Spoiler içeriyor
merhaba herkese. uzun zaman sonra rus edebiyatı okumak iyi geldi, yaptıkları destansı betimlemeleri bile çok özlemişim. tek sorunumuz garip gureba isimler. ama ona da alışacağım inanıyorum ben. yazarımız gogol. hani şu dostoyevski'nin "hepimiz gogol'un palto'sundan çıktık" dediği gogol. zaten başka…devamımerhaba herkese. uzun zaman sonra rus edebiyatı okumak iyi geldi, yaptıkları destansı betimlemeleri bile çok özlemişim. tek sorunumuz garip gureba isimler. ama ona da alışacağım inanıyorum ben.
yazarımız gogol. hani şu dostoyevski'nin "hepimiz gogol'un palto'sundan çıktık" dediği gogol. zaten başka gogol yok. olsa da bizi ilgilendirmez, boşverelim. gogol'un eserleri tam bi realizm örneği. ve hicivde usta olduğu aşikâr. öykülerinde kendi kendine konuşuyor havası yaratıyor kimi zaman ve bu bana daha samimi hissettiriyor. çoğunlukla hayatın acı gerçeklerini, fakirliği, makam mevkii arzusu ile dolan rus memurları, burunsuz adamları, eski paltoluları ve korkunç portreleri anlatıyor bize... aslında bunlar sadece bi metafor, olayın özü bambaşka. şimdi kısaca öyküler hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
neva bulvarı: biri ressam diğeri teğmen olan iki arkadaşın, iki kadının güzelliğine aldanıp gittiği, sonrasında pişman oldukları (ki bundan tam emin değilim...) minik, tatlı ve neva bulvarı betimlemeleri ile dolu bi öykü. öyle ki bazen kendinizi sanki orada hissediyorsunuz. o denli ayrıntılı ve güzel anlatımı var yazarımızın.
"ey güzellik sen nelere kadirsin! ruhsal yetersizlikler? kusurlar güzel bir kadında iticilik yaratmak şöyle dursun? ona ayrı bir çekicilik kazandırıyor. ayıp diye nitelenen şey güzel bir kadında sevimli duruyor. kadından güzelliği alın? kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için kadının erkekten yirmi kat daha akıllı olması gerekir“ diyor gogol. itirazım var hakim bey, katılmıyorum ben. güzelliği bu denli ön planda tutan herkes şekilcidir. ve her daim kaybetmeye mahkumdur. en azından ikili ilişkilerde öyle.
burun: huop bir sabah uyandın ve burnun yok. meğer geçen gün gittiğin berber kesmiş. he öyle mi olmuş ya sorun değil o zaman. şaka şaka büyük sorun yani saç mı sakal mı bu kardeşim burnum gitmiş sonuçta. ama bu da anlaşılacağı üzere güzel bir metafor. herkesin çıkarttığı sonuç farklı olmuş öyküden. ama güzel bi toplum eleştirisi olduğu aşikâr. burunsuz yaşanmayacağı da aşikâr. o nedenle burnunuzu milletin işine sokmayın ansızın sizi terk eder deli divane şekilde burun ararsınız.
portre: off işte benim öyküm. sanırım uzun vakitler boyunca bu öykü favorim olarak kalacak. insanlardaki hırsı, yükselme isteğini ve sanatı amaç değil sadece ve sadece maddiyat olarak kullanınca oluşan yanlışları anlatan muazzam bir eser. portredeki gözleri görmeyi çok isterdim ama ya görünce lanet beni de bulursa? gerçi bu benim hayatımın lanet bulmamış hali mi ondan da emin değilim ya. aman neyse.
palto: yine bi trajik öykü. ah ah insanoğlu sen ne acımasız varlıksın. toplumdaki eşitsizliği, sıradan insanların (yani bizim) çektiği sıkıntıları bi palto ile çok güzel aynı zamanda çok acı şekilde dile getirmiş. artık her palto aldığımda aklıma akakiy akakiyeviç gelecek ve yine üzüleceğim sanki bunca zaman üzülmemişim gibi.
bir delinin anı defteri- fayton: bu iki öykü hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum çünkü okurken aşırı sıkıldım. bilmiyorum belki de kafamı toparlayamadığım içindir ama en kısa zamanda tekrardan okumak istiyorum. belki o zaman gelir fikirlerimi güncellerim.
kesik kesik ve bir bütün halinde olamayan incelemeye eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.