"Seyir eden misin, seyreden misin bu âlemde?" "Herkes kendi oluşumunun titreşimi ile eş deneyimleri çekebiliyor. Herkes kendi katındakiler ile deneyim olasılıklarını yaşayabiliyor ve siz bazı kişilerle ne olduğunu bile fark etmeden uzaklaşıyorsunuz. Bir acı olmuyor, hüzün olmuyor, sadece kendiliğinden eskiden…devamı"Seyir eden misin, seyreden misin bu âlemde?"
"Herkes kendi oluşumunun titreşimi ile eş deneyimleri çekebiliyor. Herkes kendi katındakiler ile deneyim olasılıklarını yaşayabiliyor ve siz bazı kişilerle ne olduğunu bile fark etmeden uzaklaşıyorsunuz. Bir acı olmuyor, hüzün olmuyor, sadece kendiliğinden eskiden olan ilişki olmuyor. Yaşam herkes için devam ediyor ama kendi katında, kendi olasıklarıyla."
"Susarım, o kolay. Susmayı severim ben. Susmanın yarattığı etkiyi, karşımdakinin tüm silahlarını o suskunlukla nasıl etkisizleştirebileceğimi iyi bilirim. Susmak ilerletmez anı, oracıkta dondurur. Karşındaki ne yaparsa yapsın, ne kadar zorlarsa zorlasın, dayanıp sustuğun zaman donar her şey. Bir sonuca ilerlemez. Benim istemediğim bir sonuca ilerleyemez."
"Sorgulamalar bu çekim karşısında çok çaresiz ve zayıf. Öylesi bir çekim ki bu, kontrolüm dışında hep aynı yöne savruluyorum. Tek yapabileceğim, olabileceğine bir kez daha inanmak. Belki, bu defa..."
"Mesele bir şey olmak değil; mesele sen olmayan her şeyden soyunup, en başta sende 'Ol!' denmiş olanı yaşamaktır..."
"Sevemediler be! Ne sevdiremedini? Daha ne yapsaydım, sevemediler! Sahi neden sevemediler beni? Neden benim istediğim gibi sevemediler? Hep kandırıyorlar, seviyormuş gibi yapıp..."
"'İnsan öyle ister'miş. İnsan niye öyle ister? Neden bu genelleme? Bırak insan diye genellemeyi, kendine bak. Sen niye istiyorsun?"
"Hiçbir an, hiçbir şey eksik değil. Her an, her şey tam. Tam da olması gerektiği gibi. Eksik diyen senin zihnin. Ve aşk kendi tamlığını hissetmeden yaşanamaz. İhtiyaç hissi sevginin bilmediği bir konu."
"Karşılaştığımız her duygu yoğunluğu karşısında, bir alışkanlık başlıyor insanoğlunda, bir kontrolü ele geçirme çabası diyelim. O gelmesin, bu gitmesin. Nefesimizi tutmaya başlıyoruz. Yaşamı kontrol etmekle başlıyor zihin için. Her korktuğumuzda, heyecanlandığımızda, istemediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda ya da çok mutlu olduğumuzda hep nefesimizi tutuyoruz ve bu duraklamalar zaman içinde nefesimizin bir parçası haline geliyor."
"Şikâyet kendi oluşturduğun tatsız gerçekliğe, bir başkası ya da başkalarının sebep olduğu palavrasına dayanmak, bu sebeple kendine acımak ve kendin yetmiyormuş gibi, bu ne kadar kurban olduğum masalına karşındakini de inandırma çabasından başka bir şey değildir ve bence insanın muhteşemliği göz önüne alınırsa çok üzücü."
"Her nefesi tutup o olana ve o ana direndiğimde, içinden geçilememiş bir deneyim, bende hapsoluyor. Yani o direndiklerimizin yarattığı duygular, endişe, korku, acı hapsoluyor hücre hafızamda. Ya da çok mutlu olup hiç gitmesin istediğim deneyimler? Mümkün mü kontrol etmek, tutabilmek onları? Hep aynı kalan, geçip gitmeyen ne var şu âlemde? Nefesimizle o deneyimin içinden keyifle yaşayıp gidebilecekken; o kayıp duygusunu, o eksiklik, yokluk, yaşam boyu o boşluğu kapatacak çareleri bulmak isteyen beklentiyi gömüyoruz. Yani iki taraftan da acı geliyor, iki taraftan da öbek öbek yük yükleniyoruz... Ve her gömü, zihin için bir daha karşılaşılmaması gereken bir malzeme."
"Kabul etmek demek 'Aman ne güzel', demek değil, o an önündeki ne ise onunla barış içinde olmandır. Direnmemektir. Reddetmemektir."
