Zeki Dumurkubuz hiçbir zaman gözümde mükemmel bir yönetmen olmadı. Çok beğendiğim filmleri oldu, (Kader, Masumiyet) fakat izlediğim şeyleri hep bi' eksik buldum, rahatsız eden bi' yarım kalmışlık... Yine de kopamıyorum Demirkubuz sinemasından. Kendi kendime 'sevmiyorsun, yapma bunu kendine.' desem de…devamıZeki Dumurkubuz hiçbir zaman gözümde mükemmel bir yönetmen olmadı. Çok beğendiğim filmleri oldu, (Kader, Masumiyet) fakat izlediğim şeyleri hep bi' eksik buldum, rahatsız eden bi' yarım kalmışlık... Yine de kopamıyorum Demirkubuz sinemasından. Kendi kendime 'sevmiyorsun, yapma bunu kendine.' desem de bir şekilde kendimi bir Demirkubuz filmi izlerken buluyorum.
Yine bir Demirkubuz filmi izleme isteği duyarken filmin afişindeki 'Engin Günaydın'ı görünce 'neden bu olmasın?' dedim ve izlemeye başladım. Pek tarzım değildir filmden önce konusunu okumak, hakkında herhangi bir yorum okumak. Genelde sıfır bilgiyle başlarım filme. Buna da öyle yaptım.
Yine o rahatsız edici durgunluk vardı. Daha ilk andan itibaren bunu da beğenmediklerim listesine ekleyeceğim aklımın köşesine kazınmıştı, her ne kadar ön yargılı olmamak için çabalasam da...
Filmde bir adamın, yalnız bir adamın yaşamını görüyoruz. Fakat adam kalktı, adam yemek yedi, adam uyudu... diyebileceğimiz bir yaşam değil. Onun nefretini, öfkesini, şehvetini, yalnızlığını, duygularını izliyoruz. Çevresine verdiği tepkiyi izliyoruz. Muharrem yaşamı sorgularken biz de onunla beraber sorguluyoruz.
Türkan'ın ondan yardım istediği yerlerde amacı iyilik yapmak değil mesela. Aslan Bey'e olan nefretini onun üzerinden gösterme fırsatını kaçırmıyor. Aslan Bey'de Muharrem'den pek farklı olmayan bir tipleme. Onun daha yaşlı hali diyebiliriz. Filmde Aslan Bey'i hiç görmememize rağmen onu yakınen tanıyor gibi hissettim. Karakteri tüm ayrıntıları ile gözümde canlandırmak, bir kalıba sokmak zor olmadı.
Muharrem, 'yasak, haram olan' anlamına gelmektedir. Biz de filmde Muharrem'in nasıl soyutlandığını, kendi karanlığına gömüldüğünü görüyoruz. Etrafındaki tek insan ara ara ona dert açıp Aslan Bey'in çektirdiklerinden yakınan Türkan. İki karakter hem birbirine pek zıt, hem de bir o kadar da yakın... Aslında bu zıtlık ve yakınlık konusunda Demirkubuz bir yana Engin Günaydın ve Nihal Yalçın'ı da tebrik etmek gerek. Rollerini harika oynamışlar. Aralarındaki uyumsuz uyumu pek de iyi idare etmişler.
Film hakkında hep aklımda bi' ''Yeraltından Notlar'' benzetmesi olsa da yemek sahnesinde buna emin oldum. Filmi bitirdikten sonra şöyle bi' bakınınca bu düşüncemde yanılmadığımı gördüm. Yemek sahnesi... Şüphesiz filmin en iyi sahnesi. Utanç dolu bir sahne. Oradan da geçmişe götürüyor zaten bizi.
Yemek sahnesi kadar olmasa da beğendiğim bir diğer sahne 'hırlama' sahnesi oldu. İzlerken çok tuhaf hissettim. Muharrem'in içindeki hayvanı çıkarması beni dehşete düşürdü. Film boyunca zekice tiradlarını dinlediğimiz karakterin böyle hayvanlaşması aklıma Aristo'nun şu sözünü getirdi ister istemez: ''İnsan düşünen bir hayvandır.''
Filmde bol siyah renk paleti hakimdi. Kasvetli ve depresif hava koyu renklerle her sahneye aktarılmış. Sadece renk paletleri değil, kullanılan eşyalarda, çekim açılarında, filmin ışığında bile kasveti yansıtan bir hava vardı. Rahatsız edici bir kasvet. Ama, ama, ama...
Filme Muharrem'in gözlerini açmasıyla başlıyoruz. İlk sahneden itibaren film bize kimin gözünden izleyeceğimizi gösteriyor. Bu bağlamda filmdeki kasvetten dolayı filmi kötü bulmak bana pek doğru gelmedi. Çünkü film 'ben kasvetliyim, ben rahatsız ederim seni.' diye bağırıyor.
Yazarken oradan oraya atlıyor gibi görünmüş olabilirim. Fakat inanın bu filmi anlatırken kendi düşüncelerimde kayboldum. Depresif de görünmüş olabilirim, asla öyle değilim. Depresif filme, depresif bir yorum yakışır diye düşündüm.
Yazıma artık son verirken en başlarda söylediğim 'beğenmediklerim listesine eklenecek' düşüncesinin tamamen bir önyargı olduğunu belirtmek isterim.