Spoiler içeriyor
Geçenlerde "Repulsion" filmini yeniden izledikten sonra dün, apartman üçlemesinin ikinci filmini nihayet izleyebildim. İnancım var, bu sefer üçlemeyi bitirebileceğim... Film, çocuk sevdalısı Rosemary ile onun şöhret budalası eşi Guy'ın, yeni bir apartman dairesine taşınmasıyla başlıyor. Fakat tabii ki bu apartman…devamıGeçenlerde "Repulsion" filmini yeniden izledikten sonra dün, apartman üçlemesinin ikinci filmini nihayet izleyebildim. İnancım var, bu sefer üçlemeyi bitirebileceğim... Film, çocuk sevdalısı Rosemary ile onun şöhret budalası eşi Guy'ın, yeni bir apartman dairesine taşınmasıyla başlıyor. Fakat tabii ki bu apartman dairesinin komşuları, alelâde, emekli John amca ve hayatını İsa'ya ve kiliseye adamış, vişneli turtalarıyla gönülleri fetheden tontiş Susan dezzem olmayacak; evin geçmişi biraz karanlık ve ürkütücü, taşınan kiracılar/yeni ev sahipleri Allah'tan belalarını istiyor olacak ki izlenecek malzeme çıksın bize de. Öyle de oluyor nitekim efendim. "Ev alma, komşu al" diyen atalarımızın ellerini öpme arzusuyla ve Yunanistan konusunda "İnsan komşusunu seçemiyor işte" diye hayıflanan Binali Yıldırım'a hak vere vere izledim filmi. Çiftimizin taşındıkları apartmandaki komşuları da satanist çıkıyor ve Guy'ı da kendi saflarına çekip Rosemary'ye hayın bir kumpas kuruyorlar. Ve biz de bu kumpas sonucu yaşanan gerilim dolu bir hamilelik ve doğum sürecini izliyoruz.
Film gayet beklendik bir şekilde ve yavaş ilerliyor ama ben izlerken gerim gerim gerildim, özellikle sonlarına doğru. Bi' ara "acaba kadın paranoyak ve biz onun sanrılarını mı izliyoruz şu an?" diye bir şüpheye düştüm. Özellikle doğum yaptıktan sonra bir ara sürekli bir saat sesi duyduk; bu sesi, Repulsion filminde de bol bol duymuştuk ve oradaki başrol kadınımız da sanrılar görüp duruyordu. Ama Rosemary'nin akıl sağlığı gerçekten de yerindeymiş ve şeytanın bebeğini, sapasağlam bir şekilde doğurmuş, çok şükür.
Rosemary'yi oynayan aktris, karakterin o saflığını, duygularını çok güzel yansıtmış. Filmi, kadının güzelliğine hayran kala kala izledim. Ama benim favorim Rosemary'nin komşusu olan yaşlı teyze idi. Filmdeki ismi Minnie'ydi galiba, ona bayıldım. Onun o rengârenk ve hareketli kişiliğini, davası için kendini vererek, canla başla çalışan hâllerini, şu gencecik yaşımda, ruhum içimden çekilmiş bir hâlde imrenerek izledim, ne yalan konuşayım. 3+1 evde bıcır bıcır dolaşan +70 satanist manita güzelliği... 😌
Rosemary'nin hayırsız kocası Guy'ı izlerken de bir o kadar midem bulandı. Eşini şeytana sunması zaten apayrı bir olay da... Film boyunca hep foyası ortaya çıkacak diye endişelenip diken üstünde olması ama kadın için zerre endişelenmemesi, kaç yıllık dostlarını düşünmeden öldürmesi, hamilelik haberini alınca sevinmesi falan... 🤢 Adamın tek olumlu özelliği, zaman zaman çekim açılarından dolayı Al Pacino'ya benzemesiydi.
Ve filmde değinilen karşılıksız anne sevgisi (her anne için ne kadar geçerli olduğu tartışılır tabii) kavramı... Rosemary, bebeğinin sağlığı için kendi canı pahasına evden kaçıyor, ona öldüğü söylenen bebeğinin ağlayışlarını duyduğunda lohusa hâliyle, katil olmayı göze alarak onu kurtarmaya gidiyor ve bebeğini gördüğünde aklını yitirecek gibi olsa da sonunda yine de ana yüreği dayanmıyor... Çünkü aslında şeytanın bebeği değil onun gözünde. Filmin adı gibi, Rosemary'nin bebeği o. Dokuz ay boyunca karnında o taşıyıp, o endişelendi onun için. Kirpi, yavrusunu pamuğum diye seviyor ve Rosemary, Şeytan'ın tohumuna analık yapmaya göz kırpıyor film biterken. Şeytan'ın yavrusu bile olsa güvenli bağlanma önemli işte arkadaşlar... Bu arada babaların bu konuda ne kadar ortada olmadıklarını görüyoruz. Guy için bi' çocuk alt tarafı, kadına, tecavüzü saymazsak, fiziksel bir zarar da verilmedi(!) o yüzden yaşamlarına gayet normal bir şekilde devam edebilirler, eşini manipüle edebilir ve eşinin bedenini, herhangi bir eşyaymış gibi Şeytan'a satabilir... Love bombing, gaslighting, dealing with the devil; her aşkın sonu değil midir zaten efenim? Böyle erkekler yüzü suyu hürmetine feminizm denen ideolojinin çarkı dönüyor. Şeytan zaten Allah'ından bulsun, o şeytanlığını yaptı, ona diyecek bir lafım yok. Euzu besmele çekilebilir belki.
Rosemary'nin Katolik geçmişi, ismi, saflığı, insan dışı bir varlık tarafından hamile bırakılması ve adeta bir anti-Christ doğurmasıyla Hristiyanlık inancındaki Meryam Ana, İsa Mesih ve Tanrı üçgenine bir gönderme yapılmış. Bu ecnebi gavurlar da bayılıyor Tanrı'yı yerden yere vurup öldürmeye falan, neyse. Zaten Katolikler tarafından da eleştiri almış bayağı bu konuda.
Uzun lafın kısası, Muharrem ayında komşudan gelen aşurelere temkinli yaklaşalım inşallah.