''Zalim dediğine yaşarken saygıda kusur etmez insanoğlu. Ama zalimin ölüsüne dua okumaz, mezarına tükürür.'' İlk başta film hakkında yorum yazmayacaktım. İzlenmesi de rafın kullanıcı oranına göre az olduğu için gizli hazinem olarak kalmasını istemiştim. Lâkin sonradan bu düşüncemden vazgeçtim, zira…devamı''Zalim dediğine yaşarken saygıda kusur etmez insanoğlu. Ama zalimin ölüsüne dua okumaz, mezarına tükürür.''
İlk başta film hakkında yorum yazmayacaktım. İzlenmesi de rafın kullanıcı oranına göre az olduğu için gizli hazinem olarak kalmasını istemiştim. Lâkin sonradan bu düşüncemden vazgeçtim, zira her bir insan izlemeli bu filmi. İzlemeli ki mazlumun zaferini, zalimin acısını görmeli. Hakettiği konumu göremeyen nadide bir çiçek Ulak filmi.
Çağan Irmak sinemasında en sevdiğim film oldu. Benim için Babam ve Oğlum'un üstüne gelmez herhalde diye düşünürken karşıma Ulak çıktı. Daha ilk dakikalardan itibaren genel kanıda en sevdiğim yerli film olmasa da Çağan Irmak sinemasında en sevdiğim film olacağını sezdim. En sevdiğim yerli filmler arasında da ilk 5'e oynar.
110 dakika boyunca masal tadında bir anlatı izletiyor film. Sık sık da aynı şeyi hatırlatıyor: 'İnsan sonunu bilmediği şeyden korkar.' Filmi izlerken tuhaf bir şekilde bir ürperti hisettim hep. Sık sık yaptığı bu hatırlatma sanki sonunu hiç bilemeyecekmişim gibi düşünmeme sebep oldu. Neyse ki korktuğum olmadı, film müthiş bir sona bağlandı. Filmin finalinin yarattığı gerilimi, ürperti hissini kalbimin en derininde hissettim.
Filmin anlattıklarından söz edip masalın sürprizini kaçırmak istemiyorum. Sadece şundan bahsedebilirim. Bir seyyah var. Köy köy dolanıp Ulak İbrahim'i anlatan, çocuklara, köylüye, mazlumlara onun adını duyuran bir seyyah. Zekeriya.
Zekeriya karakterine hayat veren Çetin Tekindor filmi tek başına öyle sırtlamış ki hayranlıkla izledim oyunculuğunu. Tabii bu diğer oyuncular kötüydü olarak algılanmasın. Zira çocuklar bile sırtlamışlar bu filmi. Zirveye yükseltmişler. Özellikle Ferhat karakterine hayat veren Yağız Atakan Ferhat'ın acısını çok iyi aktarmış kameralara. Mazlumu oynayan mazlumun ruhunu yaşamış, zalimi oynayan da zalimin ruhunu.
Her bir sahnesinde ayrı bir öğretisi var filmin. Tüm diyaloglar, karakterlerin ağzından çıkan her bir söz -özellikle Zekeriya'nın ağzından çıkanlar- kazınmalı hafızalara. Öyle bir film Ulak.
Filmin iç dünyasını bu kadar övdükten sonra bilmiyorum gerek var mı teknik konulardan bahsetmeye. Yine de birkaç şey söylemek istiyorum. Dekoruyla, kurgusuyla, kostümleriyle tam anlamıyla anlatmak istediğini anlatan bir filmdi. Müthiş bir mekan seçimiydi, düzenlemesiydi. Fantastik kurguyu, gizemi, gerilimi, dramı her an gördüğümüz filmin çok iyi de bir dinletisi vardı. Evet müzikleri... Müzikler sahneyle ahenk içinde, iç dünyaya huzur verecek şekilde seçilmişti. Müziklerinin ritmine kendimi kaptırdım, ama filmden de kopmadım.
Zekeriya masalını anlattıkça bende zihnimde karakterlerin yerlerine birini koymaya çalıştım. Masal, filmim anlatısı daha da güçlendi bu şekilde zihnimde.
İzlemeyenler de izlemeli, duymayanlar da duymalı Ulak'ın masalını. Zira bu bir masaldan daha fazlası. Binlerce yıllık dünyanın, insanlığın sonu gelmeyen gerçek hikâyesi.