"Her şey bağlantılıdır. Anlamak üzere kulak kesilmiş biri için hiçbir sözcük tamamen masum değildir." Çağdaş Norveç Edebiyat'indan bir kitabı daha okuma şansım oldu. İskandinav edebiyatı neredeyse beni hiç üzmedi. Baya baya sevgi dolu bir ilişki kuruyoruz gibi..😌📖 2016 yılında yayımlanan…devamı"Her şey bağlantılıdır. Anlamak üzere kulak kesilmiş biri için hiçbir sözcük tamamen masum değildir."
Çağdaş Norveç Edebiyat'indan bir kitabı daha okuma şansım oldu. İskandinav edebiyatı neredeyse beni hiç üzmedi. Baya baya sevgi dolu bir ilişki kuruyoruz gibi..😌📖
2016 yılında yayımlanan Miras, Vigdis Hjorth'ün ilk kitabı.Özkurmaca bir roman çünkü Hjorth'ün yaşadıklarına dayanarak kurgulanmış.Yani romanın ellili yaşlardaki kahramanı Bergljot yazarin kendisi oluyor. Çırılçıplak bir kitap Miras.Uzun ve ağrılı bir okuma yolculuğu oldu benim için. Altını çizdiğim nice cümle, kalbimin sızladığı nice bölümler kaldı geriye. Berglijot'un yaşadıklarının ağırlığından ziyade, sevilme ve kabul görme ihtiyacının en güçlü olduğu ailesi tarafından duyulmak istenmemesi çok sarsıcıydı. Açıkçası çok sert ve derin nüfuz eden bir terapi seansindan çıkmış gibi hissediyorum kendimi.😔
Bir yerlerde şöyle bir cümle okumuştum; " Suçun fail tarafından inkarı, bazı durumlarda suçun kendisinden bile daha yaralayıcı olabilir; failin yanı sıra suça tanıklık edenlerin de inkara yönelmeleri durumunda ise sonucun bu tarzda tecelli etmesi neredeyse mukadderdir. Böyle bir inkarla karşılaşan her mağdur, bütün enerjisini "inkar"in "ikrar"a dönüşmesi yolunda harcar." Kitabı okurken aklımda bu cümleler döndü durdu.
"Çektiğim acının bir hastalık olmadığını duymaya ihtiyacim vardı." diyor Bergljot. Tamda bu işte..
Kitapta, büyük bir sırrı senelerce taşımış bir ailenin, babalarının ölümünün ardından bir miras meselesi nedeniyle bir araya gelen kardeşlerin yüzleşmesini ya da yüzleşmeye zorlanmasının öyküsünü okuyoruz.
Peki, Miras nedir? Bir kulübe mi yoksa bedeninde ve ruhunda taşıdığın acılar mı?
Miras'ı okurken çok canım yandı, çok hissettim, çok kızdım, çok sefkat duydum. İskandinav edebiyatinin kendine has sessiz gücünü iliklerimde hissettim. " çığlık çığlığa susan " bir metin okudum. Ebeveynlerimiz tarafından "görülmemenin" bizde açtığı yaraları, kapanamayan hesapların yakıcı izlerini ustaca anlatmış Hjorth. Kitabı herkes okusun isterim.
✒️Pek çok erkek tecrübesiz, saf, içten, kolayca secde edebilecek çocuklukta, hayran, özverili, hevesli, bağımlı, ironi ile işi olmayan, gizlisi saklısı bulunmayan kadınlara bayılır. Annem tecrübesizdi, çocuksuydu, çocuksu olmayı tercih etmişti. Annem yetişkin olmayı tercih etseydi gerçeklerle yüzleşmeyi başaramazdı.
✒️Acı çekerek iyi biri olunamaz. Acı çekerek genellikle kötü biri olunur. Kimin en çok acı çektiğini tartışmak çocukçadır. Baskı gören çocuk genellikle sakatlanır, duygusal yaşamı zarar görür, baskı gören genellikle baskı yapanın düşünce yapısı ile yöntemlerini benimser, baskı görmenin en vahim sonucu budur; bu, baskı göreni mahveder ve onun kendini kurtarma olanaklarını azaltır. Acıyı işe yarar kılmak uğraş gerektirir, özellikle de acı çeken kişi için.
✒️İnsan gençken kendini bir bütüne, insanlığın temel ilkelerine bağlı hissetmez, insan gençken bir sürü şey dener çünkü hayat bir genel prova gibi algılanır, perde gerçekten açıldığında değiştirilebilecek bir prova gibi. Ama gün gelir perdenin her daim açık olduğu kafasına dank eder. Sahnelenen, oyunun kendisidir.
✒️Sağlıklı biri olmak, sakatlanmamiş biri olmak nasil bir şeydir bilmiyorum, kendi deneyimlerinden başka birşey yoktu elimde.