Siyasî tartışmalardan uzaklaşmak, uzaklaştırmak için yeni bir filmle geldim. Hem de ödüllü bir film. Yakın zamanda hakkında yorum yapmış olduğum filmler gibi bunu da yaklaşık 3 ay önce izledim. Yorumunu yapmak istediğim filmler listesi o kadar kabarık ki... Anlatamam. Bir…devamıSiyasî tartışmalardan uzaklaşmak, uzaklaştırmak için yeni bir filmle geldim. Hem de ödüllü bir film. Yakın zamanda hakkında yorum yapmış olduğum filmler gibi bunu da yaklaşık 3 ay önce izledim. Yorumunu yapmak istediğim filmler listesi o kadar kabarık ki... Anlatamam. Bir de üstüne her gün bir yenisini ekliyorum. Her neyse geçelim filme.
Mads Mikkelsen ismini daha önce çok kez duysam da kendisinin oyunculuğuyla ilk kez The Hunt (Onur Savaşı) filminde tanışmıştım. Oyunculuğuna, karizmasına hayran kalmıştım. Bu filmi Oscar ödüllü olduğu için zaten izleyecektim, ama Mads Mikkelsen'i görmek izlemek için beni daha da heveslendirdi. Ennihayetinde Mads Mikkelsen'in oyunculuğu açısından da film açısından da hayal kırıklığına uğramadım. Karizmatik bir oyuncunun başrolünde olduğu harika bir filmdi.
Film başta Martin (Mads Mikkelsen) olmak üzere aile, iş, kişisel sorunlar arasında sıkışıp kalmış 4 öğretmenin etrafında dönüyor. Bu 4 öğretmen bir deney yapmaya karar verirler. Deney alkol ile ilgilidir. 'Her gün tüketilen 0.5 promil alkolün özgüveni ve saygınlık seviyesini arttıracağı.' İlk başlarda deney başarılı gibi görünür, her şey olumlu ilerler. Gerçekten de hem okullarında hem de ailelerinde bekledikleri saygınlığı kazanmışlardır.
Bu noktada parantez açmak istediğim bir konu var. Film alkole özendiriyor, masum bir şeymiş gibi gösteriyor olabilir. Fakat filmde alkole özendirme durumu yok, tabiî tam tersi olarak 'alkol kötülüklerin anasıdır.' felsefesi de anlatılmıyor. Kontrolsüz tüketilen alkolün bağımlılık yapacağına, bu bağımlılığın da istenmeyecek sonuçlara gebe olacağına vurgu yapılmış. Alkol gibi bir şeyi ne kadar kontrollü tüketebilirsiniz o da sizin iradeniz ve bünyenize kalmış.
Üniversite zamanlarımda kısa bir sürede olsa alkol tüketmiş biri olarak özgüveni arttırdığını söyleyebilirim. Normal şartlarda içime kapanık biriyken alkol alınca özgüven patlaması yaşıyor istediğim ortamda istediğim gibi konuşabiliyordum. Fakat bunun yanında sağlık sorunları, uykusuzluk da baş gösteriyordu. Olumsuz yönünün olumlu taraflarından çok çok daha ağır bastığı bir içecek alkol. Körkütük filmi de bunun vurgusunu çok iyi yapmış.
Parantezi burada kapatabilirim. Bekledikleri saygıyı kazandıklarını söylemiştim. İlerleyen süreçlerde belirledikleri sınırı kontrol edemeyip alkole iyice bağımlı hâle gelince eskisinden daha fazla çökerler. Aradaki o denge o kadar iyiydi ki nasıl tarif etsem bilemiyorum...
Filmi sadece alkol bağımlılığı olarak nitelendirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Hayatın içindeki birçok soruna değiniyor. Sorunun kaynaklarına inmeye çalışıyor. Özendiren ama bir yandan da insanın uzak durmak isteyeceği yaşamı/yaşamları anlatıyor.
Filmin benim açımdan en iyi sahnesi önyargıya vurgu yapılan Adolf Hitler sahnesiydi. Direkt önyargı altmetinli bazı filmlerin belki de 2 saatte anlatamadığını 2-3 dakikalık sahnede anlatmıştı.
Final sahnesi ise kendi içerisinde zirve sahnesi oldu. Mads Mikkelsen'i neden bu kadar karizmatik bulduğumu birkez daha anladım bu filmle.