Filmi izlememin üzerinden neredeyse 2 ay kadar vakit geçti. O yüzden filmi aklımda kalanlarca, o an hissettiğim duyguları hatırlamaya çalışarak yorumlayacağım, kusurum olursa affola. Filmin senaryosuna girmeden önce mizansenini ve sinematografisini değerlendirerek başlamak istiyorum. Zira sahne mizansenini öylesine iyi tasarlamışlar…devamıFilmi izlememin üzerinden neredeyse 2 ay kadar vakit geçti. O yüzden filmi aklımda kalanlarca, o an hissettiğim duyguları hatırlamaya çalışarak yorumlayacağım, kusurum olursa affola.
Filmin senaryosuna girmeden önce mizansenini ve sinematografisini değerlendirerek başlamak istiyorum. Zira sahne mizansenini öylesine iyi tasarlamışlar ki filmin içine girmemek içten bile değil. Keza sinematografisi de filmin o dramatik anlatısıyla birebir uyumluydu. Tüm sahne geçişleri, sahne dekorları bu anlatıyı besleyecek nitelikte ayarlanmış. Ben buna bayıldım.
Gelelim filmin senaryosuna. Çünkü senaryonun baya üstüne düşülmüş. Çocukluk sorunlarını, ilişkileri, kendi kimliğini bulma sürecini, kendini keşfetmeyi gözler önüne seriyor. Yakın filmi ile aynı zamanlarda izlediğim Pixar yapımı 'Kırmızı' filmi de ergenlik zamanında kendini keşfetmeye yönelikti. Fakat aralarındaki en büyük fark o bu meseleyi komedi tabanlı anlatırken, Yakın'ın drama tabanlı anlatması. Birbiriyle alakası olmayan iki filmi neden karşılaştırmaya gittiğimi sorarsanız ben de bilmiyorum, ana fikir ufacık da olsa benzediği için aklıma geldi sanırım... Neyse bir başka filme yönelip ana konumuzdan sapmayalım ve devam edelim.
Bahsettiğim ergenlik sorunları iki çocuğun üzerinden anlatılıyor; Léo ve Rémi. Her anlarını beraber geçiriyorlar, her şeylerini paylaşıyorlar, çevrelerinin ilgisini çekecek kadar yakın birbirine Léo ve Rémi. 'İlgisini çekecek' tabirini kullanıyorum çünkü filmde ilk dönüşüm sınıflarındaki bir kızın onlara şu soruyu sormasıyla başlıyor. ''Neden bu kadar yakınsınız? Yoksa birlikte misiniz?'' Kendine çok yakın kız arkadaş grubuna sahip bir kızın iki erkeğe bu soruyu sorması, aklına sevgili olmalarından başka bir ihtimal gelmemesi ilk düşündüğümde saçma gibi gelse de biraz düşününce toplumda böyle bir algının var olduğu gerçeği ile yüzleştim. İki kız birbirine istediği iltifatı edip, istediği gibi yakınlaşırken, iki erkek bunu yaptığı zaman tek akla gelen 'sevgili' olmaları. Çünkü toplumda kabul görmüş erkek ve kadın rolleri var. Bunlar çocukluktan itibaren aşılanıyor ve bu rolden çıkanlara da yakışıksız yakıştırmalar yapılıyor. İşte filmde bu yıkılması gereken cinsiyet rollerindeki eleştiriyi en tabanında çocukluktan ergenliğe geçiş sürecinde yapıyor.
Kızın sorusundan sonra değişim sürecinin başladığını söylemiştim. Peki nasıl bir değişim süreci başlıyor? Léo yavaş yavaş Remi'den uzaklaşmaya başlıyor. 'Erkek sporları, erkek aktiviteleri' denilen aktivitelere yöneliyor. Kendisi bile tam anlamıyla cinsel yönelimden ya da cinsel kimliğinden emin değilken etrafındaki zorbalara 'erkek' olduğunu kanıtlama çabasına giriyor. Bu çaba hem Léo'nun kendisini hem de Rémi'yi fazlasıyla olumsuz etkiliyor, hatta ailelerini ve okuldaki diğer çocukları bile.
Film en can alıcı dönüşümünü en dramatik anında yapıyor. Bu noktadan sonra Léo'nun dostluğu, Rémi'ye verdiği değeri, kendisini sorgulamasını izliyoruz. Sophie (Rémi'nin annesi) ile yakınlaştıkça kendini daha açık ifade etmeye başlıyor. Kısacası filmde Léo'nun duygularının ve düşüncelerinin şekillenme sürecini izliyoruz.
Filme sadece 'arkadaşlık değeri' üzerinden bakmak yanlış olur. Çünkü film bahsettiğim gibi cinsiyet ayrımına, eşitsizliğe, toplumun üzerimize yıktığı rollere de değiniyor. İki kilit noktayla dönüşüm geçirerek mesajını çok da güzel veriyor.
Durgun olması ve sürekli bir mesaj verme kaygısında olması sebebiyle her izleyiciye hitap edecek yapım değil. Dramatik anlatıları sevenler izlemek için vakit kaybetmemeli.