2015 yılı yapımı Heidi filminin yönetmen koltuğuna, 1976 Zürih/İsviçre doğumlu ”Bummm! (2006), Lila, Lila (2009), Sevimli Hayalet (2013) ve Güriningers Fall (2014)” filmlerinden tanıdığımız Alain Gsponer oturmuş. Film, 1880 yılında yazılan aynı isimli romandan konuda hiç bir değişiklik yapılmadan beyaz…devamı2015 yılı yapımı Heidi filminin yönetmen koltuğuna, 1976 Zürih/İsviçre doğumlu ”Bummm! (2006), Lila, Lila (2009), Sevimli Hayalet (2013) ve Güriningers Fall (2014)” filmlerinden tanıdığımız Alain Gsponer oturmuş. Film, 1880 yılında yazılan aynı isimli romandan konuda hiç bir değişiklik yapılmadan beyaz perdeye uyarlanmış.
Heidi’nin maceralarını çizgi film olarak TV ve Sinemalarda yıllardır izliyoruz Heidi annesinin ölümünün ardından önce teyzesiyle daha sonra huysuz dedesiyle yaşamaya başlar. Oradan oraya savrulan bu küçük yetim kız en sonunda zengin sakat bir kıza arkadaşlık yapmak için yola çıkar.
Heidi 1880 yılına ait bir romandan günümüze kadar geldi. Tüm uyarlamaların aynı romandan birebir şekilde aktarılması, romanın güncelliği hakkında hemfikir olmamıza sebep. Tekrar bir uyarlamaya ne gerek vardı mı diyorsunuz? İsviçreli yönetmen Alain Gsponer belli ki böyle düşünmüyor.
Az, öz ve tadında bir film çeken yönetmen, anlatmak istediklerini yoğun ama kısa bir şekilde veriyor. Aralara eklenen espriler, gülünç olaylar ise sık sık gülümsetiyor. Film boyunca bol bol gördüğümüz dağ, orman, göl manzaraları; sıcacık insan ilişkileri ve tertemiz havayı ciğerimizde hissettiren görüntüler sinema salonundan bizleri Alplere çıkartıyor.
Heidi, Alp dede, Klara ve Peter’in çizgi karakterden çıkıp kanlı-canlı olarak sinema perdelerinde boy göstermesi bir nesli çok mutlu etti. Oyuncuların hepsi rollerine birebir oturmuş. Heidi rolünde izlediğimiz ve 500 genç oyuncu arasından seçilen Anuk Steffen rolünün hakkını öyle veriyor ki bu küçük kız her gülümsediğinde içinize neşe doluyor. Steffen performansıyla içindeki o şefkati, yaşama sevincini ve arkadaşlığı herbir izleyiciye yansıtıyor. Heidi'nin dedesiyle ve en yakın arkadaşı Peter ile olan ilişkisi ise filme büyük bir dinamizm katmakta.
Filmdeki Alp dağlarının reel görüntüleri, köy insanlarının o döneme ait giyim ve yaşam tarzları ve hikayenin sıcaklığı sizi adeta büyülüyor. Yönetmen filminde, şimdiki yaşamımıza da göndermeler yapmış. Örneğin, şehirde otomobil yerine faytonların fink atmasını ve yol kenarlarına park edilmesini gülümseyerek izliyorsunuz.
Hatta zenginler, evlerine atları ve faytonlar için ayrı bir garaj yapmış. Bilindik bir hikaye olmasına rağmen hiç sıkılmadan izlerken kah gülüp kah üzülüyorsunuz. Bunun nedeni, karşılıksız dostluğu, saflığı, dürüstlüğü özlüyor olmamız olabilir mi? Şu, git gide bencilleşen ve çirkinleşen dünyamızdaki insanoğlunun yaşamına Heidi’nin temiz kalbi ve saflığı umarım merhem olur.
Heidi'nin benim için en önemli özelliği diğer çocuk hikayelerinden biraz farklı olması... Çocukluğumuzdan beri bizlere okutulan prensini bekleyen, arayan, arzulayan prenseslerin aksine Heidi'nin kendi ayakları üzerinde durma çabası, toplumun aksi yönünde davranması, "genç bir kız kibar olmalıdır" kalıbından sıyrılması gibi tam da günümüz çocuklarına aşılanması gerekenleri aşılayan bu hikaye güncelliğini asla kaybetmeyecek bir gerçeklik!
Sözün özü: Gerçek yaşamı anlatan Heidi, dürüstlüğün, saflığın, hangi şartlarda olursa olsun özünü kaybetmemenin ve ayakta durabilmenin filmi. Heidi’yi gönül rahatlığı ile ailece izlemenizi tavsiye ediyorum, kaçırmayınız! İyi seyirler.