"Gönlünüzü kaptırdığınız dava için, bir imparatorluk kurmak veya dünyayı imamın saltanatına hazırlamak adına, adam öldürmekten çekinmiyorsunuz. Benim gözümdeyse, adam öldüren her dava cazibesini yitiriyor. Ne denli güzel olursa olsun, çirkinleşiyor, bozulup alçalıyor. Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz." "İnsan…devamı"Gönlünüzü kaptırdığınız dava için, bir imparatorluk kurmak veya dünyayı imamın saltanatına hazırlamak adına, adam öldürmekten çekinmiyorsunuz. Benim gözümdeyse, adam öldüren her dava cazibesini yitiriyor. Ne denli güzel olursa olsun, çirkinleşiyor, bozulup alçalıyor. Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz."
"İnsan her menzilde bir yere varır, her adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bakmak, istemek, inanmak, sevmek yeterli."
"Bizde erkekler savaşır, ama onlara kiminle savaşacağını kadınlar söyler."
"Bu salondan çık, bu saraydan ayrıl, arkana hiç dönüp bakma, kimseyle vedalaşma, eşyanı bile toplama, gel, bana elini ver, evimize dönelim, sen şiirlerini yaz, ben yıldızlarımı gözlemleyim. Her akşam çırılçıplak gir koynuma, mis kokulu şarapların eşliğinde söyleyelim şarkımızı, dünya dursun bizim için, görmeden, duymadan geçelim içinden, ne kanı, ne çamuru bulaşsın ayaklarımıza."
"İnsanların kim oldukları sadece adlarından mı anlaşılır sanıyorsun? Bakışlarından, yürüyüşünden, görüntüsünden, kullandıkları ses tonundan tanırsın onları."
"Sözler, ister iyi, ister kem olsunlar, oklara benzerler; sürüyle atarsın içlerinde biri hedefi vurur."
"Yedi ömrüm olsaydı eğer, her akşam şu taraçada, şu rahat divana uzanıp yatmak için birini feda ederdim seve seve; bu şarabı içmek, parmaklarımı şu kâseye daldırıp yemek için... Mutluluk tekdüze bir yaşamda gizli."
"Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykusundan uyanışını." Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. " Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana" deyip dururdu."
"Niye korkayım ki? Ölümden sonrası ya hiçlik ya da mağfiret."
"Ne annen ne de ben memnuniyetimizi gizleyebildik, hayat çizgilerimizin buluştuğundan ikimiz de emindik, tesadüfen aynı kitabı okumak gibi sıradan bir kesişmenin söz konusu olduğunu bir an bile düşünmedik."
"Keyfi idareye bırakılmış bir ülkede insanın hayatını dürüstçe kazanamayacağını anladım."
"Ne bilginler geldi, neler buldular! Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar... Hangisi yarıp geçti bu karanlığı? Birer masal söyleyip uykuya daldılar."
"İranlılar geçmişte yaşıyor, çünkü geçmiş onların vatanı, çünkü şimdiki zaman hiçbir şeyin onlara ait olmadığı yabancı bir ülke. Bizim gözümüzde modern yaşamın, insanın özgürleşmesinin simgesi olan her şeyi onlara göre yabancı egemenliğin ve baskının simgesi: Karayolları, Rusya demek; demiryolu, telgraf, banka, İngiltere; posta dedin mi Avusturya-Macaristan..."
"Beynimizde sanki kulaklarımızı sağır edercesine büyüyen Ağustos böceklerinin tekdüze şarkısından başka bir şey kalmamıştı etrafta. Uzayan öpüşler, yakıcı öpücükler, geride bırakılmış yılların ve yıkılan engellerin öpücükleri."
"Artık Tebriz dünyanın unuttuğu bir kent değildi, dünya Tebriz'in uzağında, sıkıcı bir yer olup çıkmıştı."
"Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir!"
"Bir zorba karşısında kazanılacak zafer nihai amaç olamaz; Adem oğulları olduklarının bilincine varsınlar, kendilerine, kendi güçlerine inansınlar, bugünün dünyasında kendilerine yeniden bir yer bulsunlar diye savaşıyorum ben."
"Bir yabancının yerlilere yaklaştığı gibi konuşmuyor onlarla, alınganlıklarına ve alçaklıklara hiç aldırmıyor, hiç göz yummuyor, insanla konuşur gibi konuşuyor onlarla ve yerli halk da insan olduğunu keşfediyor yeniden."
"Onun etrafında, terk etmek zorunda kaldığı dünyadan çok daha masalsı bir dünya kurmaya niyetliydim."