Spoiler içeriyor
"Şiirin anlamını bilimen de gerekmez; bilsen garip kaçardı zaten. Hayatında hiçbir zaman güzellik olmadı ve güzellik görmedin. Görsen de aklın ermez zaten. Güzel bir manzara seni asla cezbetmemiş; güzel bir yüz veya huzur verici bir musiki seni sarsmamış; ahenkli bir…devamı"Şiirin anlamını bilimen de gerekmez; bilsen garip kaçardı zaten. Hayatında hiçbir zaman güzellik olmadı ve güzellik görmedin. Görsen de aklın ermez zaten. Güzel bir manzara seni asla cezbetmemiş; güzel bir yüz veya huzur verici bir musiki seni sarsmamış; ahenkli bir söz, yüce bir fikir kalbine hiç tesir etmemiş. Sen sadece midenle belinden aşağısının esiri olmuşsun. Sahip olduğun şu iğrenç hayatı zaman ve mekanda uzatmak için çırpınıyorsun."
Hemen hemen her toplulukta eşine rastgelebileceğiniz bir karakterdir Hacı Ağa. Iran'daki meşrutiyete karşı çıkıp diktatörlüğü ister başta, sonra demokrasi gelince de öncekini ister. Aslında bu yönetim şekillerini istediğinden ya da sevmediğinden değil de milleti nasıl kandıracağının derdindedir. Hangi yol bu konuda kendisinin işini kolaylaştırırsa hemen onu savunmaya başlar. Kitap boyunca değişen düşünceleri de etrafındaki kimseyi rahatsız etmez. Çünkü etrafındakiler zaten onun fikirlerine değer verdiğinden değil, parası olduğu için yanına gelirler.
Hacı Ağa her sayfada namustan ve ahlaktan bahseder. Her sayfada ise başka birine kötülük yapar. Aynı sayfada kendisini bile ne kadar iyi biri olduğuna dair kandırır. On yedi kadınla ilişkisi olmuştur. Bazıları nikahlı eşi bazıları da siga yaptığı eşleridir. (Zina sayılmasın diye formaliteden kıyalan bir dini nikahtır. Şehrin bazi bölgelerinde yaygın olan bir gelenekmiş. Din ile alakası yoktur.)
İlişki kurduğu kadınlara hiç iyi davranmaz. Kitap boyunca birçok yerde, evindeki kadınlara küfürler eder, namussuzluk ile suçlar. Dışarı çıkarken bile izin almalarını bekler. O döneme göre bu da yaygındı herhalde. Bazı bölgelerde böyle tuhaf geleneklerin devam ettiğini tahmin ediyorum. Yani okurken insanı öfkelendiren bir hiciv eseri.
Hacı Ağa'ya Hacı sıfatı verildiğine de bakmayın. Hacı da değildir. Itibar görmek için yalan söyler herkese.
Kitabın sonlarına doğru kendisini eleştiren ve daha önce başkasının yapmadığını yapıp Hacı Ağa'nın yüzüne karşı gerçekleri söyleyen şairimiz ise kitabın tek farkındalık sahibi karakteriydi bence.
Sadık Hidayet'i biraz geç keşfetmişim gibi geliyor. Okuduğum üç kitabını da çok beğendim. Böyle konular insanı sıkar ve sık sık ara verme ihtiyacı duyarsınız. Ancak Hidayet'in eserleri, öz bir anlatımla aklından geçenleri okuyucunun önüne seriyor.
"Önemli olan yemek yemek, selam vermek, insanların arasına karışmak, kadınlara sırnaşmak, dansetmek, yapmacık yapmacık gülmektir. Hele hele yüzsüz olmayı mutlaka öğren. Bu devirde böyle şeyler geçerli olduğuna göre, ayak uydurmak lazım. Yüksek makamlarla irtibat kurmaya çalış. Herkesle, her akide ile uyum içinde ol ki daha iyi söğüşleyesin. Senin hayat adamı olarak yetişmeni ve halka muhtaç olmamanı istiyorum. Kitapmış, dersmiş, on para etmez bunlar. Dağ başında yaşadığını farzet; dalgaya düşersen, yolarlar seni. Birkaç yabancı terim, birkaç büyük laf öğren yeter."
"Ahmakların sırtını sıvazlayan, sefilleri besleyen, ayak takımının hoşlandığı bu muhitte siz seçkin bir kişisiniz. Hırsınız, açgözlülüğünüz, alçaklığınız ve aptallığınız doğrultusunda kendinize bir düzen kurmuşsunuz; bunu himaye ediyorsunuz. Sizin gibilerin yaşayacağı bu ortamda hiçbir şey yapamam ben. Vücudum atıl ve batıl kalır. Çünkü şairleriniz de sizin gibi olmak zorunda. Sizin hazırladığınız, her şeyin, hırsızların, dolandırıcıların, casusların değer yargılarına göre değrerlendirildiği, sözcüklerin anlamlarını yitirdiği bu hela çukurunda ben bir hiçim. Bu çukurda sadece sizlerin yeme ve semirme hakkı var. Size layık olan da bu çukur zaten. Ama sizin pislikleriniz arasında boğulmaya mankûmum ben. Şair dilenci mi, dalkavuk mu acaba? Sürekli halkın kıçını yalayıp, insanları kazıklayan sizler, onları aldatarak bir tür dilencilik yapmıyor musunuz?" S88