kış uykusunu sevdiğim kadar kış uykusunu tartışmayı da bir o kadar seviyorum. özellikle bu film ile somutlaşan para, kapitalizm ve din ilişkisi ve yine entelektüelliğin ne olduğuna dair sorgulamalar aydın tiplemesi üzerinden. zaten bir tür makale film deniyor. iki kat…devamıkış uykusunu sevdiğim kadar kış uykusunu tartışmayı da bir o kadar seviyorum. özellikle bu film ile somutlaşan para, kapitalizm ve din ilişkisi ve yine entelektüelliğin ne olduğuna dair sorgulamalar aydın tiplemesi üzerinden. zaten bir tür makale film deniyor. iki kat haz alıyorum belki bu nedenle.
aydının entelektüelliği
eski bir oyuncu olarak türk tiyatrosu tarihi adlı bir kitap yazmaya çabaladığını öğreniriz. entelektüel hevesleri vardır. yerel gazetede de yazılar yazmaktadır. görünüşte kötü birisi değil. kibar, cömert, yardımsever, ülke ve çevresine karşı duyarlı. fakat daha derinden bakınca kardeşi necla'nın da bir iki yerde dile getirdiği üzere aslında entelektüelliği vasattır, eşi nihal'e kulak verince kendini beğenmiş, bencil ve gösterişçidir. onu en yakından tanıyan bu iki kadın neden böyle düşünüyor peki?
aydın mevcut değerleri öne süren ve oyunun içinde kalmayı sürdüren konforlu bir alanda güya eleştiririr toplumu. niyeti halihazırdaki değerleri savunup kendini sevdirmek ve ün sağlamak. oysaki gerçek entelektüel bizzat oyuna meydan okur. kalıp yargıları mevcut değerleri sarsar. sevilmez bu yüzden de, hem sistem hem toplum tarafından tehdit olarak algılanır. oysa aydın'ın konumu kendi küçük dünyasının aslanı olabilmektir. bir tür iktidar hevesidir. bu yüzden de züppecedir. öte yandan bizzat kötülük yapmasa da zor kullanacağı mekanizmaları işlemekten çekinmez. icraya verir kiracıyı, hidayet ile dolaylı yoldan tehdit eder. kötülüğün sıradanlığı tam da böyledir çünkü. kapitalist bir toplumda her şeyi para belirlediği için ve tüm değerleri tek bir değer olarak kendisine indirgediği için tüm ilişkiler birer çıkar ikilisinden ibarettir ve karşı karşıya gelişler de bu eşitsiz konum dolayımında gerçekleşecektir. bunun için de özellikle kötü edimlerde bulunmaya gerek yoktur. oyunun içinde kalmak ve kuralına göre oynamak yeterlidir. kişinin kendisini kötü olarak görmesine müsade etmeyecek bir sistem tıkır tıkır işlemekte ve sonsuza dek de böyle devam edecek izlenimi vermektedir çünkü.
aydın'nın hamdi'nin yeterince temiz titiz olmayışı veya ayak kokusu gibi ayrıntılarla bir din görevlisi böyle mi olur yahu sitemleri de ıvır zıvır bir üstünlük gösterisidir. hele ki kapitalizm din ilişkisi yanında ot bok bir mesele:
"islamcı neoliberalizm ve neoliberal islamcılık çeşitleriyle deneyler yapan islamcı bir yönetimle kutuplaştırılmış bir ülkede hamdi bir din eleştirisi yapmak için fazla kolay bir hedeftir. belki de aydın dini yanlış yerde arıyordur. sonuçta günümüz dünyasında kapitalizm dine din de kapitalizme dönüşmüştür." (s 166)
ikisinde de eşitsizlik, borç, çalışmayı yüceltme, sebt günü/ tatil günü. ikisinde de aynı vaatler: ilerleme, kurtuluş, cennet, emeklilik veya gelecekteki bolluk... hikayesi.
(bkz: türkiyeli bir sinemacının küresel hayal gücü)