Spoiler içeriyor
"Insanlar daima bir şeye hasret kalacaktır." s.46 "Hey, bre hey Şeytan Dağı! Kayaların ses mi verir? Bir kez konsa beğ otağı Dert mi olur süs mü verir? Cücenoğlu! Bu ne yara? Güneş doğmuş sanki kara. Buncalayın dertli ere Ulu Tanrı…devamı"Insanlar daima bir şeye hasret kalacaktır." s.46
"Hey, bre hey Şeytan Dağı!
Kayaların ses mi verir?
Bir kez konsa beğ otağı
Dert mi olur süs mü verir?
Cücenoğlu! Bu ne yara?
Güneş doğmuş sanki kara.
Buncalayın dertli ere
Ulu Tanrı us mu verir?"
Şeytan, bir yiğit kılığında Varsak'taki birbirinden güzel yedi kızı büyülü incileriyle kendisine aşık etmeye uğraşmış. Kızlardan altısı Şeytana aşık olup kendilerini öldürmüşler. Ancak yedincisi, inciyi boynuna takınca çakıl taşına dönermiş. Şeytan önceleri bu durumdan deliye dönse de zamanla kıza aşık olmuş. Şeytanın insan kılığında çaldığı sazı duyan hayvanlar bile ağlarmış. Ancak kıza hiçbir şey tesir etmemiş. Sonunda çileden çıkan Şeytan, kendisini sonradan Şeytan Dağı denilecek dağa hapsetmiş. Hikayedeki kızın sırrı ise kalbinin olmayışıymış.
"Masalda da, gerçekte de kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir."
Çakır isimli sipahiye emanet edilmiş haneden soyunun gizli bir yerde saklanmasıyla başlıyor öykü. Bahsi geçen soy, dönemin Osman Beyi olan Isa'nın oğludur. Ancak taht kavgasında birbirlerini öldüren kardeşlerinden karısını ve oğluunu kaçırmak isteyen Isa, onu Çakır'a emanet ediyor.
Deli Kurt'un hikayesi de Çakır'ın bölümünden sonra başlıyor. Olay daha çok tarihle ve Osmanlılar, Karamanlılar gibi beyliklerin arasındaki savaşların etrafında dönüyor gibi olsa da bütün öykü Gökçen'le ilgili. Peri mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan bu efsanevi varlık ve Deli Kurt arasında geçiyor.
"Müslüman olup olmadığımı niye soruyorsun? Türk olduğum yetmiyor mu?"
Fark ettiğim bir noktaysa Atsız, anlatmak istediğini yine Ziya Gökalp gibi açık açık yazmaktan ziyade, diğer kitaplarına olduğu gibi dolaylı yoldan veriyor okura. Bence bu şekilde yazması sayesinde çok daha akıcı olduğunu düşünüyorum kitaplarının. Türk Ülküsü'nde de, Ruh Adam'da da okumak keyif vericiydi yazdıklarını. Mesajı güzel bir efsaneyle ya da destanla birleştirerek, gerçek olaylarla da destekleyerek merak uyandırıyor insanda.
Ayrıca karakterlerin büyüyüp yaşlanması düzgün bir olay örgüsü arasında sağlanmıştı. Her karakterin gelişiminden ve yaşlılığından sonra kendim birkaç ömür bitirmişim gibi hissettim. Hepsinin apayrı karakterleri ve öne çıkan yönleri vardı. Yazar o paragrafta kimden bahsediyorsa onunla bağ kuruyordum kolayca.
Ruh Adam'dan sonra onun kadar iyisini okuyamam herhalde diyordum ama elimdeki eskimiş kitaba ön yargıyla bakıp başlamaya çekindiğim için kendime kızdım. Kitapta hem savaşa, hem tımarlı sipahilere hem de Türkmenlere dair bir şeylerle karşılaşacaksınız. Ben de ilk fırsatta bilinen eserlerinden biri olan Bozkurtları da okuyacağımı umuyorum.