Sanat nedir? Sanat nasıl yapılır? Sanat izlemek mümkün müdür? Tüm bu soruları cevaplayan bir yapım izlemek istiyorsanız sizi şu tarafa alalım efendim. Çok iyi hatırlıyorum bu filmle ilgili ilk okuduğum yorumu. Yazan kişi şu an uygulamayı kullanmayı bırakmış olsa da…devamıSanat nedir? Sanat nasıl yapılır? Sanat izlemek mümkün müdür? Tüm bu soruları cevaplayan bir yapım izlemek istiyorsanız sizi şu tarafa alalım efendim.
Çok iyi hatırlıyorum bu filmle ilgili ilk okuduğum yorumu. Yazan kişi şu an uygulamayı kullanmayı bırakmış olsa da ben hala o yorumun güzelliğini unutamıyorum. O müthiş yazıdan sonra filmi listeme eklemiş, “ha şimdi izlicem yarın izlicem” diye diye yıllardır ertelemiş bulunmaktayım.
Listenizde bilerek beklettiğiniz yapım var mıdır? Yani sürekli doğru zamanı beklerseniz ki izleyince sizi büyüleyebilsin ama o doğru zaman bir türlü gelmez ya da baya süre geçmesi gerekir. (Katiyyen tembel kişiliğimi saklamak için bulduğum yöntem değildir)
Bu film sıradışı, bir o kadar da candan bir yapımdır. İzlerken hem çok uzak hem de bir o kadar yakın hissedersiniz. Herkesten, her şeyden uzak, tamamen masum bir dünyayla karşılaşırsınız önce. Film ilerledikçe “insan” denen canlının nasıl rahatsız edici varlık olduğunu hatırlarsınız.
Evet, buraya kadar telefonuma not düştüğüm kısmı okudunuz. Bi de gelelim son 15 dakikadır ağlamaktan ciğeri sökülen kızın yorumuna. İlk kısmı bitirmeden önce, izlediğim süre boyunca yazmıştım. Ama nereden bileyim film beni ordan oraya vuracak..
İzninizle biraz kendime söveceğim.
Neymiş, doğru zamanı beklemiş de bla bla. Lan bu filmi 2 belki de daha fazla yıldır bekletiyorsun listende. Utan biraz Lale. Arsızın teki olduğun için pişmanlık bile duyacağından şüpheliyim ama böyle bir filmi listende bu kadar bekletirsen gelip de baya üzer işte. Ağla kızım, başka neyin var sanki.
Neyse devam edelim.
Perhan’ın dünyası.. ninesi, kardeşi ve Azra’yla beraber güzel evde yaşama hayali kurması, bu hayali gerçekleştirmek adına yaptıkları beni derinden etkiledi. O küçücük yerde yaşayan çocuğun büyük hayalleri ne de güzel geliyor ilk başta izleyiciye. Eminim, Perhan’a da güzel gelmiştir.
Ama unutulan bazı şeyler var işte. İnsanların iki yüzlü, aşağılık, ahlak yoksunu varlıklar olduğu mesela. Herkese güvenmememiz gerektiğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor bu yapım.
Filmde diyor ya hani “benim ruhum bir kuş kadar özgürdür”. Filme cuk diye oturmuş laflardan biridir bu replik. Bi yerlerde karton benzeri evde yaşayan, gerçekten de gün yüzü göreceğine inanan ve bu inancı kaybetmeyen insanlar olduğunu görmek içime pardon ama öküz gibi oturdu.
Yorumumu hala ağladığım için yazamadığımı farkettim. Ama yarım da bırakmayacağım çünkü bu film öylesine bir film değildi.
Müziklerinden bahsetmeme gerek bile yok. Filmi listemde yıllardır bekletmiş olabilirim ama müziklerinin neredeyse hepsini bunca zaman dinledim. Kaç yıl oldu dinleyeli, her biri hala aynı zevki veriyor.
Bu filmde, müziklerinde, oyunculukta emeği geçen herkese helal olsun.
Peki biraz da o sonu övebilir miyiz? Tıpkı filmin kendisi gibi mükemmeldi. Sanırım ilk kez bir yapım bittiğinde en sondaki siyah yazılar bitene kadar bekledim. Normalde “aa bitti kapatayım” artık mood’undayım ama bu film baya sağlam koyduğu için kapatamadım.
Spoiler gibi bir şey yazdım galiba. Okumayabilirsiniz.
Biraz da içimi dökeceğim. Sanki yarım saattir hiç dökmüyormuşum gibi.
Bazen insan sevdiği kişiyle bir gelecek hayali kurar. Bu hayali sürekli düşünür durur. Pek fazla şey istemez. Kendi dünyası, sevdikleri yeter ona. Önüne çıkan engelleri aşmak için olmayacak insanlara güvenir, o kadar güvenir ki artık kendi yolunu şaşar. Sonra bi bakmış ki elinde hiçbir şey kalmamış. Ey dünya, ne kahpesin..
Davor Dujmovic (Perhan) filmden 10 sene sonra intihar etmiş. Gidip buna da ağlayacağım. İyi geceler.
“Ruhumu zincirleyip beni zincirli bir dansöz gibi oynatmaya çalışıyorlar. Kanatlarımı kırpıyorsunuz. Kanatsız bir ruh ne işe yarar ki? Benim ruhum özgürdür. Kuş gibi özgürdür. Yükseklere çıkıp sonra aşağıya iner. Bazen gözyaşı döker, bazen de şarkılar söyleyip kahkahalar atar.”
“-Beni gördüğüne sevinmedin mi nine?
+Ninen seni çok severdi. Ama söyle bakalım oğul. Kendine ne yapıyorsun böyle?”
“Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum ben.”
“Hayallerim yandı, kül oldu. Hayalleri olmayan bir çingene neye yarar ki?
Çatısız bir kilise…
Sessiz bir çan gibi…”