"Mesele hiçbir zaman ne yaptığın değildir, nasıl yaptığın, kim olduğundur. Ve ancak anda, yaşamda gerçeğin olabilirsin."
"Yaşam anlardan oluşur, anlarda yaşanır. Ya o an ile bir, onun içinde yerini almış, onu yaşayan ve deneyimleyen bilinçsin ya da ona direnen, karşı koyan, ayrı olmaya çalışansın. O zaman yaşamda olamazsın. İçinde olmadığın bir şeyi yaşayamazsın. Var olamazsın. Direndiğin her an yoksun yaşamda."
"İnsanlara bak, genelde durum bu: Evde kimse yok. Bedeni burada, bilinci derin bir uykuda, zihnin elinde geçmişte ya da gelecek düşüncelerinde kayıp. Ve işte insan vaktine ne kadar çok oralarda, geçmiş ya da gelecekte geçirirse; o kadar yok, o kadar yaşamıyor, o kadar boşlukta yuvarlanıyor."
"Her an ne yaparsak yapalım, o anın içinde var olmanın keyfini yaşayabiliriz. Zira bu keyif ve bu sevinç yaptığın şeyden dolayı değil, var olmaktan dolayı. Adı üstünde yaşama sevinci... Yaşıyorsun o an. Yaşama sevinci denen neşe, yaşamda yani anda orada olabilirsen var. Yeter ki zihnin yorumlarında nafile dolanmak yerine, gerçekte kalalım."
"Özetle, bilinç ne olmayı seçerse, zihni ona göre düşünce üretiyor. Bilinç de tasarımı ile o an, o olmayı deneyimliyor. Ve her birimiz o yüzden aynı anda farklı deneyim yaşayabiliriz."
"Yaşam sana her an ne getirirse, onu yaşarsın, geçip gider. Bir deneyim daha kazanırsın, yaşarsın. Anın getirdiği ile savaşırsan, direnirsen de olmasın, gelmesin ya da olduğunda,'Ben bunu istemiyorum, bunu kaldıramam, buna dayanamam', diye direnirsen gelmesine izin vermiyorsun demektir. Ki bu da geçip gitmesine olanak vermez. Sen direnir durursun, direndikçe yapışır kalır sana ve seni dize getirir. Mutlaka ama mutlaka o geçip gidemeyen enerjiyi seni içten içe bir şekilde tüketir."
"Sevgi sadece gerçekte olabilir. Gerçeğindeysen yaşanabilir. Gerisi bir pazarlıklar zinciri."
"İnsanlar fedakârlık, sevgi, aşk safsataları içinde nasıl da acımasızca birbirlerini kullanmaya çalışıyor: Ben istiyorum olacak, benim istediğim gibi olacak, bunun için sana her türlü baskıyı yaparım. Kendime öyle acındırırım ki... Duygularınla öyle oynarım ki ezilirsin, bana istediğimi verirsin. Vermezsen daha, daha, daha. Kendimi kurban gösteririm tüm yaşama üstelik. Daha da suçlu yaparım seni. Off ne oyun ama!"
"Zihnin, yaşam ve yaşamda ilerlemek konusundaki çözüm anlayışı işte bu. Hep yapmam lazım, yapmam lazım, daha fazla yapmam. Oysa bilinç buraya bir şeyler yapmak için gelmedi. Bilinç, olmaya geldi; kim olduğunu deneyimlemeye geldi. Oluşunu seçip, o seçtiğini olmayı deneyimleyebileceği olasılıkları çekebildikçe kendine, o deneyimde kendi ifadesini yaşamaya geldi..."
"Kendimde olmayanı dışarıda göremem. Kendimle ilişkim olmadan, dışarıda ilişki yaşayamam. Kendimi sevmeden, kimseyi sevemem."
"Öylesine size ait olmuştur ki bazı düşünceler ve o düşüncelerin o çakma kimliğinize yama yama yamaladığı oluş halleri, öyle tanıdıktır ki işte onların tekrar sahneye çıkışını hissetmek, gerçekten ileri seviyede farkındalık ve bu yolda çok ciddi disiplin ister."
"Bir şeyleri gelecekte daha fazla yapmaya, sahip olmaya çalışarak değil, sadece anda kendinin ortaya çıkıp mozaikte yerini bulmasına izin vererek gerçekten yaşayabilirsin."
