İzleyecek bir şeylere karar vermeye çalışırken elimdeki IMDB listesini açtım, 'bunu izledim, bunu izledim' diye diye geçip sonunda Perde Açılıyor filminde karar kıldım. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki aldığı tüm ödülleri, olduğu konumu hatta daha fazla yükseltilmeyi hakeden bir yapım.…devamıİzleyecek bir şeylere karar vermeye çalışırken elimdeki IMDB listesini açtım, 'bunu izledim, bunu izledim' diye diye geçip sonunda Perde Açılıyor filminde karar kıldım.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki aldığı tüm ödülleri, olduğu konumu hatta daha fazla yükseltilmeyi hakeden bir yapım. Fakat her sinemasevere de hitap etmeyeceğini, hatta raf bünyesinin zevklerini az çok anlayabildiysem çoğunluğa hitap etmeyeceğini de söylemek isterim. Yine de izlenmesinin bu kadar az olmasının şaşkınlığı içinde filmi önereceğim.
Filmi kısaca şöyle özetleyip hakkında konuşmaya devam edebilirim. Margo Channing dönemin en başarılı, en sevilen kadın tiyatro oyuncularındandır. Bir gün hiç beklemediği anda hayatına büyük hayranı Eve Harrington girer. Bu genç kız 40'ına gelmiş, olgunlaşmanın sendromuna girmiş Margo Channing'in hayatında birçok şeyi değiştirir.
Ağır bir film değil. Çok olay yok ama akıcı olduğunu söyleyebilirim. En azından benim bakış açıma göre akıcıydı. Fakat çok fazla konuşma sevmeyen, görsel aksiyon arayan birini tatmin etmez. Filmlerdeki bol konuşmaları, -tabii altı dolu, bir hissiyatı olan diyalogları- seven biri olarak bu filmi de sevdim.
''Ne söylersem spoiler olur.'' diyecektim fakat filmin açılışını, yazılı olan konusunu görünce soöyeyeceklerimin spoiler olmayacağında karar kıldım. Açılış sahnesini Eve'nin ödül aldığı sahne ile yapıyor. Daha sonra zamanda biraz geriye gidip bu noktaya nereden gelindiğini izletiyor.
Hiç bitmek bilmeyen konuşmaların arasında konu o kadar iyi işlenmiş ki bir izleyici olarak -her ne kadar başından neler olduğu belli olsa da- sinsi planlarını bazen benim bile farkedemediğim etkileyici bir senaryosu vardı. O yükselişi çok farkettirmeden, yavaş yavaş verdi. Sanki Margo ile aynı hisleri yaşıyor gibi hissettim izlerken. Neler olacağının farkındasın ama bir yandan da farkında değilsin gibi. Hem müthiş, hem harika.
Filmin oyuncuları bir efsaneydi. Karen rolüne hayat veren Celeste Holm ve çok kısa bir süre kendisini gördüğümüz Marliyn Monroe haricinde hiçbir oyuncuyu daha önce izlemedim, fakat efsane olduklarını anlamak için tek bir rollerini görmek yetti. Özellikle Eve karakterini canlandıran Anne Baxter'i çok beğendim. O masum, çekingen genç kızı da dönüştüğü kadını da olabileceğinin en iyi şekilde canlandırdı. Anne Baxter'e parantez açmışken Margo karakterine hayat veren Bette Davis'ten bahsetmemek olmaz. Kendine has bir tavrı vardı. İzlerken o tatlı, göze batmayan rahatsız etmeyen egosuna hayran kaldım. Filmde kadın oyuncuların özel bir havası vardı. İzlerken iyi kötü tüm enerjilerinin kendime geçtiğini hisettim.
Daha fazlasını yazmak isterim, ama kelimeler birbirine karışır, cümleler dolanır. O yüzden yavaş yavaş noktalamak istiyorum. Sanat dünyasının arka tarafına ufak bir delik açıp biz seyircilere anlatan bir film. Her bi' şeyiyle zihin dolduruyor. Yılına bakmadan, ya da tam da izlendiği yıla bakaraktan izlenmeyi hakeden bir yapım.