Spoiler içeriyor
Yeni bir aday filmle daha sizlerleyim. İsmini ilk gördüğümde drama ile boğulacağım bir film sanıp izledikçe traji-komik, eleştirilerle dolu, dengesiz, iğrenç bir film olduğunu gördüm. Film 3 ayrı bölümden oluşuyor. Açılışını mankenlik seçimleri ile yapıyor ve filmi açtığımız anda karşımıza…devamıYeni bir aday filmle daha sizlerleyim. İsmini ilk gördüğümde drama ile boğulacağım bir film sanıp izledikçe traji-komik, eleştirilerle dolu, dengesiz, iğrenç bir film olduğunu gördüm.
Film 3 ayrı bölümden oluşuyor. Açılışını mankenlik seçimleri ile yapıyor ve filmi açtığımız anda karşımıza bir grup yarı çıplak erkek modeller çıkıyor. Ben açılış sahnesinin erkek manken seçimleri ile başlamasının film boyunca olan göndermelerine bakaraktan objeleştirilen kadın bedenine bir atıf olduğunu düşünüyorum. Bu göndermelere de değinmeye çalışacağım.
İlk bölümde bir çiftimizi romantik bir yemekte görüyoruz ve hesap ödeme krizi ile bir kavga patlak veriyor. ''Hesabı kadın mı ödemeli erkek mi?'' gibi basit bir sorundan çıkan tartışma iki tarafın da birbirini yanlış anlamasıyla cinsiyet eşitsizliğine bir gönderme yapıyor. Filmin bu sahnesinde gördüğüm tartışma bana romantik drama izleyeceğimi düşündürdü, fakat kavgayı çok çabuk bir biçimde tatlıya bağladılar. Bu kadar basit bir mesele uzatılsaydı filmden daha ilk anlarından soğur, zorla bitirirdim.
İkinci bölüm ise bir gemide geçiyor. Olayların geliştiği, ast-üst dengesinin, romantizmin, iğrençliğin, filmin felsefesinin, mesajının, göndermelerinin zirveye çıktığı bölüm olmuş. İkinci bölümde bir gemi içerisinde yaşanabilecek her şeyi yaşıyoruz, bir filmin bize tattıracağı her şeyi tadıyoruz. Filmin en iyi sahnesi de göndermelerini, eleştirilerini, felsefesini net olarak kavradığım Kaptan ile Bok satıcısının karşılıklı Komunizm, Kapitalizm, Sosyalizm tartıştıkları, birbirlerine telefondan liderlerin, düşünürlerin sözlerini okudukları sahne oldu. Filmin havası tamamıyla değişti neredeyse. Basit bir drama filmi sanarak açtığım film bana çok şeyi sorgulattı ve öğretti bu sahneden sonra.
Üçüncü bölümde ise dengelerin tamamıyla değiştiğini görüyoruz. Alt üst tabaka tepetaklak oluyor. Şu ana kadar filmin bize izlettiği kadın-erkek eşitsizliği, Kapitalizm, Komunizm gibi düşüncelerin neden bu filmin odak noktası olduğunu üçüncü bölümdeki dengelerin alt üst olması Carl'in tabiricaizse bir fahişe olup bedenini çıkarı için pazarlaması ile net bir şekilde ortaya konuluyor.
Final sahnesi bunca düşünceyi, bunca sorguyu boşa çıkarmadı. Final sahnesinin sonucunda aklımda birden fazla ihtimal oluştu. Bu ihtimalleri yazmayacağım. İzleyenlerin de aynı düşüncelerde olacağını biliyorum. Oldukça sert bir yapıma fevkalede sertlikte bir final yapmışlar. Harikaydı.
Senaryoyu bu kadar derin yazmışlar, çekimleri mükemmel yapmışlar. Özellikle tuvaletin taştığı sahnenin iğrençliği muazzamdı. Yapım ekibine övgülerimi bitiremezken oyuncuları da övmek isterim. Çünkü her biri oynadığı karakterin net düşüncesini ekrana yansıtmayı başarmış. Kibirse kibir, hırssa hırs, şehvetse şehvet, öfkeyse öfke. İzlerken oyuncuların hal ve hareketlerinde bunu hissettim. Bu da filmi olabileceğinden daha üst noktaya taşımış. Tek tek oyuncuları övmem mümkün değil. Fakat C. Dean Kriek'i (Yaya karakteri) anmadan geçmek istemem. Kendisi maalesef harika bir iş çıkardığı bu filmi izleyemeden hayata veda etmiş.