Spoiler içeriyor
ANNELER BİRER AZİZE DEĞİL! sadece bir cevap bekledim istemsizce sonunda... evet hubert bu kutuplu iki duygunun arasında mekik dokudum bende tıpkı senin gibi 17-20 yaş aralığında. bugünüme değin. peki ama ne yapmalıyız? bu paradoksla nasıl olur da yaşarız? yoksa en…devamıANNELER BİRER AZİZE DEĞİL!
sadece bir cevap bekledim istemsizce sonunda...
evet hubert bu kutuplu iki duygunun arasında mekik dokudum bende tıpkı senin gibi 17-20 yaş aralığında.
bugünüme değin.
peki ama ne yapmalıyız?
bu paradoksla nasıl olur da yaşarız?
yoksa en nihayetinde cenin pozisyonu alıp kendimizi mi öldürmeliyiz?
çok garip yerlere dokundu bu film.
bir çözüm de getirmedi benim nezdimde.
aksine sadece çok iyi bildiğim hislerin tasviriydi.
çocuklukta alabildiğine kolay seyreden ebeveyn-çocuk ilişkisine duyulan özlem barizdi.
çok tanıdık olduğum -toplumda problematik sayılan- kuvvetli nefretim ve takıntılı sevgim.
ikisi aynı anda varlar!
aynı zaman diliminde!
birden!
bu birbirine en zıt uçlardaki duygu dalgaları kabarıp sönüyor.
anne figürüyle olan ilişkim gitgeller üzerine kurulu.
şefkat dileniyorum yol köşelerinde haliyle.
'beni istemedi, ben sadece bir yüktüm.
bir anne olmak için yaratılmamıştı. evlenip çocuk sahibi oldu çünkü herkesin ondan beklediği buydu. her kadından hala tek beklenen bu'
alıntılanacak çok şey var, tekrardan buluşabilmek için kafalarımızda intihar etmek veya birilerini öldürmek gerekliliğiyle ilgili replik, chantale'nin yatılı okulun müdürüne kustuğu haklı öfkesi ve dile getirdikleri... (güçlü bir feminist çıkışmaydı bu)
belki onun çocuğu olmamalıyım diye düşünen herkes belki o benim ebeveynim olmamalı düşüncesiyle değiştiriyor kimi zaman fikrini... ve asıl o zaman büyüme gerçekleşiyor.
kendi yeterliliğimizi sorgulamak yerine bunu karşı tarafa yönelttiğimiz an iyileşiyoruz.
yerinin değiştirilmesi gereken ne çok sorumuz var. ve birbirine karışan ne kadar haklı-haksız var. kendine yeniden ebeveylik yapmak ne kadar zor. beklediğin, hak ettiğin ebeveynliğini kendi kendine yapmak ve yaralarını böyle sarmak ne kadar sancılı.aile kurumunu reddetmek niye imkansız? onları yok saymak tek çıkar yol mu?
sığınağı olan öğretmeni, julie, onla vedalaşırken hubert'e armağan ettiği o kıta...
anneye o mânâ biçilemeyen muhtaç duyma hali...
öğretmenine okul dışında sığınmak elbet yasa dışı ama kendi anneni öldürmek kadar değil :)
julie'nin de kendi aile ile ilintili bir düğümü var ve hubert onun tarafından da bir nevi terk ediliyor.
ama gerçekler acıdır.
yalnız doğup yalnız ölürüz.
aile kurumu asla bel bağlanılamayacak bir illüzyondur.
hubert'in kafasından geçenleri yapamayışı,dürtüsel hareket edemeyişi, fantezileri, şiirselliği, baskılanışı, yadırganan cinsel kimliği, dağıttığı şeyleri bile sinir krizi geçtikten sonra toplaması metaforik...
hemen herkes bir anlığına da olsa yıllar da alsa annesinden nefret etmiştir. buna değiniyor cüretkâr bir şekilde filmimiz.
ve hubert modern zaman şairlerinden olma adayı ama bu dönemden olamayacak kadar da naif bir ruha sahip.
tıpkı julie'nin dediği gibi harmanlanmış bir biçimde şiir içinde yatıyor onun.
çok garip bir bilinçakışıyla yazdım, kopuk gelecektir.
ama hunharca duygulandığım için kontrolü yitirircesine yazıyorum, duygulardan sıyrılmak istemiyorum.
dizginler bende olmasa da olur.
kasıntı olmayayım yeter.
anlam bütünlüğünü sikeyim.