medikal tedavimin ilk yıllarında -konfüzyon kelimesinin vücut bulmuş haliydim- geçmiş olsun'a (?) benim için çok özel biri geldi elinde bu romanla. o zamanlar bırakın ekt'yi ssri kullanımına bile çok korkunçmuşçasına yaklaşıyordu etrafımdakiler. onlar için türünün ilk örneğiydim, bilinç düzeylerinden dolayı…devamımedikal tedavimin ilk yıllarında -konfüzyon kelimesinin vücut bulmuş haliydim-
geçmiş olsun'a (?) benim için çok özel biri geldi elinde bu romanla.
o zamanlar bırakın ekt'yi ssri kullanımına bile çok korkunçmuşçasına yaklaşıyordu etrafımdakiler.
onlar için türünün ilk örneğiydim, bilinç düzeylerinden dolayı inkâra gittiler.
ben apatik bir şekilde gelen misafiri izliyordum, çünkü yeterince duymuştum bütün sarf edilebilecek cümleleri.
"tedaviye ne kadar dirençli olursan ve vaka ne kadar ümitsiz görünürse görünsün deborah'ın hikayesini aklına getir. 17 yaşında psikozda biri bile yaşama geri katılabilir. ne olur özünün elinden tut ve ona bir yol göster."
deborah'ın hikayesiyle iletilen joanne'in hikayesi her zaman tutunacak son dalım oldu.
o zaman okurken akıl sağlığı üzerine salt gerçeklik sunan bu romanın üstüne tanımam kanısına vardım. şimdi yine okuyacağım, o yüzden okudum olarak işaretlemiyorum keşke tekrar okuyacağım ve değerlendireceğim diye bir seçenek olsaydı.
klinik tedaviyi aşama aşama gözler önüne sermesiyle bence başarılı bir yapıt. birçok cümlesini alıntılamak isterim bu postu hazırlarken. arka planda "creep" çaldığını belirtmek isterim.
*"Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki?"
*“hiçbiri benden özür dilemedi; biri bile. ne öyle duygusuzca içime girdikleri için, ne bütün o sancıları
çekmeme ve bundan utanç duymama neden oldukları için, ne de benimle alay edercesine bu kadar uzun bir süre ve bu kadar aptalca yalanlar söyledikleri için. bu yaptıkları için onları bağışlamamı hiçbir zaman istemediler benden, ben de onları hiçbir zaman bağışlamadım.”
*"bazen insan boyun eğmeyeceği bir şeyle savaşmak zorunda kalıyor ve deliliğin güvenli bir şey olduğu bir yere sığınıyor."
*"Acıtma yalnızca kuramsal bir şeydir, Quentin.”
“Asıl acıtan şey, kendinden başka herkesin yaşamını yönlendiren güçlerce tekmelenip dışlanmak, yıllarca deli olarak yaşamak, kimseye bir şeyi anlatıp kendine inandıramamak.”
*"Ben zehirliyim ve bundan nefret ediyorum. Utanç ve onursuzluk içinde yıkılıp gideceğim ve bundan nefret ediyorum. Yaşamımdan ve ölümümden nefret ediyorum. Dünya benim doğrularıma yalnızca yalanlarla karşılık veriyor.”
*Kefen ve gelinlik. Birbirinin aynı olan iki giysi. Dinle bak! Ölürken yaşamak; yaşarken ölmek; savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun, değil mi? Benim yolumda, bütün karşıtlıklar aynı anda verilir ve karşıt hedefler için aynı araç kullanılır.
*Nedenler, hepsini aynı anda, hatta oldukları biçimde göremeyeceğimiz kadar büyük olabilir, ama gene de kendi gerçeklerimizden, kendi nedenlerimizden söz edebiliriz.
*“İnsan kaçık olunca, kaçık bir Yahudi ya da kaçık bir Putperest olmuş, fark etmiyor pek…”
*"Deliliğin getirdiği can sıkıntısı, uçsuz bucaksız bir çölü çağrıştırıyordu; öyle ki, herhangi birinin öfkesi ya da üzüncü bir vaha yaratıyordu sanki. Ara sıra yaşanan kısacık dostluk anları da, bu çöle yağan yağmur gibiydi..."
*Bütün hasta insanlar, denetleyemedikleri güçlerinden nasıl da korkuyorlar! Nedense yalnızca insan olduklarına, yalnızca insan boyutunda bir öfke duyduklarına bir türlü inanamıyorlar!
*Bir gün, hastalığın olduğu kadar sağlığın da nerede olduğunu bize gösterecek bir test yapmalıyız.
*Hastane yemeklerinden zevk almanın gizi, yemeklerin ne olduğunu fark edemeyecek kadar hasta olmak.
*"Bazen hastalanmama neden olan insanlardan nefret ediyorum."
*"... hiç durmadan ummadığım yönlerden darbe yemek acı veriyor."
*Gurur, sanki her gün yapılan bir şeymiş gibi, soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı.
*Yüzlerce kez yanıldım ben. Ama çirkin, mahvolmuş, umutsuz ve hem zehirlenmiş hem de zehirleyen bir maddeden oluşmuş biri olduğum için haklıymış gibi görünebiliyordum. Hatalıysam bile -birazcık da olsa- bana daha başka ne yapılabilirdi ki zaten?
*"Birinin cezası olmak hoşuma gidiyor, gerekli olduğum duygusunu veriyor bu bana..."
*"Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen?"
*Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman, "Bunları bana dünya yapmasın diye," karşılığını vermişti. Sonra, "Dünyanın neler yapacağını görmek için biraz beklesenize," demiştim. O da, "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bir şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum," diye yanıt vermişti.
*ah şu ana babalar.
"onu iyileştirin" derlerdi hep. "onu, sofra adabını bilen ve bizim kararlaştırdığımız geleceği kabullenen biri olacak biçiminde iyileştirin!"
*sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben.
hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim.
sana sunduğum tek gerçeklik savaşım.
*" Ben kendi gözümün içindeki saç teliyim " dedi Helene " ve sende öylesin "...
*Bir resim yapıp size versem ,bu resmi benim şu yıllanmış kaçıklığımın bir ürünü olarak mı, yoksa bir 'katkı' olarak mı görürdünüz.
*Cehennem’in eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi, yalnızca başka biriydi, o kadar.