Film Masum dizisini izlediğimden beri listemdeydi. O dizide Ali Altay'ın ve Haluk Bilginer'in beraber olan sahnelerini çok beğenmiştim. İkisinin bab-oğul olduğu bir film görünce hemen listeme ekledim. Fakat ekledikten sonra izlemeyi unutmuşum. Geçenlerde karşıma çıkınca yaklaşık 2 senedir erteliyormuşum daha…devamıFilm Masum dizisini izlediğimden beri listemdeydi. O dizide Ali Altay'ın ve Haluk Bilginer'in beraber olan sahnelerini çok beğenmiştim. İkisinin bab-oğul olduğu bir film görünce hemen listeme ekledim. Fakat ekledikten sonra izlemeyi unutmuşum. Geçenlerde karşıma çıkınca yaklaşık 2 senedir erteliyormuşum daha fazla ertelemeyeyim dedim ve bugün izledim.
Filmin konusunu daha ilk listeme aldığım zaman okumuştum, ama unuttum tabii. Yeniden okumak istemedim her şey sürpriz olsun diyerek aklımdaki neredeyse sıfır bilgiyle (sadece başrolünde Haluk Bilginer ve Ali Atay'ın olduğunu biliyordum) izlemeye başladım. Bazı aksilikler sebebiyle filmi izlemem epey bi' vaktimi alsa da izlemek için harcadığım bunca çabaya ve vakit harcamaya değdini görmek mutlu etti.
Bu tarz derin felsefesi olan, derdini güzel anlatan, derdini anlatırken insana varlığını, hayattaki amacını, değerini vs. sorgulatan filmleri çok seviyorum.
Adının Nuh Tepesi olmasının Hz. Nuh'la ilgisi olacağını düşünmemiştim. Din masalları ile kazanç sağlamaya, bir yerlerin rant alanına dönmesine ve insanların bu tür şeylere cahilce umut bağlamasına alışkınız. Bu meselelere girmeyeceğim, girersek çıkamayız.
Çok derin, derin olduğu kadar da karanlık ve ağır bir film. İzlerken hiç ilerlemiyor gibi geliyor, sanki dönüp dolaşıp aynı yere geri dönüyoruz. Fakat bir yandan da Ömer'i izledikçe onun her hareketini gördükçe (konuşmasına bile gerek yok saniyelik bir yüz ifadesi bile yeter) filmin anlamını, derdini daha iyi anlıyoruz. İbrahim karakteri de filmin felsefesini bize harika bir şekilde aktarıyor, ama filmin önemli karakteri daha fazla yoğunlaştığı isim Ömer olduğu için onun sahnelerinde daha iyi kavrıyoruz.
Hem senaryo hem de sinematografi açısından Nuri Bilge Ceylan filmlerine çok benziyor. Ahlat Ağacı ve Kış Uykusu ayarında bir senaryosu vardı. Baba-oğul ilişkisi Ahlat Ağacı'nı, derin diyalogları, sorgulatması, karakter derinliği ise Kış Uykusu'nu hatırlattı. Sinematografisi, sahne mizanseni de zaten NBC filmlerinin tıpkısı. Herhalde yönetmenini bilmesem ve biri bana bu filmi izletip ''sence kim çekmiştir?'' deseydi direkt aklıma Nuri Bilge Ceylan gelirdi. Cenk Ertürk ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen harika bir işe imza atmış.
Senaryosu zihnimi, görselliği gözümü doyurdu. Mükemmel bir film değil, izlerken çok yoruyor. O ağırlık, bekleyiş, hiç bitmeyecekmiş gibi gelmesi... Ama sonunda izlediğinize değdiğini anlıyorsunuz. Tabii bu tür filmleri sevenler için geçerli bu dediğim. Aksiyonun hiç bitmediği hareketli yapımları ya da eğlencenin hadsafada olduğu filmleri sevenler ne kadar kendilerini zorlarlarsa zorlasınlar sıkılırlar.
Tüm diyaloglar, olaylar, ağaç tartışması, tapu meselesi, usulsüzlük, İbrahim'in vasiyeti, Ömer'in dertleri, içsel sorunları derken filmin sonuna geldik. Böyle bir final bekliyor muydum? Aslında bekliyordum. Daha tatmin edici bir final de olabilirdi. Fakat filmin derinliğine yakışan bir final olduğunu da gözardı edemem.