15. the invisible man saw ve insidious serilerinin yaratıcısı leigh whannell'ın yönettiği üçüncü uzun metraj film olan the invisible man, kariyerinin en iddialı işlerinden biri oluyor. film ilk bakışta hollywood'un son dönemde ortaya çıkan yeniden çevrim dalgasının bir devamı gibi…devamı15. the invisible man
saw ve insidious serilerinin yaratıcısı leigh whannell'ın yönettiği üçüncü uzun metraj film olan the invisible man, kariyerinin en iddialı işlerinden biri oluyor. film ilk bakışta hollywood'un son dönemde ortaya çıkan yeniden çevrim dalgasının bir devamı gibi görünse de whannel'in bu tanıdık hikâyeyi güncel temalara uygun bir şekilde günümüze uyarlaması sayesinde bu gruptan ayrılıyor. the invisible man, eşi adrian tarafından sürekli manipüle edilen ve hayatını istediği gibi yaşayamadığı için eşinden kaçan cecilia'yı merkezine alıyor. başrolde elizabeth moss'un harikalar yarattığı filmde, netflix'in “the haunting” serisinden tanıdığımız oliver jackson-cohen de bulunuyor. gerilim dolu açılış sekansıyla filmin tonunu belirleyen ve seyirciyi avcunun içine alan whannel, korku ve gerilim ögelerini etkileyici kullanımıyla dikkat çekiyor. bir önceki filmi upgrade'le ilginç bir bilimkurgu aksiyon karışımı yaratan yönetmen, korku türünde de başarılı olacağının sinyallerini veriyor böylelikle.
14. promising young woman
the crown'ın camilla parker bowles'ı ve killing eve'in senaryo yazarı olan emerald fennell'ın ilk yönetmenlik denemesi promising young woman, komedi, dram ve gerilim temalarını yönetmenin taze fikirlerle bir araya getirmesi ve carey mulligan'ın başarılı performansı sayesinde yılın en dikkat çekici filmlerinden biri olmayı başarıyor. filmde geleceği parlak bir genç kadın olan cassie'nin, geçmişinde yaşadığı bir travma sonucunda hayatının altüst olması nedeniyle çıktığı intikam yolculuğuna eşlik ediyoruz. yaşadığı bu olayın acısını erkeklerden çıkarmaya çalışan cassie'nin hayatı, yolunun bazı eski “arkadaşlarıyla” kesişmesi nedeniyle tekrar değişime uğruyor. eigth grade'in yönetmeni bo burnham da başarılı bir performansla filmin yıldızı carey mulligan'a eşlik ediyor. mulligan filmde tam anlamıyla bir “me too” dönemi anti kahramanı yaratırken hem kariyerinin hem de yılın en etkileyici performanslarından birini ortaya çıkarıyor. britney spears'ın efsanevi şarkısı toxic'in kullanımı bile filmi yılın en akılda kalıcı işlerinden biri yapmaya yetiyor.
13. dick johnson is dead
sinemanın iyileştirici, sağaltıcı gücüne inanıp bunu özellikle takdir edenlerin, dick johnson is dead ile özel bir bağ kuracaklarını düşünüyorum. çünkü cameraperson ile tanınan kirsten johnson'ın, kendi babasının ölümünü çeşitli senaryolarla tekrar tekrar çekip canlandırdığı belgeselinde bu gücün hem kamera arkasına, hem de seyircisine etkisi görülebiliyor. bunu yaparken tüm kamera arkası bileşenleri sahneye dahil etmesi, sinematik büyüyü bozmak bir yana daha da güçlendiriyor. yönetmen, demans nedeniyle durumu kötüleşmekte olan babasını ölümüne hazırlamak amacıyla yola çıkmış. ancak daha çok geride kalanlar için bir hazırlık gibi bu. evet hepimiz kendi cenazemizde arkamızdan söylenecekleri duymak isteriz, ama sevdiklerimizi kaybettikten sonra söyleyeceklerimizi, yüzlerine de söylemiş olma şansı aynı derecede önemli. her anını ölümle, yaş aldıkça gelen hastalıklar, kayıplar ve vedalaşmalarla donatıp da ajite edilmemiş, hatta mizahi tonu çok iyi ayarlanmış renkli bir anlatı çıkmış ortaya. dramatize etmeden de seyircisinin kalbine bu kadar dokunabilmek ve çok kişisel bir noktadan çıkıp böylesine evrensel olabilmek de büyük bir başarı.
12- days
tsai ming-liang, tayvan ikinci yeni dalgası'nın mühim isimlerinden olmasıyla birlikte kurduğu anlatı diliyle de filmlerin gösterme pratiklerine dair öncü söylemler üretmiş bir isimdir. sinemanın senaryo metinleri üzerinden anlam kazanması, bu senaryoların katmanlandırılıp detaylandırılması, oluşan eserin etkileyiciliği bakımından genel izleyici üzerinde büyük duygulanımlar uyandırabilir fakat filmin tanık olunan, izlenilen yönü üzerine odaklanan yönetmen; bazı temel karakter hareketleri dışında diyalog dahi barındırmayan ince senaryo metinleriyle ''o an orada olma''nın sinemasını üretmiştir. ulus baker'in de belirttiği üzere bir filmi seyretmenin ötesinde görmenin esas olduğu anlayışı yönetmenin sinemasında ete kemiğe bürünürken, yine baker'in üzerinde durduğu ''bir film ne zaman anlatılabilir olmaktan çıkıp aktarılamaz hâle gelir ve dilsel sanallığından kurtulur, o zaman gerçekliğe daha çok yaklaşır'' düşüncesi; tsai'nin sinemaya bakışını özetler niteliktedir.
rizi (günler), vertov'un sine-göz'ünü tayvan'a çevirip kang (kang-sheng lee) ve non (anong houngheuangsy)'un birbirlerinin yalnızlıklarını deneyimledikleri bir zaman dilimine götürüyor izleyenlerini. titizlikle konumlandırılmış sabit planlarla çekim yapan kameranın şahitliğinde, karakterlerin hayatlarına diyalogsuz ve belirli bir mesafeden dahil olan izleyici tsai'nin yine eskimeyecek bir yapıtı armağanına tanıklık ediyor.
11. soul
çalıştığı okuldaki sınıfının duvarlarını süsleyen sanatçılar gibi ünlü bir caz piyanisti olmak isteyen, önüne gelen fırsatlarda bir türlü kendini göstermeyi beceremeyen bir öğretmenin dersinde film başlar. birbirinden isteksiz, gönülsüz öğrencilerinin karşısında kendini öğretmek için hırpalayan bu öğretmenin adı joe'dur. joe babasının küçük yaşlarda götürdüğü bir caz mekanında caza aşık olmuştur. hayallerinden uzak bir şekilde bir rutinin içerisindedir. bir gün şansının döndüğü bir anda başına talihsiz bir olay gelir ve kendini çok farklı bir alemde bulur. buraya bir çeşit ruhlar diyarı desek yanlış olmaz. soul yapı gereği ve ister istemez coco ve inside out animasyonlarından küçük tüyolar almış olsa da yarattığı kendine has evrenin esnek yapısı filmin albenisini artıyor. en sonda ise verdiği mesajla takdirleri toplamayı başarıyor.
10-the metamorphosis of birds
catarina vasconcelos'un ilk uzun metrajı a metamorfose dos pássaros, yetkin bir sinemacının doğuşunu müjdeliyor. bir otobiyografi olarak da okunabilecek bu deneysel belgesel, zaman, mekân, eşya, hayat, doğa hakkında büyük laflar etmeden, imgeler yardımıyla konuşan bir hatırat, bir fotoğraf albümü ortaya çıkarıyor. yönetmen, babaannesi ve dedesinin tanışmasıyla başlattığı anlatıda, mektup yöntemini kullanarak şiirsel bir efekt yaratma çabasında. aynı zamanda insan-doğa birlikteliğinin, ayrılmazlığının altını çizen meditatif bir film karşımızdaki. bir ailenin/evin kuruluşu, çocukların büyümesi, yuvadan uçuşu, her eve uğrayan ölüm, aynı evin doğa tarafından ele geçirilmesi döngüsünü, gabriel garcía márquez başyapıtı yüzyıllık yalnızlık romanını hatırlatan doğal akışıyla sunması ve ilgilendiği meseleleri oldukça sade imgelerle vermesi, senenin mühim filmlerinden biri olarak öne çıkmasını sağlıyor.