Spoiler içeriyor
Hakkında çoğu - hemen hemen herkes - işine geldiği gibi; kimi kahraman, kimi vatan haini diye yaftaladığı Sultan Vahideddin'in Murat Bardakçı'nın bu muazzam eseriyle her şeyin aydınlığa kavuştuğu karanlık günlerinde aynası olan tuğla büyüklüğünde bir tuğla kitapla yakıştırmalara çoğunluğunun, hatıra,…devamıHakkında çoğu - hemen hemen herkes - işine geldiği gibi; kimi kahraman, kimi vatan haini diye yaftaladığı Sultan Vahideddin'in Murat Bardakçı'nın bu muazzam eseriyle her şeyin aydınlığa kavuştuğu karanlık günlerinde aynası olan tuğla büyüklüğünde bir tuğla kitapla yakıştırmalara çoğunluğunun, hatıra, anı, tarihi belgeler eşliğinde verdiği cevabıyla oluşan Kitapta bize belgeleri ve resimleri görüp tek tek okuma fırsatınıda vererek bu güzel eseri bırakmış. Vatanını seven ama aynı zamanda - belkide vatan haini diye yaftalamaların sebebi olan - ağabeyi Abdülhamid'inde ve türevleri inde beslediği İngiliz dostluğu, Fransız yakınlığı politikasına kurban gitmiş Osmanoğulları'nın, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı (6.)Sultan Mehmet Vahideddin.
Bencede vatanını seven vatansever ve verdiği kritik kararlarla vatansever olduğunu gösteren bir yarı kahramandı aynı zamanda Vahideddin. Ruhun şad mekanın cennet olsun Ulu Hakan.
Bütün cahillere bir tokat vazifesi görmüş bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
Veliahd Vahideddinin Efendi'nin resmi heyeti artık tamamlanmıştır. Askeri müşavir Miralay Naci Bey(sonraları generali Naci Eldeniz), başmabeynci Lütfi Simavi, Teşrifatçı İhsan ve Doktor Reşad Beylerle(ileriki yılların sertabibi Reşad Paşa) ordu temsilcisi Mustafa Kemal Paşa vardır heyette.
Bir hükümdarlık zincirinin son halkasıyla onun yerini alacak olan yeni devrin ilk halkasının kader sahasında buluşması, işte bu yolculuk kararının verildiği andır...
(Mustafa Kemal'i kastederek;)
Genç bir subayın, rütbesi general bile olsa, imparatorluk veliahdına böyle hitabı imkansız gibidir. Hatta o zamanın değil, bütün zamanların protokol kurallarına terstir ve bu şekilde konuşması bir yana, yüksekten bir tavır takınması bile mümkün değildir. Hemen o anda nihayet verilir vazifesine...
Dolayısıyla ifadelerin kağıda bu şekilde geçirilmesinin arkasında hatıraların sahibi değil, onları dikte eden kişi, Falih Rıfkı mı yatmaktadır acaba?
.. Sabiha Sultan Faruk Efendi'yle evlendiği sırada Mustafa Kemal Paşa Sivas'taydı. Haberi işittiğinde neler hissettiğini kimselere anlatmadı...
Ama hadiseler başka türlü cereyan etse, Vahideddin veya Sabiha Sultan genç Paşa'nın teklifine "Evet!.." demiş olsaydılar tarih nasıl yazılırdı, kimbilir?
Son olarak, Sultan Vahideddin'in kızı Sabiha Sultan'ın hükümdarın Mustafa Kemal Paşa'ya bakışı ve Samsun'a gidiş konusunda yazdıklarını okuyalım. Sabiha Sultan, eski başbakanlardan Suad Hayri Ürgüplü tarafından tutulan notlarında şöyle diyor:
"... Babamın padişah olmadan evvel ve veliahd iken en çok tanıdığı ve takdir ettiği Mustafa Kemal Paşa idi. Yaveri idi ve onunla Almanya seyahatini de yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa'da ona çok bağlı ve hürmetkârdı. Memleketin en feci durumunda başa geçen babam mücadelenin ancak Anadolu'da devam edebileceğine inanmış ve Mustafa Kemal Paşa'yı - bu işi tek başarabilecek insan saydığından - Anadolu'ya kaçmaya teşvik etmiştir. Bunu bize söylediği gibi, bu kararlaşınca yanından çıkıp yaverler odasına giren başyaver Naci Paşa - Naci Eldeniz olacak-, diğer ya erlere bunu gizlice tebşir etmiş(müjdelemiş) ve 'Hele şükür, efendimiz Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya geçmeye ikna etmişler!' demiştir. Rahmetli Yümni Paşa da bunu gayet iyi bilirdi.
Aralarında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı:
Evvela birbirlerini tanımıyor, mutabık almamışlar, ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek; iş hangi yönden selâmete götürülürse sonra birleşecekler. Yegâne gaye vatanın selâmete, kurtulması ve istiklâli olacaktı.
Babam sonradan Mustafa Kemal Paşa'nın sözünü tutmadığından, kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesine çok ama çok müteessir olmuşve bunu asla hazmedememiştir.
-'Biz her şey olabiliriz. Cahil, tecrübesiz, hatalı bir siyasete kapılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz amma Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz? Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal Paşa bunu nasıl söyler?' der, derin bir keder içinde kavrulurdu. Netekim bu keder o kadar devamlı olmuştur ki, bir gece beyninde bir damar kopması hayattan kendisini ayırmıştır.
Ben kızı olarak ve ölümüne kadar başucunda olan en sevdiği bir insan olarak şunu bütün şerefimle temin ederek ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün şan-şeref dolu varlığını ortaya koyarak söylemek isterim ki: Babam asla hain değildir. En koyu, sağlam bir vatansever. Öyle yaşamış, öyle ölmüştür"
.. Sami Bey'in oğlu Bahaeddin atış yarışmalarına giriyordu. Şahbaba bir gün maiyetiyle beraber poligon, yeğenini seyretmeye gitti. Müsabaka, seneler önce Çengelköy tepelerinde attığını vuran eski nişancıyı heveslendirdi ve Sultan Vahideddinin peşpeşe uçurulan yedi adet güvercini 45'lik Colt'uyla 25 metre mesafeden yedi kurşunla vurdu.
.. (hümeyra ve dayısı Şehzade Ertuğrul'u kastederek) ... "Bana bakın! Bir daha böyle bir şey söylediğinizi işitirsem ağzınızı tutar, kulaklarınız kadar ayırırım. Mustafa Kemal bir Türk askeridir. Türk paşasıdır. Benim paşamdır. Hiçbir Türk askerine hakaret edilmesine izin vermem".
***
Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Suat Bey'in "Vahideddin'in füc'eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır" yazan telgrafı Ankara'ya geldiği sırada Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa, Adana'daydı...
Telgraf hemen Adana'ya ulaştırıldı...
Reisicumhur dostlarıyla yemeğe oturmuştu... Haberi işitince "Çok namuslu bir adam öldü" dedi... "İsteseydi Topkapı'nın bütün cevahirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki..."