Spoiler içeriyor
"Her şey aşkla karılmış ve aşka karışmıştır; çünkü onları Allah'ın sevgi sıfatı varlığa getirir ve tüm eylem ve etkinliklerini o harekete geçirir." S62 "Insanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor." S156 Kitapta birçoğumuzun bildiği ve…devamı"Her şey aşkla karılmış ve aşka karışmıştır; çünkü onları Allah'ın sevgi sıfatı varlığa getirir ve tüm eylem ve etkinliklerini o harekete geçirir." S62
"Insanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor." S156
Kitapta birçoğumuzun bildiği ve farklı şekillerde yorumladığı Muhammed bin Ali ve Celaleddin Rumi'nin "aşkı" anlatılıyor. Bu aşkı şehvet ve cinsellikle bir tutanlar da var ancak açıkça yazılmış olduğu gibi onlar birbirinde Allah aşkını görüyorlar.
"Şam'da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim."
Yaratılana duyduğu aşkın benzerini duyan birisini, dışarıdan görmek istemiş olduğunu çıkarabiliriz.
"Ey âşık Seyyid. Bir zamanlar taleben olan eserine şimdi maşukum, ben onun aşkının esiriyim." S155
Cümleler herkesçe farklı yere çekilebilir tabii. Ancak benim tek gördüğüm, birbirine değer veren ve birbirlerinde tanrıya duydukları sevginin yansımasını gören iki sufidir.
Ayrıca Şems, altmış sekiz yaşına kadar hiç evlenmemiştir. Bu yaşta yaptığı evlilik ise gerçek bir evlilik değildir. Iyi yemekler ve güzel kıyafetlerle alakası yoktur. Farz olmayan, iki günden fazla süren oruçlar tutar sürekli ki nefsini köreltebilsin. Şehvetle ve cinsellikle de ilgisi yoktur. Kendisini sadece ilahı aşka adamıştır.
Odalarına çekilip Mevlana ile yalnız kaldığı zamanlar, Kur'an okuyup Islam ilmi hakkında konuşurlardı. Bazen biri anlatır diğeri dinler, bazen de sorular sorarak geçirirlerdi yalnız zamanlarını. Ancak en fazla sessizlik ile iletişim kurarlardı. Bunu da kalplerin birbirine bağlanması ve birbirini sözcükler olmadan anlaması olarak yorumluyorlardı.
"Dünyada garip bir yolcu gibi ol!" S127
"Her yalnız âşık değildir; ama her yanmış aşkın kuytusunda yalnızdır. Ateşinden değil ateşsizliğinden yanmışım diyorum. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü." S133
Aşkı hiç hissetmemek ise büyük bir kayıptır Şems'e göre. Şems aslında sadece manevi ilmi savunmaz. Bu kitapta böyle görünmüş ancak başka kaynaklarda Gazali'nin bilgiyi akıl yoluyla bulma metodunu da onayladığını okumuştum.
Diğer mutasavvıflara kıyasla Şems ve Mevlana benim için oldukça değerli. Din anlamında bir değerden bahsetmiyorum. Aksi halde, kendini fıkıh ve kelam gibi ilimleri anlamaya adamış kişileri daha önemli bulabilirsiniz. Çünkü bunlar dini, din vasıtası ile dinin tanrısını anlamanın temel yoludur. Şems de bu ilimleri erken yaşta öğrenmiştir ancak bu ilimler onun için araçtır. Allah sevgisine götüren yoldur. Mevlana'nın kendisini kitap okumaya kaptırmasını da çokça eleştirmiştir keza. Onlar için aşk ilk sırada gelir. Ibn Arabi'nin dediği gibi, ilim yalnızca akılla öğrenilemez.
Fakat ben, iki velinin tek bir ruh oluşturmasını seviyorum. Birbirlerinin ruhunda kayboluyorlar. Bir bütün oluşturuyorlar ve muhtemelen bu da aşklarını ikiye katlıyor. Insan-ı Kamil sıfatı tek bir kişiye atfedilirken, iki sufinin ilişkisi sayesinde bir ruh olmalarına da uygun buluyorum.
Kitaptaki tek sıkıntı, noktalama işaretlerinin eksikliğiydi. Bu da anlam karmaşasına neden oluyordu ara sıra. Mevlana ve Şems'e ilgisi olanlar için güzel bir kaynak. Yorucu da değil içerdiği derin anlamlara kıyasla.
"Başımı kesip kör kuyuya atsalar... Şah damarımdan oluk oluk kanı akıtsalar... Dokuz yurda tenimi lime lime dağıtsalar... Yedi çakal sürüsü vücuduma saldırsalar... Kırmazdı acılar beni, yorardı belki teni. Özümsün, özümle ararım MevIâna'm seni. Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş." S242