur ve gücünü kaybeder.
İnanç cesaret ister. Cesaret, riske girmek, acı ve düş kırıklıklarını göze alabilmektir. Tehlikesizliği ve güveni yaşamdaki en önemli şey olarak görenler, inanca sahip olamazlar. (reis burada münafıklara gönderme yapmış sanırsam ama ne tespit yapmış harbiden be)
.. İnancı ve cesareti öğrenmek günlük yaşamdaki küçük şeylerle başlar. Atılması gereken ilk adım:İnsanın nerede ve ne zaman inancını yitirdiğini görmesi, bu inanç kaybını ne gibi ussallaştırma yollarıyla örtmeye çalıştığını(Atatürk'ün de böyle bir yanılgıya, yanlışlığa düştüğünü seziyorum) anlaması, ne zaman korkak davrandığını, bu korkaklığı nasıl ussallaştırdığını görmesi; inanca duyulan her güvensizliğin bizi nasıl güçsüzleştirdiğini ve her güç kaybının da yine, kısır bir döngü gibi, nasıl yeni güvensizliklere neden olduğunu fark etmesidir.
.. Tam anlamıyla uyanık olmak, sıkılmamak ve başkalarının canını sıkmamak durumudur - gerçekten de sıkılmamak ya da başkalarının sıkılmasına neden olmamak, sevmenin ana koşullarından biridir.
.Dürüstlük etiğinin gelişiminin, kapitalist toplumun etik bir katkısı olduğu söylenebilir.
.. Altın Kural'ın günümüzde en yaygın dini değer olması bir rastlantı değildir; dürüstlük etiğine uygun olarak yorumlanabilmesi nedeniyle bu, bugün herkesin anladığı, uygulamak istediği tek dini değer olup çıkmıştır. Ama sevginin uygulanması isteniyorsa, dürüstlükle sevgi arasındaki farkın kavranması gerekir.