"Gerçekleştiremediklerimiz, hep kendimiz çözmemiz, yapmamız, bulmamız lazım diye düşünmemizden. Bir kez daha söylüyorum. Biz buraya deneyimlemeye geldik, çözmeye değil! Problemleri çözmek, cevapları bulmak için burada değiliz. Bulunacak, çözülecek bir şey yok. Sen insansın. Cevaba, çözüme "Ol" diyecek olansın. Neyi deneyimlemek istiyorsan, onun sorumluluğunu alacaksın demektir bu. Nasıl alınacak sorumluluk? Buraya çok dikkat et: O deneyimi yaşayacak kişi olmayı seçerek!"
"Hiçbir şeyi hatırlamazsanız bile bunu hatırlayın. Ne olursa olsun şükredin. Neden? Çünkü şükrettiğin an, var olana odaklanıyorsun demektir, yoksunluk yok demektir, hooop merkezdesin, evdesin demektir. O zaman otomatikman yaşam dengede, hayrına akar. Çok önemlidir şükretmek!"
"Kendine âşık olacaksın ki, nasıl bir değeri ortaya koyduğunu bilecek ve o değeri ona vereni seçebileceksin. Seni sen gibi sevenle birleşecek, ona benzersiz seni sunacaksın. İşte böyle kendini olduğu gibi tümüyle kabul edip sevebildiğinde, karşındakinin de olmasına izin vereceksin. Kendini gerçekleştirmesine. Nasıl olmak isterse. Aşk ancak böyle yaşanabilir. Bundan gayrısı ancak eksiklik, ihtiyaç ve yoksunluk dolu bir trajedi olabilir."
"Olan bir anda olur ve biter. Mesele senin zihninde o olanla ilgili yazılan hikâyeden kaynaklanır her zaman. Sonrasında yaşadığın hep hikâyendir. 'Ben bozuk olanım' kimliğini o andan itibaren kuşanmış olan sensin. O hikâyeyi yazan sensin. O hikâye, ister yüzeyde olsun ister bilinçaltında; sana tekrar ve tekrar ve tekrar kendini yaşatır. Olan bir kere olur, hikâye her gün yaşanır tekrar ve tekrar. Ve bil bakalım her gün kim sana onu yaşatır? Kendin tabii."
"Yaşam sonsuzluğa doğru uzanan bir gökdelen sanki. Bilincin hangi seviyede ise yaşamanı o belirliyor, çünkü herkes bu gökdelende bilinç seviyesine karşılık gelen katta yaşıyor. O katın yaşamını yaşıyor. O katın olasılıklarını. O katın ilişki, sağlık, iş ne varsa her konuda sunabileceklerini."
"Değişim, pek çoğumuzun yaşamda örneğini pek çok kez gördüğü gibi kalıcı değildir. Çünkü yapışta farklılaşmayı içerir. Zihnin bir çözümüdür hesapta. "Ben değiştim artık, böyle böyle yapacağım." gibi söylemlerle destekleyerek bir şeylerin farklı olacağımı zannetmemizi sağlar. Bir süre öyle gözükse bile kendimizi başlangıçtakine benzer bir noktada buluveririz. Dönüşüm ise oluşta bir farklılaşmayı içerir. İnsanın çakma kimliğini kırarak, oluşu üzerinde çalışması ile gerçekleşir ve kalıcıdır."
"Bu dünyada neyin kaynağı olmayı seçiyorsan, yaşam sana onun daha fazlasını getirir hep. Herkesin kendi gerçeği, kaynak olmaya geldiklerini barındırır, sevgide yol aldığımızda da bunlar sürekli bizden yaşama yayılır. Hep sevgide, şefkatte kal. Kucakla kendini 'Ne verebilirim?'de. Göreceksin öyle adildir ki düzen, vermeyi seçtiklerin ne ise, seni onlarda bollukta tutar."
"Bilinç sonsuzdur. Ölüm tüm diğer deneyimler gibi burada deneyimlenebilecek bir deneyim alternatifidir. Denenecek. Ben ölenim deneyimi. Deneyim o da uyan, gerçek değil. Her can ölümü tadacaktır denmiş bak, yaşayacaktır denmemiş neden? Çünkü gerçeğimiz için ölüm diye bir şey yoktur. Bilinç her an olur. Yolcu yolun sonunda araçtan iner ve kendi yoluna devam eder."
"Her şey geçici bu alemde. Acı da, hüzün de ve bunlar gibi istemediğimiz her duygu da. İçinden geçebilirsek, onu getiren anlarla birlikte geçip gidiyor, er ya da geç. Ama direnirsek acı ve ıstraba, hüzün koyu bir karanlığa dönüşerek yapışıyor varoluşumuza.. Bu nedenle cesaretle kendimizi açmak gerekiyor yaşamın her an getirdiği farklı deneyimlerde oluşan duygulara."