Kitabın arka yazısından bir alıntıyla başlamak istiyorum çünkü çok hoşuma gitti. "İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai'nin uzun yıllara yayılan edebi intihar mektubunun son bölümü." Bu kitabın yeri bende ayrı. Dazai'ın hayat hikayesini ve bu kitabın hayatındaki yerini öğrendiğimden beri bu kitabı…devamıKitabın arka yazısından bir alıntıyla başlamak istiyorum çünkü çok hoşuma gitti. "İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai'nin uzun yıllara yayılan edebi intihar mektubunun son bölümü."
Bu kitabın yeri bende ayrı. Dazai'ın hayat hikayesini ve bu kitabın hayatındaki yerini öğrendiğimden beri bu kitabı okumak için doğru zamanı bekliyordum. Daha öncesinde yazdığı tüm kitaplarını bitirmek, böylece hayatını ve yazma serüvenini maksimum derecede anlamak, olabildiğince çok anlattıklarını hissetmek, empati kurabilmek istiyordum. Bu yüzden depresifleştiğim ve tabiri caizse intihara en yakın olduğum bu zamanlarım bu kitabı okumak için en iyi zamandı. Gözüme takıldı ve dedim ki zamanı gelmiş :) Zaten elimde olan diğer tüm kitaplarını da bitirmiştim. Başladım ve tek oturuşta bitirdim. Çok beğendim ve etkilendim. Sonsözünü de ayrıca beğendim. Bence çok bilgilendirici, düşündürücü bir sonsöz olmuş.
Kitap "insanlığını yitiren" bir adamı anlatıyor. Zaten kendisini doğduğundan beri pek de insan gibi hissetmemiş bir adamı. Ona yabancı gelen bir toplumla, insanlarla nasıl hayatta kalmaya çalıştığını, uyum sağlamak için takındığı soytarı maskesini...
Bence her insan illa kendisinden bir şeyler bulacaktır. Hepimiz uyum sağlamak için o soytarı maskesini takıyoruz. Yozo'nun yaşadıklarına, düştüğü umutsuzluklara ve yabancılaşmalara bir şekilde düşüyoruz. Benim de bu depresif zamanlarımda kendimden çok şey gördüğüm bir roman oldu. Ben böyle bir zamanda okursam beni daha da depresifliğe sürükler diye düşünmüştüm ama aksine uzaklaştım. Sanki aynı dertleri görünce kendi kendimi anlamış ve duygularımı ortaya çıkardığından dolayı rahatlamış hissettim.
Bu kitap okumak için bu kadar hazırlık yaptığım, beklediğim ilk kitaptı. Çok beğendiğim bir kitap oldu, okumak için girdiğim onca çabaya değdi. Çok akıcıydı, tek oturuşta bitirdim. Bende duygusal olarak iz bırakan kitaplar arasına girdi. Tavsiye ederim.
(Kitap Raf'ta ve genel olarak bayağı popülermiş, ilk defa bu kadar gönderili bir kitaba yorum yazdım. Bu kadar popüler olduğunu bilmiyordum.)
"Mutluluk fikrimin diğer herkesin mutluluk fikriyle tamamen çelişmesinden korkuyorum."
"Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu."
"İnsanlara karşı her zaman korku dolu bir ürperme hissettiğim ve insan gibi konuşma, insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve bunun yerine kendimi masum bir neşe havası geliştirmeye adadim. Böylece yavaş yavaş eksantrik bir soytarıya dönüştüm.
İnsanları güldürdüğü sürece ne olduğu fark etmeksizin her şeyi yapabilirdim. Onları güldürebilirsem, onların 'hayatlarına' gerçekten uymamamı önemsemezler diye düşündüm. Her şeyden önce, dışarı çıkmaktan kaçınmam gerekiyordu. O insanların gözüne batmaktan kaçınmalıydım. Ben bir hiçim, rüzgârım, gökyüzüyüm."
"Ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez olurdum. Ne olursa fark etmez, nasıl olsa beni mutlu edecek bir şey yok düşüncesi hâsıl olurdu. Aynı zamanda, bir şeyi ne kadar az istesem de bana sunulan hiçbir şeye hayır diyemezdim. Sevmesem bile hiçbir şeyi reddedemezdim. Gerçekten istediğim bir şey teklif edilseydi, ona ancak çekine çekine el uzatabilirdim tıpkı bir hırsızın yakalanmaktan korkması gibi, ağzımda acı bir tat ve tarifsiz bir korkuyla."
"İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu. Ancak benim karşılıklı kandırılmaya bir ilgim yok. Ben soytarımla birlikte sabahtan akşama kadar insanlara rol yapıyorum."
"Gerçek korkak mutluluktan bile korkar. Pamuk yün bile yaralar onu. Neşeden bile incinir. Panikledim, yara almadan önce hızlıca kaçmak istedim, bu yüzden kendimi o tanıdık soytarı sis perdesiyle sarmaladım."
"O gece biz Kamakura'da kendimizi denize attık...Kadın öldü. Ben ise kurtuldum."
"Dil Balığı'nın o anda nasıl göründüğünü asla unutmayacağım - gülerken boynu kırıştı, yüzünde sinsi bir gölge vardı. Alaycı ama aynı zamanda değil. Bunu denize benzetecek olsam, sanırım suların en derin yerlerinde süzülen o tuhaf, hareketli gölgeye benzerdi. Gülüşünde, yetişkin yaşamının özünü bir saliseliğine görebildiğimi düşündüm."
"Başkaları tarafından çok sevildim ama görünüşe göre onları sevme yeteneği bende yoktu."
"'Babacığım. Dua ettiğinde Tanrı'nın tüm dileklerimizi yerine getirdiği doğru mu?'
Eğer doğruysa benim dua etmem gerek, diye düşündüm. Ah, bana sağlam bir irade bahşet. 'İnsan'ın doğasını anlamamı sağla. Bir insan, bir insanı ittiğinde günahkâr olmuyor. Bana öfkenin maskesini bahşet."
"Benim için 'insanlar âlemi' denen yer, her şeye karşın korkunç bir yerdi. Kesinlikle, her şeyin tek bir hamleyle neticelendiği sevimli bir yer değildi."
"Tanrı'ya soruyorum. Güvenmek bir suç mudur?"
"Masum güven, nihayetinde, suçun özü müydü?"
"Hüzünlü küçük bir kızın söylediği şarkıyı yanılsama misali uzaklardan duyuyordum ve kulaklarım bana oyun oynuyor sandım. Mutsuzluk. Bu dünyada birçok mutsuz insan... hayır, bu dünya mutsuz insanlarla dolu desem abartmış olmam herhalde. Yine de utanç duymadan 'topluma' gösterebilecekleri sefaletlere sahiplerdi. 'Toplum' ise onların bu gösterisini hemen anlar ve onlara sempati duyardı. Öte yandan benim mutsuzluğum tamamen kendi suçluluğumun ürünüydü, bu yüzden başvurabileceğim kimse yoktu."
"Acı çekenler başkalarının acı çektiğini hissederler."
"Ölmek istiyorum. Şimdi her zamankinden daha çok ölmek istiyorum. Artık dönüş yok.
Yapabileceğim bir şey yok. Hiçbir şey yardımcı olamaz. Utançlarımın üstüne daha fazla utanç ekleyebilirim sadece. Bisiklete binme ve orman şelaleleri hayalleri bana göre değil. Bana düşen, her zamankinden daha şiddetli istirap çekmek için bir pis, aşağılık suçu diğerinin üstüne koymak. Ölmek istiyorum. Ölmek zorundayım. Hayatın kendisi tüm suçların kaynağı."
"Benimki, hayır diyemeyen birinin ıstırabıydı."
"Ben artık bir suçlu değil, bir deliydim. Ama hayır, kesinlikle delirmemiştim. Bir an için bile aklımı kaybetmemiştim. Ah ama galiba delirmiş insanlar böyle söylerler hep. Yani eğer seni bu hastaneye koyuyorlarsa deliydin ve bu hastanenin dışındaysan deli değildin.
Tanrı'ya soruyorum. Direnmemek suç mu?
Horiki'nin o gizem dolu mutlu gülüşüne ağlamıştım.
Tüm muhakememi de, karşı koymayı da bir kenara bırakıp Japonya için alışilmadık bir sıcaklığı olan kaplı o arabaya bindirilmiş, bu hastaneye getirilmiş ve deli olmuştum. Artık oradan çıksam da deli olarak damgalanacaktım. Hayır.
Deli değil. Bir sakat.
Arızalı bir insan.
Artık tam anlamıyla insanlığımı yitirmiştim."
"Tüm motivasyonum yitip gitti. Acı duyma yetimi bile kaybetmiştim."
"Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde 'insan' dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor.
Bu yıl yirmi yedi yaşına gireceğim. Saçlarım beyazladı diye insanlar genelde kırkımı geçtiğimi sanıyor."