Spoiler içeriyor
"Adam sende, bunlar hep hülya, dedi; onun yerinde ben olsam ilk hafta bunalırım... Zira ben, hiçbir şeyden memnun olmamak nasibi ile doğmuş değil miyim?" "Namus... Herkesin söylediği , fakat kimsenin rast gelmediği bir nevi kuş olmalı..." ■□■□ Böğürtlen kitabından sonra…devamı"Adam sende, bunlar hep hülya, dedi; onun yerinde ben olsam ilk hafta bunalırım... Zira ben, hiçbir şeyden memnun olmamak nasibi ile doğmuş değil miyim?"
"Namus... Herkesin söylediği , fakat kimsenin rast gelmediği bir nevi kuş olmalı..."
■□■□
Böğürtlen kitabından sonra Mehmet Rauf'tan okuduğum ikinci kitap. Ayrıca Türk edebiyatının ilk psikolojik romandır.
Dili, Böğürtlen kitabında olduğu gibi çok akıcı. O kadar eski kelime bile kitabın akıcılığını bozamamış. Sürükleyiciliğini bozan yegane şeyse romana hakim olan romantizm. Üç yüz altmış beş sayfayı ancak beş günde okuyabildim. Karikatürize edilmiş bir aşk okuyup duruyoruz. Abartı bir aşk draması izlemeye gelmişiz gibiydi.
Konular da oldukça kötüydü. Madam Bovary'den sonra bir aldatma vakası daha okumak fazla geldi sanırım.
Konu, evli bir çift olan Suad ile Süreyya ve uzaktan akrabası demenin doğru olacağı Necib arasında geçiyor.
Evli kadınlarla ilişki kuran utanmaz Necib, kadınları aldatan birisidir. Evli kadınları ayartan, İstanbul'un eğlence hayatından sonuna kadar yararlanan birisi. Bunlara ek olarak temiz, iffetli ve sakin bir kadın istiyor evlenmek için. Etrafında böyle olduğunu düşündüğü yengesi Suad'a bir takım hisler beslemeye başlıyor.
Aynı zamada Necib bir şekilde kadınlardan nefret de ediyor. Aldatmak kadınlar için bir ihtiyaç, deyip şeytan gibi lanse ediyor. Bir sayfa öncesinde kendisinin, aşağılayarak kadınları aldattığını itiraf edişini unutmayın. Bu durum için de, 'kadınların gayri mantıki oluşu.' Diyor. Sanırım erkeğin aldatmasını kadının aldatmasından mantıklı buluyor.
"Insanın hayatını, temizliği, saffeti, ismeti için feda edebileceği bir kadın bulmak ne kadar güçlü olduğunu düşündükçe kalbi ağlayacak kadar derin bir acı ile sızlıyordu."
Kitaba girebilseydim Necib'e sorardım, iffetsiz olarak gördüğü kadınlardan farkı nedir? En azından o kadınlar iki yüzlü değil. Ne amaçları olduğunu anlıyorsunuz. Necib ise sürekli mide bulandıracak şekilde masumluktan bahsediyor. Masum birisi senin gibi kirli birisini neden istesin ki Necib. Iki yüzlülüğü ve kendini "iffetli olmayan" kadınlardan üstün tutuşu ilk sayfalarda karakterden uzaklaşmamı sağladı.
Necib Bey ayrıca 250. Sayfada bir de Suad'ı suçlu buluyor. Suçu ortak paylaştıklarını düşünmüyor. Kendisi erkek olduğu için kadının baştan çıkardığını söylüyor. Oysa kadını ayartan kendisi. Suad evli olduğundan dolayı onu daha kötü buluyorum ama Necib kabullenmese de kendisi de pek farklı değil.
Necib karakteri sıklıkla, "Sen de tüm kadınlar gibiymişsin." Diyerek sitem ediyor ancak öz farkındalığı yok. Çünkü kendisi kitaptaki diğer erkekler gibi değil, onlardan daha bile aşağı. Evden çıkamayan, bir sürü insanla beraber yaşamak zorunda kalan ve bir cumbadan sokağı izlemeyi zevk sanan kadınların kendisine gülümsememesini suçlayıp duruyor. Oysaki Suad tüm bu saçma yaşayışın içinde boğuluyor. Kadınların durumundan bihaber gibi, kendisi dönemin barlarında 'viski soda' içiyor canı sıkılınca. Istiyor ki Suad öyle boğucu hayatın içinde hapis gibi yaşarken Necib Bey'i de cilvesiyle mutlu etsin. Bencilliğin zirvesi de Necib'in karakteri olsa gerek.
Ilerleyen sayfalarda Necib, ayda yılda bir geleyim, bir nazarın bana yeter diyor. Yani kadının ölümden kötü bir yaşantıda olması umrunda bile olmuyor.
Kocasının da bundan aşağı kalır yanı yok. Suad bu güne kadar her şeye tamam dediği için iyi anlaşıyor gibiler ancak bir kere bir şeye itiraz edince büyük bir öfkeyle kararı sadece kendisinin verebileceğini söylüyor.
Kitap o kadar iğrençti ki, Dönemin kadın erkek ilişkileri o kadar mide bulandırıcıydı ki aldatma mevzusuna pek odaklanamadım bile.
Bir şeye kızınca neden suyu oraya koydun, diye eşinden hıncını alan konağın sahibinin tavırları neredeyse kimseyi rahatsız etmiyor mesela.
Evden çıkamayıp erkekler ne derse onu yapan ve yine erkekleri bir şekilde haklı bulan kadınlar da anlaşılır değil.
Dönemin anlayışı böyleydi diyerek sempati duymak da mümkün değil.
Süreyya, yani koca rolündeki karaktere gelecek olursak onun için de insan üzülüyor. Şimdiki zamanda yetişmiş olsaydı sürekli hobileriyle uğraşan modern ve tutkulu bir erkek olurdu. Babasının annesine saygısız tavırlarını bile yadırgayan tek kişi o. Böyle zihniyetten etkilenmiş doğal olarak ancak diğerleri gibi değil. Kendi hayatını yaşamaya çalışıyor. Denize açılıyor arzularını takip ediyor. Karısını da aldatmıyor ya da içki alemlerine akıp evin yolunu unutmuyor.
Oldukça sıradan bir insan fakat kitaptaki diğer karakterleri okuyunca insanın gözünde hemen yükseliyor.
Okuması zor bir kitaptı. Ancak bahsi geçen dönem için birçok ipuçları veriyordu. Psikolojik türde ilk olması da bu türü sevenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum.