Spoiler içeriyor
Yeni gelenleri benzer birçok sürpriz bekliyordu. Aramızda tıp mesleğinden olanların ilk öğrendiği şey şuydu: "Kitaplar yalan söylüyor!" İnsanın, şu kadar saat uyumaksızın yaşayamayacak söylenirdi. Kesinlikle yanlış! Kesinlikle yapamayacağım şeyler olduğuna inanırdım: Şunsuz uyuyamam ya da şununla veya bununla yaşayamam. Auschwitz…devamıYeni gelenleri benzer birçok sürpriz bekliyordu. Aramızda tıp mesleğinden olanların ilk öğrendiği şey şuydu: "Kitaplar yalan söylüyor!" İnsanın, şu kadar saat uyumaksızın yaşayamayacak söylenirdi. Kesinlikle yanlış! Kesinlikle yapamayacağım şeyler olduğuna inanırdım: Şunsuz uyuyamam ya da şununla veya bununla yaşayamam. Auschwitz kampındaki ilk gece yattığınız yataklar, ranzalar halinde düzenlenmişti. İki-iki buçuk metre kadar olan her bir ranzada, kuru tahtanın üzerinde dokuz kişi atmıştık. Her dokuz kişi için iki battaniye verilmişti. Elbette sıkışıklıktan ötürü sırt sırta, üst üste atıyorduk, bu da acı soğuk nedeniyle avantajlı bir durumdu.
"Dinle Otto. Evime, karıma bir daha kavuşamazsam ve sen onu tekrar görecek olursan, ona, her gün, her saat onu konuştuğumu söyle. Unutma. İkincisi, onu başka her şeyden çok sevdim. Üçüncüsü, onunla evli olduğum o kısacık zaman, başka her şeyden, hatta burada yaşadığımız onca şeyden çok daha önemli. "
Otto şimdi neredesin? Hayatta mısın? Birlikte olduğumuz o son saatten sonra başına neler geldi? Karını tekrar bulabildin mi? Ve gözlerindeki çocuksu yaşlara karşın, yürekten sana verdiğim vasiyetini - kelimesi kelimesine - anımsıyor musun?
Kişisel bir deneyimi anımsıyorum. Acıdan gözlerim yaşarırcasına(yırtık ayakkabılar giydiğim için ayaklarımda berbat bereler oluşmuştu), kamptan işyerine giden grupla birlikte birkaç kilometre topallamıştım. Acı soğuk ve rüzgar içimize işliyordu. Acınası yaşamımızın sonsuz küçük sorunlarını düşünmeye kaptırmıştım kendimi. Bu gece yemekte ne vardı? Ekstra yayın olarak bir parça sosis verilirse bunu bir parça ekmekle değişmeli miydim? Tel bağcıkları kopan ayakkabılarıma bağcık olarak kullanmak üzere, bir parça metal teli nereden bulabilirim? Her zamanki çalışma grubuna katılmak için işyerine zamanında varabilecek miydim, yoksa acıması bir ustası olan bir başka gruba katılmak zorunda mı kalacaktım? Her gün insanı canından bezdiren bu uzun yürüyüşleri yapmak yerine kampta çalışmamı sağlayabilecek olan Kapo'yla iyi geçinmek için ne yapabilirdim?
Ne var ki özgürlük son söz değildir. Özgürlük sadece öykünün bir bölümü ve gerçeğin yarısıdır. Özgürlük, olumlu yanı sorumluluk olan olgunun tamamının negatif yanından başka bir şey değildir. Aslına bakılacak olursa, sorumluluk terimiyle yaşanmadığı sürece, özgürlük yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İşte bu nedenle Doğu Yakası'ndaki Özgürlük Anıtı'na, Batı Yakası'ndaki Sorumluluk Anıtı'nın eklenmesini öneriyorum.
Ne var ki kendi rolünü temelde bir teknisyenin rolüyle yorumlayan bir doktorun, hatasında, hastalığın arkasındaki insanı görmek yerine, bir makineden başka bir şey görmediğini itiraf etmesi gerekir.
İnsan, sıradan bir şey, bir nesne değildir; nesneler birbirini belirler ama insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. Mevcut yenilerinin ve çevrenin sınırları dahilinde, olduğu kişi neyse, onu kendinden yaratmıştır. Örneğin toplama kamplarında, bu yaşayan laboratuvarda ve bu sınav alanında, yoldaşlarımızdan bazılarının domuz gibi, bazılarının da aziz gibi davrandıklarına tanık olduk. İnsanın içinde her iki potansiyel de vardır ve hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır.
Bizim kuşağımız gerçekçi bir kuşak, çünkü insanı gerçekte olduğu şekliyle tanımaya başladık. Her şey bir yana, insan, Auschwitz'in gaz odalarını icat eden bir varlıktır; ama dudaklarında duayla ya da Shema Yisrael ile gaz odalarına dimdik yürüyen varlık da insandır.
Eğer bir Tanrı varsa, onu affetmem için bana yalvarmak zorunda kalacak.(Nazi Kampında duvara yazılan bir cümle. )
Ve son olarakta diyeceğim şey şudur ki; biz bir insanız vereceğimiz kararlar bizi yaşatır veya yaşatmaz. Belki de insanın en zor şartlarda yaşaması gerekti. O zor şartlara göğüs gerebilmesi gerekti. Yaşamak için bu gerekliydi. Çünkü hepimizde bu potansiyel var, çünkü hepimiz aynı benlikte bir ikinci sefer bu sahneye gelmiyoruz. Kaderimizi aşmamız bekleniyordu belkide bizden. Hepimiz özgür iradeyle bu dünyaya geldik, hepimizin hayattan beklentileri var. Düşünmemiz serbest kendi iç dünyamızda her şeyi yapmamız serbest. Ama onu yine de kısıtlayan biziz. Biz insanlar topluluğu (devlet). İnsan olmanın farkıda buydu sanırım.(Ve bir iddia insan kendi sonunu yine kendi eliyle getirecekti belkide hiçbir şeye gerek olmadan)
Yani bir insan aynı şartlarda ortamda bulunsa bile vereceği tepkiler farklı olabilir. Biri nefret duygusunu geliştirir, biri şefkati veya acımayı... Yazar en zor şartlar altında bile yaşamın bir anlamı olabileceğini söylemiş. Acıyla başa çıkabilmeyi ama sürekli acıyıda istememeyi çünkü bunun mazoşistçe bir tutum olduğunu söylemiş. Güzel ve aydınlatıcı bir kitap. Açıkçası kişisel gelişim kitabı deyince daha farklı bir kitap bekliyordum. Yani yazarın anıları falan olmayacak sanmıştım ismine de bakınca. Fakat bu da güzel bir kitaptı. Son olarak daha buraya yazmadığım birçok farklı pasajda var. Etkili, olumlu yazılar mevcut. Kesinlikle tavsiye ederim.
(bu bir Yahudi güzellemesi değildir ancak her içi yanan, acı çeken birisini gördüğümde hatırıma bu kitaptaki Nazi Toplama Kampı olayları aklıma gelecek)