Çek yazar Milan Kundera’nın 80’lerde çok popüler olan kitabından Philip Kaufman’ın uyarladığı bu film, tahminlerin ötesinde çok ses getirdi. Kimilerine göre bunu, cinselliğe olan samimi bakışına; kimilerine göreyse Juliette Binoche ve Daniel Day-Lewis’in taptaze endamına borçluydu. İki kadın ve iki…devamıÇek yazar Milan Kundera’nın 80’lerde çok popüler olan kitabından Philip Kaufman’ın uyarladığı bu film, tahminlerin ötesinde çok ses getirdi. Kimilerine göre bunu, cinselliğe olan samimi bakışına; kimilerine göreyse Juliette Binoche ve Daniel Day-Lewis’in taptaze endamına borçluydu.
İki kadın ve iki erkeğin, 1968 Prag Baharı’nı da kapsayan hayatlarının anlatıldığı roman 1988 yılında Amerikalı yönetmen Philip Kaufman tarafından sinemaya uyarlanmıştır.
Buñuel, Godard, Oshima, Wajda, Forman gibi yönetmenlerle çalışmış başarılı senarist Jean-Claude Carrière’in oturaklı bir senaryoya imza attığı film, Persona (1966), Güz Sonatı (1978) gibi filmlerde yönetmen Ingmar Bergman ile Kurban (1986) filminde ise Andrey Tarkovski ile çalışan iki Oscar ödüllü İsveçli görüntü yönetmeni Sven Nykvist’in yakaladığı görüntülerle zengin bir seyirlik sunar.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, senaryosuna Milan Kundera’nın katkıda bulunmasıyla ’88 yılında aynı isimle film olarak karşımıza çıkmıştır.
Kitap ile karşılaştırdığımız zaman filmde birkaç eksiklik görülmekte ancak yine de kitabın sularından çok da fazla uzaklaşılmamış ki bu durum büyük bir artı.
Her kitaptan uyarlama filmde olduğu gibi burada da karakterlerin derinliğinden kırpılmış haliyle. Tüm karakterlerin ayrı ayrı hikayelerini, geçmişten getirdiklerini ve karakter gelişimlerini kitapta görebilirken filmde bu anlamda bir eksiklik var ve dolayısıyla belirli durumlarda gördüğümüz karakter tavrı biraz havada kalyor.
Film başlar başlamaz dikkat çeken bir başka nokta ise; kitabın genel akışında dönüşlü olarak anlatılan ve bazen kopuk kalan yerlerin kronolojik olarak yerlerinin değiştirilmesi ve ufak detayların eklenmesiyle hikayenin aktarımına kolaylık sağlanmış olması.
Ancak buradaki tek sıkıntı Tomas ve Tereza’nın tanışma sahnesinin filmde değiştirilmesi ki bu durum Tereza karakterinin doğasına aykırı bir noktadan başlamalarına neden olmuş. Çünkü bu karakterin kendi beden algısı diğer karakterlere göre daha farklı bir yerde hatta sağlıksız demek daha doğru olur.
Bir başka ufak ayrıntı ise kitapta Franz karakterinin en az diğer karakterler kadar yeri var ve Sabina’nın onun hayatına olan etkisini ayrıntılı bir şekilde görebiliyoruz ancak filmde bu karaktere çok fazla yer verilmemiş. Bence Franz da diğerleri kadar anlatılmaya değer hikayesi olan bir karakterdi.
Son olarak, kitap ve film arasında bir seçim yapmak gerekirse önce kitabın okunup sonrasında filmin izlenmesini tavsiye edebilirim. Ancak o zaman filmin bazı sahnelerinin anlam ifade edeceği fikrindeyim. Yine de her ne şekilde olursa olsun “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ne zaman ayırmanızı öneririm. Çünkü gündelik yaşamlarımıza dahil her alanın, bütün seçimlerimizin psikoloji ile ilişkili olduğu kadar politik de olduğunu şairane bir şekilde ortaya koyuyor.