Spoiler içeriyor
Şanslıyız ki Halikarnas Balıkçısı gibi bi adamdan sonraki bir dönemde doğduk. Ondan sonra, bütün geleneklerin tekelini ele geçirdik. Bilirsiniz ya; üst tabakayı alt tabakanın üstünde ve alt tabakaları da üst tabakanın altında tutan hep gelenektir. Ticaret bakımından bakılınca, eskinin değerinin…devamıŞanslıyız ki Halikarnas Balıkçısı gibi bi adamdan sonraki bir dönemde doğduk.
Ondan sonra, bütün geleneklerin tekelini ele geçirdik. Bilirsiniz ya; üst tabakayı alt tabakanın üstünde ve alt tabakaları da üst tabakanın altında tutan hep gelenektir. Ticaret bakımından bakılınca, eskinin değerinin her zaman yenininkinden kat kat üstün olduğu görülür. Sözgelimi yeni bir şemsiyenin maliyet fiyatı belli olduğu için, onu yüzde bin kârla satmak vurgunculuk olur. Fakat, eski bir elbise bir liraya alınıp yüz liraya satılabilir. Eskiciler, ölen birinin pantolonunu satın alır, temizler, onarır ve satarlar. Biz bu işe, endüstrimize layık olan bir genişlik ve derinlik kazandırdık.
'Eskiler alayım!' diye, ölülerin pantolonlarını alıp satmadık. Fakat, ölmüş insanların yaşama biçimlerini ve fikirlerini alıp, onlara şöyle bir çekidüzen verdikten sonra onları, kat kat kârla dirilere sattık.
..
Bilirsiniz, pratik paltolar vardır. İçi yağmurlu hava için empermeabl(su geçirmez), dışı da kuru ayaz için yünlüdür. İnsan, havaya göre içini dışına ya da dışını içine çevirip giyebilir. Yas gününü hemen izleyen şenlik günü için 'vah vah' makinelerimizi şanzımanlı yaptırdık. 'Vah vah' aletleri tamamıyla ters ayarlanınca, bayramlarda kullanılmak üzere 'hah hah haahhh!' diyen kahkaha aleti olurlar.
..
Doktor Dimbleton,
"-İşte, acaba ne konuşuluyordu diye meraka değecek bir şey yoktu. Çünkü herkesin ne söyleyeceği, o sözler söylenmezden önce, herkesçe bilinirdi. Dahası, karşıdakinin vereceği cevap ve o cevaba ötekinin vereceği karşılık, herkesçe önceden bilinirdi." (reis burada günlük bayağılaşmış, monoton konuşmaların muazzam bir tespitini yapmış, emoji yerine İnsanlığımı Yitirirken(bkz:Osamu Dazai))
..
İnsanlar köreltilen yargı ve görüşleri dolayısıyla gerçeği göremezler.
Hele iyi insan kötü insan ayrımından hareketle röpdeşembır bi pasaj var ki uzunluğundan ötürü buraya atmam, atamam.
Yine tasavvufi felsefeye çok güzel bir gömmesi var merhumun.
Belki o anda, hayal gözüyle ta uzaklara ışıl ışıl parıldayan Akdeniz'i gördüğü gibi, dış düşman kadar, hatta onlardan ziyade kendisine güçlük çıkartmış, Konya isyanlarını, koltuk altında güya Kur'an taşıyan Anzavur'ları ve Halife ordularını doğurmuş ve yüzyıllardır ülkenin gırtlağına yapışarak onu hemen hemen boğmak üzere bulunan o koyu ve karanlık taassubu artık tepelemek olanağını görmüştü. (mekânın Cennet olsun Ata'm. Sen rahat uyu.)
Çocuk terbiye gördükçe ahlaksızlaşır. Sözgelimi; yüzüne tüküresi gelen insana, gülümseyerek; "Teşekkür ederim..." diye yalan söylemesini öğrenir. Çocuk beğenilmeyen doğruyu söylediği zaman dayak yer. Beğenilen, terbiye sayılan yalanı söylediği zaman pohpohlanır, "aferin" alır. Okumaya başladığı zaman ilk okuduğu tümce; sözgelimi: "Bugün küçük Mehmet okula gitti..." Daha sonra, "Okula gittiği için çok sevindi." yollu bir "Martaval"dır.
Yalan yeryüzüne geldiğinden beri çoğunlukla ya siyasaldır ya da ekonomiktir. Gerçekte bu iki şey de aynı yola, yani kazanç ve paraya çıkar. Hatta;" Çok söz yalansız olmaz, çok para dolansız olmaz! "denir.
Dine, kutsal kitaplara göre yalan" şeytanın dölüdür". Yani şeytan, doğrunum ırzına geçmiştir. Gebe kalan ırz, dokuz ay sonra yalan denilen, dinsel deyimiyle "Veled-i zina" yı doğurmuştur. Ama dedik ya, yalan çoğu kez siyasal ve ekonomik olduğu için, yalandan kazananlar şeytanlarla, şeytanın ırzına geçmiş olduğu doğrunun nikâhını kıyarlar. O zaman şeytanın dölü, bir piç olmaktan çıkar ve yalan meşru olur.
Yalanın gözü kördür. Vücudu öldürmekle kendini de öldürdüğünü görmez. Çoğunlukla böyle olduğu içinde, başlar; üzüntü ve yasla sallanır: "Bir varmış bir yokmuş. O da gitti gider. Ne olacak yalan dünya!" denilir.
Birçokları, iyi niyetli bir dünya sosyalizmini amaç edinmişlerdir. Öyle bir dünya ki, onda besin ve ısınacak yakıt; hava ve su gibi bedava olsun. Fakat böyle bir dünya, insanın ancak maddesel gereksinmelerini sağlar. Her ne kadar istenmeye değer ise de, erişilecek bu ütopya - ki o zamana kadar insanlık yok edilmezse erişir bittabi- yapsa yapsa, insanı, otlakta besiye çekilmiş ineğe benzetir.
Ateşin aklı olsaydı, insan gibi köprü kurardı, akarsuyu, sönmeden geçerdi, kayık yapardı, denizlerde gezer tozardı.