Spoiler içeriyor
Uzun zamandır listemde olup sürekli ertelediğim bir filmdi. Cinayet romanlarını ve filmlerini çok seven biri olarak bu filmi bu kadar geç izlediğim için kendimi kınıyorum. İnsan bir konusuna bakar en azından. Filme gelirsem Hubris Sendromu'na sahip katil seçilmiş kişi olduğunu…devamıUzun zamandır listemde olup sürekli ertelediğim bir filmdi. Cinayet romanlarını ve filmlerini çok seven biri olarak bu filmi bu kadar geç izlediğim için kendimi kınıyorum. İnsan bir konusuna bakar en azından.
Filme gelirsem Hubris Sendromu'na sahip katil seçilmiş kişi olduğunu düşünüyor ve kendince günahkar insanları cezalandırarak öldürmeye başlıyor. Başroldeki iki dedektif de bu cinayetleri çözmeye çalışıyor.
Hristiyanlıkta 7 büyük günah olarak geçen şehvet, gurur, öfke, tembellik, kıskançlık, oburluk ve açgözlülük katilin işlediği cinayetlerin ana teması. Filmde bu sıralamayı değiştirmiş. Nedeni başta belli olmasa da filmin sonunda, David'le olan sahnede kıskançlık ve öfkeyi sona bırakacak şekilde ayarlamak için değiştirdiği anlaşılıyor.
John özel biri olmadığını söylüyor ama gizli bir kibir belirtisi bu. Sıradan olduğunu düşünen biri unutulmayacak işler yapmaya çalışmaz çünkü. Seri katillerin çoğunda tanınma, unutulmama, saygınlık takıntısı var. Cinayetlerini, sanatını icra eden bir sanatçı gibi özenerek planlaması aslında egosunun daha azıyla yetinememesinden kaynaklı. Birini öylece öldürmeyi zekasına hakaret sayar bu tarz katiller. Her bir cinayeti şova dönüştürmeli ve hakkında uzun yıllar konuşturmalıdır. Parmak izi bırakmamak için parmak uçlarındaki derileri kesmesi o zamanın teknolojisinde bulunmasını en çok zorlaştıran şeylerden biri ve gelip teslim olduğunda verdiği 'isteseydim yakalanmazdım' mesajına da katkıda bulunuyor. Yıllar önce böyle bir haber okuduğumu hatırlıyorum iki kişi parmak izi bırakmamak için parmaklarını ve avuç içlerini asitle yakmışlardı. Belki de bu filmden ilham almışlardır.
Dedektif rollerinde Morgan Freeman ve Brad Pitt var. M. Freeman'a emekliliği gelmiş, egolarından arınık, deneyimli ve zeki dedektif rolü çok yakışmış. Olay yerinden tutulup getirilmiş gerçek bir dedektifmişçesine somutlaştırmış karakteri ki bu da onun farkı zaten. Olaylar arasında anında bağlantı kurabilen, zeki insanlara bayıldığım için Somerset karakterinin favorim olmasına da şaşırmadım.
Mills karakterini ise tam tersi hiç sevmedim. Çok mızmız, fevri davranışları var. Duygularımla hareket ediyorum ayağına şımarık çocuk gibi davranıyor ve her türlü bildiğini okuyor. Film boyunca öfke kontrol probleminin üzerinde duruldu ki bir noktaya bağlanacağı burdan belliydi ve David şaşırtmayarak sonunda da öfkesine yenik düştü. Olması gereken buydu belki de insan karakter özelliklerini öylece bırakamıyor çünkü. Film boyunca aynı tavrı sürdürüp sevdiği kadın ölünce olgun tepki gösterse karakter tutarlılığı bozulmuş olacaktı o da ayrı bir konu.
Tracy'nin kendini duyurma çabasından ölecek kişilerden biri olacağını ve David'in onu kaybedeceğini anlamıştım. Filmlerde uçarı, kayıtsız kişilerin durulmasının sebebi genelde sevdiği kişileri kaybetmek oluyor çünkü. Yine de Tracy'nin ve bebeğinin sonunun böyle olmasına çok üzüldüm.
Bunlar dışında 95 dünyasında çocuk sahibi olmanın korkunç olduğunu düşünüyorlar. Böyle bir dünyaya çocuk getirilir mi düşüncesi her dönem var demek ki. 2023'ten bildiriyorum dünya hala korkunç bir yer.
Bir de filmde FBI'ın okuma alışkanlıklarını incelemesi çok iyi değil mi? Özellikle şiddet, faşizm içerikli yayınlara kimler ilgi duyuyor, ne sıklıkta okuyor kaydının tutulması çok disiplinli bir önleme çalışması bence. Kesin gerçekte de böyle şeyler yapıyordur bunlar.
Son olarak dolu dolu bir filmdi. Birçok alıntı yapılmış ve gerçekten kaliteli film yapmışlar. Aquinalı Thomas'tan bile bahsedilmişti helal olsun. Buralara kadar okuyan olur mu bilemiyorum ama benim gibi erteleyen varsa kesinlikle izlesin.
Dünya güzeldir ve uğruna savaşmaya değer
-Ernest Hemingway