Spoiler içeriyor
Birçok konuya değinen bir kitap. Konular derine inilmeden ama fazla da yüzeysel olmayacak şekilde anlatılmış. Dili de oldukça akıcı. İçeriğine gelecek olursak Nakşibendilik, Mevlevilik, Kadirilik gibi mezheplerin eğitime ve siyasete olan etkilerinden bahsediyor. Kitaba göre Rumi, Muhammed Bin Ali, Abdulkadir…devamıBirçok konuya değinen bir kitap. Konular derine inilmeden ama fazla da yüzeysel olmayacak şekilde anlatılmış. Dili de oldukça akıcı.
İçeriğine gelecek olursak Nakşibendilik, Mevlevilik, Kadirilik gibi mezheplerin eğitime ve siyasete olan etkilerinden bahsediyor. Kitaba göre Rumi, Muhammed Bin Ali, Abdulkadir Geylani ve Bahaeddin Nakşıbend Farsi kökenlidir, daha doğrusu direkt Iranlı olarak yazılmış. Iran hem Farsi hem de Turki insanları barındırıyor. Zaten Iran ve Afganistan çok uluslu oldukları için Tacikler, Farsiler ve Türkiler bir arada yaşıyorlar. Ancak Iran'ın Kuzeyi eskiden Assyrians olan şimdilerde Farsi olarak bildiğimiz ulusun çoğunluğunda. Yani Mevlana Farsi de olsa Iranlı değil, Afganistan kökenli olduğunu biliyordum. Kitapta niçin böyle yazılmış, benim aklımda kalan mı yanlış, bilemiyorum. Ancak pek de fark etmez sanırım.
Burada bahsetmek istemeyeceğim bir takım politik mevzulara da girmiş yazar. O kısımları mutlaka okumanız gerekir bence. Üstü kapalı bahsetmeye çalışmak pek yeterli olmayacaktır açıklamak için.
Türk Islam sentezi bölümünde ise yazar, böyle bir sentezin olamayacağından bahsediyor. Selçuklu ve Osmanlı zamanında yapılan mimari eserlerin ve edebi metinlerin bir sentez oluşturmadığını çünkü değişmez kuralları olan inançlara ekleme yapılamayacağını söylüyor. Sanırım bu noktada Islam ile sentez oluşturanın bazı mezhepler olduğunu düşünebiliriz. Mesela Şia ya da Mevlevilik. Ikisinde de Islam'da kabul edilmeyen noktalar var. Musiki, sema, ney üfleyerek ibadet, imamlık(on iki imam ve yedi imam mevzusu), gibi kavramlar ne kadar kabul edilmemiş de olsa bir sentez oluşturduğunu çıkarabiliriz. Kültür ve dinin bağdaştırılması gibi. Islam ya da Hristiyanlık olsun, bu sentezleri kabul etmezler çünkü değiştirmek ve tapınmalara ekleme yapmak gibi şeylere hiç rastlamadım hadislerde veya ayetlerde.
Ayrıca bu bölümde kısaca Türklerin kabul ettiği Hristiyanlık, Şamanlık gibi inançlardan da bahsetmiştir. Hristiyan olan Türklerin Batı Avrupa'ya gittiğini söylüyor. Ancak onlardan bazıları hâlâ bizim ülkemizde de var. Kendilerine ait bir toplulukta yaşıyorlar. Dinleri çoğunluktan farklı ancak Türkler. Bununla ilgili bir belgesel izlediğimi hatırlıyorum. Önceden yabancı dilde dua ederken din adamları, klisiye daha çok Türklerin geldiğini ve hiçbir şey anlamadıklarını görüp duaları Türkçe okuduklarından bahsediyordu.
Yazarın genel olarak Amerika ve Avrupa için olumsuz bir tutumu var. Orta Doğu'yu sömürge haline getirdiklerini, niyetlernin ülkemiz için de aynısı olduğunu söyler. Bu zaten çoğumuz için açık olan ve bilinen bir gerçek sanırım.
Aynı zamanda bu ülkelerin gelişmelerini reddetmekten ziyade bizim de uygulamamız gerektiğini söylüyor. Bu noktada batı özentiliği diyerek tamamen doğuya yönelmemiz gerektiğini savunanları da batının gelişmelerinden yararlandıklarını söyleyerek eleştiriyor, "Batıya öykünme (Batı taklitçiliği) diyerek alanlara, yollara dökülen bilinçsiz gericilerin hangisi çağdaş buluşlardan yararlanmıyor, "gâvur işi" dedikleri araç-gereçlere sarılmıyor? S38
Zaten kısa ve akıcı bir kitap olduğu için fazla detaya da yer vermemiş. Bu nedenle başka kaynaklarla karşılaştırma yapabilir ya da bazı meseleleri daha derin şekilde araştırabilirsiniz.
"Ülkemizde, Islamı anlamak için başka dinlerin okutulması, onlarla Islam arasındaki görüş ayrılıklarını, ortak sorunları öğrenmek, tartışmak gerekir." S23
"Insan denen varlık, ister erkek, ister dişi, başkasına giydiğiyle, omuzlarına astığıyla değer kazanmaz, değer günlük giysilere benzemez, onlarla ölçülemez, değer insan varlığının özüyle ilgilidir, kılığıyla değil." S28