Geceler boyunca hangi kabuslarla haşır neşir olduk ki güneşe düşman olarak kalkıyoruz? Çürümenin Kitabı Emil Michel Cioran 📚 Felsefeye dalışımın hikayesidir :) Kitabın kapağını açtığınızda dünyayı ters çeviriyorsunuz tabiri caizse, koca yaşlı dünyanın dibinde biriken çürümeler, kokuşmalar, bunalımlar, haykırışlar karşılıyor…devamıGeceler boyunca hangi kabuslarla haşır neşir olduk ki güneşe düşman olarak kalkıyoruz?
Çürümenin Kitabı
Emil Michel Cioran
📚
Felsefeye dalışımın hikayesidir :)
Kitabın kapağını açtığınızda dünyayı ters çeviriyorsunuz tabiri caizse, koca yaşlı dünyanın dibinde biriken çürümeler, kokuşmalar, bunalımlar, haykırışlar karşılıyor sizi. Ve bunların insan ruhuna sirayetleri de. Kitabı hemen bitirmeyi unutun bir kere. Hazmede hazmede okunacak , düşünülecek satırlar bekliyor sizi. Kitabı 'uzun soluklular' kategorisine koydum kendimce.Araya bir kaç kitap sıkıştırdığım da doğrudur :)
Kitap okura acımayanlar türünden. Bazı gerçekleri yüzünüze acımadan söyleyenlerden.
“İnsan, kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar. Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez: Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”
Ruhumuzu doyumsuz, boşlukta, arayışta hissettiriyor satırlar. Elbette felsefenin yapı taşlarından biri olan sorgulamayı bıraktırmıyor okuyucuya.
"Niçin Tanrı o kadar soluk, o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir? Niçin ilginçlik, tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer? Bundan daha az insan biçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”
Cioran'e göre, masum değiliz hiçbirimiz. Hatta bunda sınır tanımayıp caniyle aynı kefede bulursunuz kendinizi.
"Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız.” yine bir başka sayfada; “Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz.” der.
Kafa karışıklığınız bununla da bitmiyor elbet. Yazar intihar konusuna da ters köşe yapıyor sizi. Dinler intiharı günah olarak görürken, O ise bunu Tanrı'dan uzaklaşma olarak değerlendiriyor. 30 yaşına varmadan bu girişimi düşündüğünü ama cesaret edemediğini de yineliyor sık sık."İnsanlığın bana fazla geldiği de söylenebilir. Onda az sayıda büyük karar ve öyle bir yaşlanmaya teşnelik görüyordum ki yüz çeviriyordum; otuzuma gelmeden bu işi bitirmeye karar vermiştim. Fakat yıllar geçtiğinden, gençliğimin gururunu kaybediyordum: Her gün, bir tevazu dersi gibi hâlâ hayatta olduğumu, hayatın çürüttüğü insanların arasında rüyalarıma ihanet ettiğimi hatırlatıyordu bana.”
Çürüme varoluşu, yaşamı, işlenen bir günah, bir suç nedeniyle olduğunu savunur. “Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın?..."
Okuru azarlayan, bunaltan, yerden yere vuran kitapta, yazarın varoluşa düşman satırları yıldırmasın sizi. Israrla devam edin okumaya, yavaş yavaş da olsa hazmedin o satırları. Bakış açınızı alabora edecek evet ama okumanın amacı da bu değil midir zaten?
Kitaba küsmeyin, yazar sizi sınıyor, yüzleşecek misin gerçeklerimle yoksa vaz mı geçeceksin der gibi meydan okuyor :)
Sonlara geldikçe yazarla barışıp, diyeceksin ki : evet senin doğrularının, bakış açının, düşüncelerinin bazılarıyla ters düşmüş olabilirim ama güzeldi ters köşe olmak .
Felsefeyi hep şöyle düşünmüşümdür ; nöronları sözlüye kaldırmak. Onları irdelemek, 'hangi düşünceye hizmet ediyorsunuz?' demek bir bakıma. Düşünmek, sorgulamak iyidir arkadaşlar. Var olma çabamıza kafa yormak bizi dinamik tutar. Basmakalıp düşünceleri 'kopyala- yapıştır' kolaycılığından arındırır ruhu.
Barışalım artık sorgulamayla, araştırmayla, yeni bakış açılarıyla tanışmayla. Nöronlarımız sözlüden geçer not alsın :)