Spoiler içeriyor
"Karanlık odada resmin belirmesi gibi insanın içinde gizli olan şeyler de hayat koşturmacası ve kavgası içinde, o aydınlıkta boğulup ölüyor. Sadece karanlıkta ve sessizlikte görünüyor insana. Bu karanlık benim içimdeydi, onu yok etmek için boşuna uğraştım... Bu karanlık her canlının…devamı"Karanlık odada resmin belirmesi gibi insanın içinde gizli olan şeyler de hayat koşturmacası ve kavgası içinde, o aydınlıkta boğulup ölüyor. Sadece karanlıkta ve sessizlikte görünüyor insana. Bu karanlık benim içimdeydi, onu yok etmek için boşuna uğraştım... Bu karanlık her canlının yaratılışında var. Yalnız inziva halinde, kendi içimize döndüğümüz zaman, dış dünyadan uzaklaştığımız zaman bize görünüyor. Ama insanlar hep bu karanlık ve inzivadan kaçmaya çalışıyor. Ölüm sesine kulaklarını tıkıyorlar, kendi kişiliklerini hayatın hayhuyu arasında yok ediyorlar! Mutasavvıflar ne demiş: 'Hakikat nuru bende tecelli ediyor.' Bense aksine, Ehrimen'in inişini bekliyorum. Şimdi olduğum gibi kendi içimde uyanık kalmak istiyorum." S81
Sadık Hidayet, söylemek istediklerini düşünce yazısı gibi kaleme almaktan ziyade sembolik olgular ve olaylar kullanıyor. Aylak Köpek'in hikayesini okuduğunuzda ise yüksek bir sınıftan aşağı sınıfa düşüp acı çekmeyi görebilirsiniz alt önerme olarak. Yahut da başkalarının elinden hazır olarak gelecek lüksün bir sonunun olduğunu ve herkesin eninde sonunda kendi ektiğiyle yetineceğini çıkarabiliriz. Farklı perspektiflerden çeşitli önermeler sunulabilir. Bu açıdan oldukça zengin bir hikayeydi bence.
Toplamda ise yedi kısa hikayeden oluşuyor kitap. Ilk hikaye, kitaba ismini veren Aylak Köpek ile başlıyor. Bir evcil hayvanın sahibinin izini kaybetmesinden sonra sokakta uğradığı eziyetleri aktarıyor. Ancak konu böyle yüzeysel değil. Sonunda kendisine yiyecek verdiği için güvenerek sahibinin yerini dolduracağını düşündüğü bir adamla karşılaşıyor. Adamın verdiği yiyecekten sonra peşinden koşması ve yorgunluktan dolayı can vermesi ise açıkça yazıyor olmasa da köpeğin zehirlendiğini düşündürdü nedense. Ayrıca oradan oraya sürüklenip her tipten insan tarafından başka türlü eziyet görmesi ise birçok insanın deneyimlediği hayatın gerçekliği gibiydi.
Kitabın sonunda yer alan Karanlık Oda ise en etkileyici bulduğum hikayeydi. Bir adamın penceresiz ve kendine göre dizayn edip yalnız kalmayı arzuladığı bir odada geçiyor bu öykü. Tanımadığı bir yolcuyu evine davet etmesi ve sonunda odasını istediği gibi dizayn ederek tamamlayıp yalnız kalabileceği için mutluluk duyduğunu söylemesinin sabahına ölmüş olması gizemliydi. Misafir yolcu da iki teori sunuyor: Kendisini geçindirecek parası tükendiği için intihar etmiş olması veya yalnızlıktan korkup halihazırda yanında biri varken ölmek istemiş olması.
Şahsen ikisinden farklı bir varsayım geldi aklıma. Evin sahibiyle gece konuşurken misafir, odayı ve adamın isteğini anne karnında yaşama arzusuna benzettiğini söylüyor. Kendi düşüncesinin saçma olduğunu düşünse de ev sahibine, aslında yalnızlık ve toplumdan bağımsız bir yaşamın mümkün olmayacağını, çoktan doğmuş ve ölene kadar anne karnındaki telaşsız huzuru bulamayacağını hatırlatmış olabilir bu yorumu. Ben de bu yorumun ev sahibinin ölüm kararını tetiklemiş olabileceğini düşündüm farazi olarak.
"Adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu. Başkalarının yaşam tarzına ayak uyduramazdım." S80
"Belki dünya değişmemişti de yaşlılık ve umutsuzluk dolayısıyla her şey gençlik günlerindeki büyüleyici cazibesini ve güler yüzünü yitirmişti ona göre. Bir o elleri bomboş kalmış ve farkına bile varmadan her yıl gücünün kuvvetinin bir kısmı gözle görünmeyen bir menfezden çıkıp gitmişti. Birkaç mutsuz hatıra, bir iki rezillik ve boşuna çırpınmadan başka bir şey kalmamıştı geride. Sadece kendi leşini o delikten bu deliğe sürüklemişti ve şimdi daha güzel günler beklentisinde değildi." S30